TÜYAP İngiliz REED Fuarcılık ile ortak oldu

Fuarcılık alanında Türkiye’nin bir numarası TÜYAP ile dünyanın bir numarası İngiltere merkezli REED, güçlerini birleştirdi. İlk aşamada tıp, ambalaj ve gıda alanlarında yürütülecek ortaklık kapsamında başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin, bu sektörlerde bölgedeki konumu perçinlenecek.

Last FM, kullanıcı şifrelerinin çalınması konusunu araştırıyor

LAST FM’den kullanıcı şifrelerinin değiştirilmesi konusunda zehir zemberek bir mail aldım. Türkçe karakter barındırmayan bu mailde, anlaşılmaz cümleler dikkat çekiyor. Öznesiz, virgülsüz olan cümleleriyle rica değil resmen kullanıcılarına “andıç” göndermiş. İşin diğer ilginç yanı, “kullanıcı şifrelerinin çalınması konusunu araştırıyoruz, Bir tedbir olarak tüm kullanicilarimizdan sifrelerini acilen degistirmelerini istiyoruz” cümlesi, “bizim sistem hack’lendi, şifreleriniz çalındı, lütfen değiştirin” demenin akademik karşılığı diye tahmin ediyorum. Alelacele ingilizce karakterlerle kaleme alınmış bu andıcı aşağıda ilgililerin bilgisine sunarım. Kriz yaşadığınızda lütfen soğuk kanlı olun. Acele etmeden, anlamlı ve anlaşılır bir metin kaleme alın.

Sevgili alyldrm,
Su anda bazi Last.fm kullanici sifrelerinin çalinmasi konusunu arastiriyoruz. Bunu diger sitelerde ve çevrimiçi gönderilen bilgilerde de sifre hirsizliklari izliyor. Bir tedbir olarak tüm kullanicilarimizdan sifrelerini acilen degistirmelerini istiyoruz.
Lütfen Last.fm’de oturum açin Last.fm ve ayarlar sayfasinda sifrenizi degistirin.
Kullanici adiniz: alyldrm
E-posta adresiniz: ali@alyldrm.com
Birden fazla Last.fm kullanici hesabiniz varsa, her bir kullanici hesabi için parolayi degistirmeniz gerekir. Asagidaki baglantidan e-posta adresinizle iliskili tüm Last.fm kullanici isimlerinizle ilgili bir e-posta alabilirsiniz: https://www.last.fm/settings/lostusername.
Yeni Last.fm sifrenizin diger hizmetlerde kullandigindan farkli bir sifre olmasini öneririz. Güçlü bir sifre seçimiyle ilgili daha fazla tavsiye için surayi öneririz: http://www.google.com/intl/tr/goodtoknow/online-safety/passwords/
Sifrenizi degistirirken verdigimiz sikinti için üzgünüz; Last.fm gizliliginizi çok ciddiye alir. Bunun temeline indigimiz için forumlarimizda ve Twitter hesabimizda güncellemeler yayinlamaya devam edecegiz. Bu mesajinda çevrimiçi kopyasi için http://www.last.fm/passwordsecurity.
Tesekkürler,
Last.fm Ekibi

Kapitalist yaşamda reklam etiği

Kapitalist düzen açısından reklam ayırt edicilik ve marka değeri yaratma aracılığıyla daha fazla pazar payı alabilme savaşında önemli bir silahtır. Bilindiği gibi bir burjuva açısından pazarladığı ürünün piyasada doyma noktasına (ki böyle bir noktanın olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur) gelip gelmediği talidir. Girişimci, yatırımın ilk anında piyasa ihtiyaçlarını (az üretilen ya da üretimi olmayan bir sektör gibi) düşünse dahi -ki her zaman bunu düşünmez- daha sonrasındaki yatırım ve üretimde tüketicinin “bağımsız” ihtiyacı belirleyici olmaz. Tüketicinin kendi kendine “ihtiyaç” olarak hissetmeyeceği bir malı kapitalist neden üretir sorusunun cevabı piyasa ekonomisinde işlerin sanıldığı gibi yürümediğini gösterir.

 

a) İhtiyacın sınırsız! O halde sınırsız tüket!

