“Sosyal medya paylaşımları, insanları ve toplumları olgunlaştırır”

Sosyal medyada etik konusuyla ilgili daha önce bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıda sosyal medyayı profesyonel olarak kullanan saygıdeğer iletişimcilere sorular yöneltmiştim. Sağolsunlar beni kırmayıp sorularımı cevaplamışlardı. Yazının ikinci bölümünde  Lotus Medya Kurucusu Fatih Taşkıran sosyal medyada etik konusunu cevapladı. Bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Okuyanlara çok faydalı olacağını düşünüyorum. Fatih Taşkıran’ı Twitter’da takip edebilirsiniz.

Sizce bireylerin bastırılmış duygularını sosyal ağlarda ortaya çıkarmaları kime ne fayda sağlıyor?

Sosyal medyada insanların gerçek hayatta ifade edemediği duygu ve kişiliklerini açığa çıkarmasını hemen herkes olumsuz değerlendirse de ben aksine çok faydalı olduğu kanısındayım. Bunun insanları ve toplumları olgunlaştırdığını düşünüyorum. Konuşmayan bireylerdense konuşabilen bireylerin olması her zaman daha iyidir. Bu bizi kapalı toplumdan açık topluma taşır.

Açık iletişimin olması ise topluma değer katar. İnsanlar başka türlü olgunlaşamaz. Sosyal medya da aynı gerçek hayat gibi deneme yanılma yoluyla kendi kültürünü ve toplumunu oluşturuyor. Duyguları bastırmak, ötelemek yerine konuşabilmek bu açıdan önemli. Böylece hem birey ve toplum olarak bilmediğimiz yönlerimizin ortaya çıkmasını ve bunu sorgulamamızı sağlıyor hem de daha iyi bir topluma doğru yol alıyoruz.

Etik sınırlarının bu platformlarda giderek aşılmasına dur demek için neler yapılabilir?

Etik sınırlar konusu gerçek hayatta binlerce yıldan, sonuçları ağır olan sayısız deneyimden ve büyük değişimlerden sonra bile hala oturmamış bir konu. Henüz daha çok genç olan sanal dünyadan bunu hemen beklememiz çok iyimser. Zamanla yaşananlardan çıkarılan derslerle elbette internette kendi bilincini ve denetim mekanizmasını oluşturacak ve iyi ile kötününün ayrımı hızla keskinleşecektir. Üstelik internetin doğası gereği bu oldukça hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.

Sosyal medya için etik kuralları oluşturulsa ilk üç madde olarak ne yazardınız?

1 – Kendiniz olun, kimliğiniz ve yazdıklarınız tamamen sizin ürettiklerinizden oluşsun. Taklitten, olmadığınız bir gibi davranmaktan ve başkalarının ürettiklerini çalmaktan uzak durun.

2- Özel yaşamın gizliliğine saygı gösterin. Başkalarının sizin hakkınızda konuşmasını ve didiklemesini istemediğiniz hiçbir şeyi siz de başkalarına yapmayın. Nefret söyleminden kaçının.

Üretilen içeriklerin olgunlaşmadan ve doğruluğunun teyit edilmeden yayılmasına katkıda bulunmayın. Bir haberi birkaç kanaldan veya otoritelerden teyit etmedikçe gerçekmiş gibi duyurmayın.
(Bu yazının içeriği aynı zamanda Digitalage’de de yayımlanmıştır)

Fransa: Lille, saat kulesiyle ünlü şehir

Tarih Ekim 2010’u gösterirken, ilk Fransa deneyimim olan Lille’e gitme kararı almıştım. Belçika’ya en yakın Fransız şehri olan Lille tipik Fransız mimarisi, sanatsal faaliyetleri ve görünümüyle komşularından ayrılıyordu. Lille hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse,  Fransa’nın kuzeyindeki Nord-Pas-de-Calais bölgesinin Belçika sınırındaki en büyük şehridir. Hem Nord-Pas-de-Calais Bölgesinin hem de Nord Deparmaninin merkezidir.

