Ben kimim ki…

Boşver sen, ben öyle sıkıntıya gelemem, kimseye de bir şey demem, her şeye de gücenmem. Seversem söylerim, sevmezsem söylemem, güler geçerim, bırak o anlasın. Yok öyle yamuk yumuk yürümeler, neyse ayağım öyle yürürüm. Hantal ayaklarla büyük adım atmaya zorlamam, zaten gidiyorum. Kimseye de hesap vermem, yaradan “yukarıda” o elbet sorar bir gün hesabını bekler dua ederim. Giderim karşısına, her şeyi açık açık anlatırım. Yok öyle, gerek yok bu dünyada kasmaya…

Hani derler ya, ” ne ekersen onu biçersin”, ben daha ekemedim ki, neden biçmeye başladım şimdi ben, buna da mı güceneyim? Yok yok boşver, takma sen kafana…

Hepimiz birbirimizi suçluyoruz. Hepimiz dünyayı suçluyoruz. Hepimiz ağaçları, hayvanları, doğayı suçluyoruz lan, biri de çıkıp demiyor ki kim yarattı lan bunları onu suçlayalım? Ne oldu korktun mu ki? Neden ki yaratılanları suçluyorsun? insan ya bu, kendisini suçlayamaz, bir de yaradanı suçlayamaz. O kadar korkaktır çünkü…

Bana gelince, ben öyle sıkıntıya gelemem. İnanıyorsam giderim, pişman olmam. İnanmıyorsam da giderim, ama hep başkasına güvendiğim için giderim. Sonuç hüsran olur, pişman olurum. Ben istediğimde gidersem hiç değilse kendime gücenirim. Başkasına gücenmeye tahammülüm yok. kimseyi kırmaya da tahammülüm yok.

Hayat bazen bir tokat attığında, neden herkes karşılık verme çabasına kapılıp kendini kaybeder ki? Kaybolduğunda kime cevap vereceksin ki? Bırak hayatı kuran düşünsün hataları. Elbet bir gün kalkar sen de bir hayat kurarsın, eğer inanıyorsan… İnanın, inanmak güç verir. İnanın, inanmak başarı verir. Allah’a inanın. Yaradana inanın. İnanın, çünkü iman umut verir, çünkü iman duygu verir, yaşama duygusu, sevme duygusu, tapma duygusu, ahlak, aşk, tutku verir. İnanın.

Kafan Rahat olacak Hacı

Kafan rahat olacak hacı, bir bardak çayını içerken bile içindeki kaşığın sesi etrafta duyulacak, öyle yalnız olacaksın, bir tutam gül demeti, bırak dalında kalsın, öyle sokaklarda gezdirip de sevgilinin eline tutuşturmak yavşaklıktır, bırak dalında kalsın, o dalında büyür mutlu, kafan esince hacı, çekip gideceksin, bineceksin otobüse numarasından sanane, atla işte dönüp dolaşıp aynı yere gelmiyor musun sonuçta, ee daha ne bu tedirginlik, uzaya götürecek değil ya. Yapmacık takılmaya gerek yok, kim seni nasıl biliyorsa gördüğü ilk 15 saniyede karar vermiştir zaten, daha ölsen değiştiremezsin, boşuna uğraşma. Yaptıklarını birilerine anlatmak zorunda değilsin, eğer birşey yapmışsan zaten uzayda bir boşluk doldurmuşsun demektir. Bırak insanlar seni bulsun. Rahat ol.Canın gitmek istediğinde durma, canın öpmek istediğinde durma, canın düşmek istediğinde bile durma, “bir saniye sonrasını bile tahmin edip bulamayacağın bir yaşamda fırıldak olmanın bir anlamı yok.” Doğruya doğru de, yanlışa yanlış, her doğruyu da her yerde söyleme, bazen doğrular yanlıştır. Mekanlar insanları değiştirir aslında. Evindeki ruh halin hep aynıdır mesela. İşteyken farklı, kafedeyken farklı. Her yerde ruhumuzdan bir parça bırakıp, geri döndüğümüzde o mekanlara onu tekrardan ruhumuza entegre ederiz ve yine aynı davranışları sergileriz. ruha saygı duy, bedene nankörlük etme, sen seni bilmiyorsun, neyin mücadelesini veriyorsun. Daha ruhunu çıkarıp ipe asamamışsın, sen neyin peşindesin. Bırak bu ayakları hacı, sen git anason kokuları içinde sevgilinin gerdanında rüyaya dal. Boşver dünyaları, dünyalar sen olmadan da aydınlık, sen olmadan da karanlık. ALİ YILDIRIM 🙂