Kapitalist toplumda üretimin düzensizliği veya daha teknik bir ifadeyle üretim anarşisi hiçbir biçimde kendisini salt piyasanın “bağımsız” ihtiyaçlarıyla sınırlamaz. Özellikle kapitalizmin ilk gençlik, ergenlik dönemlerinde örneğine sıkça rastlanan satılmayan üretim fazlasının ürünün fiyatını düşürmemek için imha edilmesi sahneleri kadar, bugün bazı malların tüm insanlık nüfusuna yıllarca yetecek kadar üretilmiş ve stoklanmış olması, yukarıdaki tezin örneksel bazda bir kanıtıdır. Daha acımasız bir örnek ise ürettiği malın değişim değerinin artması güdüsüyle piyasada artan talebe rağmen malın stoklanarak piyasaya arz edilmemesi stratejisinin de belli dönemlerde burjuvazi tarafından kullanılmış olması gerçekliğidir.

Her koşulda kapitalist açısından vazgeçilmeyecek olan şey kârını nasıl maksimum seviyeye çıkaracağı sorusuna bulduğu çözüm yoludur. Bir biçimde piyasaya arz ettiği malı kâr maksimizasyonu sağlayarak satabildiği müddetçe kapitalist malın tüketicilere ihtiyaç temelinde fayda sağlayıp sağlayamadığıyla hiçbir biçimde ilgilenmez.

Bunun en kolay ve en etkili yolu da elbette ki reklamlardır. Gazetelerde, dergilerde, televizyon kanallarında, broşürler aracılığıyla; posta, cep telefonu yoluyla, internette, apartman duvarlarında; billboardlarda, otobüs duraklarında, metro istasyonlarında ve şimdi aklımıza gelmeyen farklı yerlerde farklı biçimlerde reklamlarla karşılamamız bu durumun bir sonucudur. Reklamda amaç; piyasada tutunmak, pazarda pay kapmak, tercih edilirliği artırmak, marka değeri yaratmak, sürekli kendini hatırlatmaktır. Bu nedenle etrafımız, yaşadığımız tüm dünya kapitalizmin insafsız kuşatması altındadır. Hemen her alanda kafamızda uçuşan markalar, ağızlara dolanan reklam müzikleri, işletmeciliğin göz bebeği innovasyon (yenilik) stratejileriyle alacalanmış ambalajlar güler yüzlü satış temsilcileri ve “müşteri her zaman haklıdır” tevazusu ile kamçılanmış tüketici gerçeği kolay kolay kırılmayacak bir kuşatma çemberinin olmazsa olmaz parçalarını oluşturmaktadır. Özellikle promosyon konusu, tüketim çılgınlığını görebileceğimiz önemli alanlardan birisidir.

 

b) Reklamda kural

Tüm bir piyasada duran ya da dolaşan sermayenin adil dağılmamış olması, teşvik ve primlerin “küçükleri” kapsamaması kredi tuzaklarının yıpratıcılığı bir yandan diğer yandan da reklam verme şansının da “büyüklerin” lehine olması rekabetin nasıl haklı olduğunu kafalarda soru işareti haline getirmektedir.

Tüketici için ise durum daha da kötüdür. Her ne kadar reklamda yanıltıcı bilgi vermeme, beğenilmeyen ya da defolu malı 7-15 gün içerisinde değiştirme hakkı olduğu söylense de malın 7 gün içinde değiştirme hakkının işlevliliği bir yana tüketici dışındaki piyasa aktörlerinin bu olaya pek de sempatik bakmaması gibi bir sorunun varlığı açıktır.

Gazetelerden kupon kesilerek alınan malların, kamera hileleriyle büyük, alacalı ya da çok fonksiyonlu gösterildiğini 30 kupon karşılığında başvuru kaynağı alacağımızı düşünürken cep boy kitaplarla karşılaştığımızı hangimiz unutabiliriz ki? Yanıltıcı reklam yapmanın cezai karşılığının caydırıcı olmaması gerçeği bu ekstrem (uç) örneğin dışında da yanıltıcı reklamlarla karşı karşıya olduğumuzu kanıtlamaktadır. Hem de bunların bazılarının hiçbir şekilde ceza dahi almadığı bilinmektedir. Zaten bir diğer mesele de para cezalarının niceliksel olarak artmasının dahi caydırıcı olamayacağı gerçeğidir.

Buradan çıkaracağımız sonuç reklamda etik anlayışının pek de sağlam olmadığıdır. Nihayetinde “paranın açamayacağı kapı yoktur” düsturu uyarınca üniversite klinik ya da laboratuarlarını dahi piyasanın ellerine emanet eden bu sistemde bir ürünü ya da markayı aldığı paraya mukabil kullanmamızı tavsiye eden laboratuarlara mı yoksa onay-tavsiye belgesinin aldıktan sonra büyük bir iştahla bu tavsiyeyi-onayı reklamlarda kullanan burjuvaziye mi güveneceğimiz sorusunun cevabı her halükarda tabii ki “ikisine de güvenmeyeceğiz” olacaktır.

Pazar payını genişletme amacıyla burjuvazinin yarattığı reklam kirliliğinin boyutu günümüzde öyle bir noktaya ulaşmıştır ki ufak-tefek innovasyonlar sonucu piyasaya sürülen “yeni” mal ve modelleri takip edebilmek oldukça zorlaşmıştır. İnsan sağlığını ilgilendiren konularda bile aldığı ürünün aslında kendisini çok da iyi korumadığını ima eden reklamları izleyen bir tüketicinin sırf pazar payı kaygısıyla aldatıldığı paniğe itildiği bir durumda felsefi “evrensel etik kuralları” var mıdır?

 

c) Reklam ve tüketici

Reklam konusunun girişimci açısından önemli bir yeri bulunduğu açıktır. Bu nedenle reklam olgusunu incelerken onun tüketicide nasıl bir etki yarattığını da incelemek gerekmektedir. Tüketicinin tercihini belirleyen tek şey reklamın çekiciliği olmamaktadır. Reklamın çekiciliği kadar önemli başka bir konu reklamın sürekliliğidir.

Televizyonların sabah saatlerinde genellikle verilen ve anneleri hedefleyen çocuk bezi reklamlarını, televizyon izleyen herkes bir şekilde görmüştür. Anne-baba olmadığı gibi evli dahi olmayan birçok kişinin en az iki farklı çocuk bezi markasını hiç markete gitmeden rahatlıkla sayabileceği açıktır. Esasta, çocuk bezi üreten şirketler açısından bu kesim hedef kitle olmasa dahi çocuk bezi alacak kişilerin tercihlerini etkileme potansiyeli ve belli bir zaman sonra hedef kitleye dâhil olacağı ihtimali açısından reklamı izlemiş-okumuş olmaları avantajdır.

Çekici ya da itici reklamlar aracılığıyla (reklamın iyisi-kötüsü olmaz) girişimcinin malını sürekli olarak taze tutması ya da innovasyon sonucu oluşan yeni malı, ismi veya ambalajı tekrar bizlere yani tüketicilere tanıtması gerekmektedir. Aksi takdirde pazar payını kaybetmesi güçlü bir ihtimaldir. Çocukluğumuzdan hatırladığımız bazı bisküvilerin artık piyasada olmamasının nedeni de bizim o zamanlar beğenerek tükettiğimiz bisküvileri yeni nesillerin beğenmemesi değildir. Bilakis yenilenen pazar koşullarında payını farklı markalara kaptırmış olmasıdır.

 

d) Medyanın yeri

Yazımızın içerisinde de belirttiğimiz gibi reklam piyasasının en önemli öğelerinden birisi de medyadır. Örneğin filmler… Filmin en uygun sahnesinde kahramanın içtiği asitli bir içeceğin ya da şişesi terlemiş alkollü bir içeceğin izleyicide yarattığı etki filmi basit ve masumane değerlendirmemize doğal olarak engel olacaktır.

Tıpkı reklam veren gibi reklam alan da kendi menfaatini önde tutmaktadır. Dolayısıyla burjuvazinin reklam ahlaksızlığının medyada da geçerli olması bu durumun bir başka sonucu olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. Çünkü medya dediğimiz alanda da kaçınılmaz olarak burjuvazi vardır ve olacaktır.

Amacı film sunmak olan bir sinema projesinin sponsor bulma kaygısıyla hareket etmesi ya da daha kötüsü bu sponsorluk ilişkisini gizli tutarak izleyenin bilinç altına seslenen belli oranlardaki film karelerinde markayı şırınga etmesi işte bu sınırın ötesindedir.

Aynı durum basılı medya açısından da geçerlidir. Kimi gazetelerin belli aralıklarla verdiği reklam broşürleri yetmezmiş gibi sayfalarca reklam yayımlayarak adeta bir reklam gazetesi haline geldiğini biliyoruz. Ancak buna ek olarak belli bir yayın çizgisinin dışında olan hemen her gazetenin yine en çok satan gazetelerin tıpkı sinema ve televizyon sektöründeki gibi kendi sınırlarını aşarak haberlere de reklam sıkıştırması medya etiği diye bir kavramın olmadığını, eğer varsa da oldukça laçkalaşmış olduğunu kanıtlamaktadır. Bu yazıyı hazırlarken incelediğimiz dört adet “farklı kesime” hitap eden gazetenin ekonomi sayfalarında yer alan toplam 71 haberin 32’sinin reklam içermesi düşündürücüdür. Daha can alıcı olanı ise reklam içeren 32 haberin tamamında ürünün resmi ya da şirketin logosunun kullanılmış olmasıdır. Ertesi günde yine aynı gazetelerin yaptığı yine 71 ekonomi haberinin bu sefer 38’inin reklam içerdiği ve reklam içeren haberlerden sadece 4’ünü resim ve logosuz olduğunu söyleyebiliriz.

(Bir ÖG Okuru)

Özgür Gelecek

“Reklamlar ürünün size olan faydasından değil, sizi etkisi altına almak istemesinden güzeldir”

Ben markaların reklam bombardımanından öyle bunaldım ki, bunu bir yazı ile dile getirmek istedim. Evde, yolda, metroda, metrobüste, İETT otobüsünde, tramvayda, tuvalatte, banyoda her yerde reklamlara maruz kalıyoruz. Her yerde bir ilan var. Peki algımız binlerce markanın yüzlerce reklamını algılayacak kapasitede mi? Bu markalar, reklama harcadığı paranın kaçta kaçının karşılığını somut olarak alıyor? bununla ilgili bir araştırma olsa da öğrensek.

Reklamların bu derece fazlalığı, George Orwell’in 1984 romanında bahsettiği gibi her yerde bir ekran olacak ve biz o ekranları seyretmek zorunda kalacağız. Bu ekranlarda bir lider olacak, o liderin ürettiğini, söylediği her şeyi yapmak zorunda kalacağız. Acaba markalar, teknoloji ile birlikte kendi sadık tüketicisini yaratmak için mi bu derece para harcıyor? 20 yıl sonraki teknolojiyi düşünüyorum. Acaba, insanların alınlarında Samsung, Apple gibi damgalar mı olacak? öyle bir pazarlama stratejilerine maruz kalıyoruz ki, kimisi ben Ihpne’dan, kimisi ben Android’den vazgeçmem, kimisi de ben Blackberry’siz yaşamam diyor. Peki onları bu derece partizan yapan durum reklamlarda duygusal yoğunluk mu, yoksa her anında reklama maruz bırakılması mı? şahsi kanaatim, markaların bizim her anımızı kullanarak reklama maruz bırakması.

Reklam trafiği
Sabah evden çıkıyorum, yol kenarında bir pano, üzerinde “Samsung Galaxy s3, senin için tasarlandı” yazıyor. İyi güzel diyorum. Metrobüs durağına geliyorum, tam akbili basıcam, turnikede reklam, “en iyi tatil bu yıl bilmem ne turda” yazıyor. İyi bakalım. İlerliyorum, durakta her bir metrede bir pano ve farklı markaların reklamı. Gözüm şimdiden yoruldu. Devam edelim. Metrobüse biniyorum. Ayaktayım, tuttuğum tutacağın içinde reklam var. “en iyi tesisatçı” yazıyor. İyi buna da tamam dedim. Gözümü otobüsün önüne doğru çevirdiğimde tam karşıda bir pano, “bu yıl yine birinciyiz” diyen bir dersane reklamı. Buna da tamam diyorum. Metrobüsten inerken gözüm ekrana takılıyor. Belediye reklamı var. Gülüyorum, devam ediyorum. Metrobüsten iniyorum. Turnikelerde yine reklam var. Güvenlik kulübesinde bile reklam var, “kendinizi güvene” diye bir sigorta şirketi. İndim, devam ediyorum. Merdivenlerin başında iki kişi bekliyor, “buyrun ingilizce kursu” diye el ilanı dağıtıyor. Diğer arkadaş da büfenin uygun fiyatlı broşürünü veriyor. Kafam allak bullak henüz değil. İşe doğr devam ederken yoldaki sıra sıra reklam panolarını ve binaları örten o devasa reklam brandalarını saymadım. İşe geliyorum. İnterneti açıyorum, bangır bangır bangır reklam banner’ları. Mailimi açıyorum, onlarca spam reklam mailleri. İyi tamam diyorum. Akşam oluyor eve geliyorum. Yukarıda saydığım bütün süreçleri yeniden yaşıyorum. Eve gelince TV’yi açıyorum bir dizi seçiyorum, dizi başlıyor, ilk verdikleri mesaj, “bu dizide sanal reklam uygulaması vardır.” Tamam diyosun, dizinin her yerinde banka pizza reklamları. O reklamlardan diziye kafa veremiyosun. Neyse, 10 dakika dizi izlediniz mi, hem reklamlarla hem dizi sahneleriyle, bir de reklam arası başlıyor. Markalar ardı ardına bombardımana devam ediyor. Ellerinde olsa dizi arası reklamlara bile sanal reklam uygulaması koyacaklar.

Peki bu durumda bir insan beyninin günde kaçta kaçı kendini işe, eşine okuluna verebilir? araştırma yapılsın, insanların büyük çoğunluğu konuşmalarında markalara daha çok yer ayırdığı ortaya çıkabilir. Teknolojinin gelişmesi, insanların konsantrasyon sağlayamamasında büyük rol oynadı. 75 milyon insanın 65 milyonunda telefon var. Bu insanlar o kadar telefonla konuşuyor ki, yayılan sinyallerden bile reklama maruz kalıyoruz. Bir nevi reklam. Hissedemediğimiz dalgalar, ağırdan beynimizi oyuyor.

Peki markaların bu bombardımanından nasıl kurtulabiliriz? neden bu denli reklam uygulamalarına ağırlık vererek tüketicileri, daha doğrusu insanları etki altına almak istiyorlar? Muamma.

Benim tavsiyem işe, okula, eve giderken gözünüzü kulağınızı kapatıp devam etmek. Yoksa konsantrasyon, taze beyin ve taze hafıza kalmayabilir. Markaların kölesi olmayın. Markaların kitlesi olmayın. Bağımlı kalmayın.
Sözüm markalara, her gün binlerce markanın binlerce reklamına maruz bırakılmak istemiyorum. Ben ne markalara, ne de devlete köle olmak istemiyorum. Bana metrobüste piliç reklamı yaparak öğlenin kan sıcağında mangal yaptıramazsınız. Bana Metronun tuvaletinde GQ reklamı yaparak magazin okutamazsınız.

Lütfen farkında olun, reklamlar ürünün size olan faydasından değil, sizi etkisi altına almak istemesinden güzeldir. Etkilenmeyin.

Kızgın Kuşlar İstanbul KuşAtması’nda!

Mobil cihazlarda dünyanın en çok oynanan  oyunu olan Angry Birds İstanbul’u kuş attı! Kızgın kuşlar ilk kez Cheetos için iki kıta arasında uçtular. Asya’dan 9 metrelik dev bir sapanla atılan kuşlar onlarca denemeden sonra 910 metrelik mesafeyi katederek Avrupa’da kurulan devasa platformu tam isabet ile vurdular. İşte o ilginç görüntülerin olduğu video:


Cheetos için özel hazırlanan Angry Birds oyununu www.istanbulkusatmasi.com’dan oynayabilirsiniz. Her gün yeni bir iPad 2 ve yanında bir sürü ödül kazanma şansınız var…

Bir bumads advertorial içeriğidir.