Şehrin adı Deûle ırmağındaki bir adadan gelir. Eski Fransızca (L’Isle), Felemenkçede (Ryssel) veya (Rijsel). Lille ve civarı tarih boyunca Romalıların etkisinde kalmıştır ve Latinceyi kullanmıştır. 226 000 kişilik nüfusu ile civarın en büyük yerleşim merkezidir. Kent 2004 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiştir.

Lille’de ziyaret edilmesi gereken yerlere baktığımızda çok güzel bir kule var. Lille’i 360 derece seyredebilirsiniz. İçerisinde eski bir saat mekanizması var. Görülmeye değer.

Lille’de yer alan adını hatırlayamadığım kuleden güzel bir şehir manzarası izleyebilirsiniz. adını Mini bir eyfel de koyabilirsiniz.

 

Eski saat mekanizması ve saat kulesinin yanında yer alan mimari yapısı göz alıcı Opera binası. 

Yazının devamı gelecek… Ah bu yoğunluk… Ayrıca yazının devamını www.gezginseyyah.com adresinden de okuyabilirsiniz.

Adrenalin… Kaldığı Yerden: Toyota GT86

Toyota’nın 50 yıllık spor otomobil birikimini, heyecan verici tasarım özellikleri ve üstün sürüş keyfiyle birleştiren Toyota GT86 Türkiye’de!

Spor otomobilde tutkunun yeni adı olan arkadan itişli Toyota GT86, sürücüsü ile bütünleşerek gerçek, saf ve eğlenceli sürüş keyfini garanti ediyor. Dünyada sadece Toyota’da sunulan önden yatay (boxer) motor ve arkadan itiş özelliklerinin hayat bulduğu sürücü odaklı Toyota GT86, aynı zamanda dünyanın en kompakt 4 kişilik spor otomobili olarak tüm dikkatleri üzerinde topluyor. Toyota GT86, yere yakın olan ağırlık merkezi ve aerodinamik tasarımıyla heyecan ve sürüş keyfi arayanlara hitap ediyor. 


Toyota GT86 ultra hafif gövdesi, kompakt 4 kişilik tasarımı, mükemmel dış tasarımı ve içeride ayrıntılara verilen önem ile sürüş keyfini en üst seviyede yaşatırken, spor otomobil zevkini de geniş kitlelerin erişimine sunuyor. Toyota’nın D-4S teknolojisiyle üretilen 2,0 lt atmosferik boxer motoru ile 200 HP güç ve 205 Nm tork sunan GT86, 6 ileri otomatik vites modellerinde 7,1 lt/100 km yakıt tüketimi ve 164 g/km CO2 salımı ile ekonomik ve çevre dostu sürüşe verdiği önemi de ortaya koyuyor. GT86’da ayrıca ABS ve devre dışı bırakılabilen VSC ile GT86’nın üstün aerodinamik özellikleri sayesinde sürücüler kişisel sürüş kabiliyetlerini ortaya çıkarma fırsatını da bulabiliyorlar. GT86’da sunulan VSC SPORT seçeneği ise dengeden ödün vermeden aracın dinamik sınırlarının keşfine imkan tanıyor.

Toyota GT86 İstanbul Park’ta yapılan lansmanla Türkiye’de satışa sunuldu. Toyota GT86’nın turuncu, kristal siyah, saten beyaz ve şimşek kırmızı olmak üzere 4 farklı renk seçeneği bulunuyor.

Toyota GT86’yı daha yakından keşfetmek için www.adrenalinkaldigiyerden.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Tüm yeniliklerden anında haberdar olmak için Toyota’yı Twitter’dan takip edin: https://twitter.com/Toyota_Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Bir tarih şehri: Salamanca

İspanya’nın Madrid’ine 3 saat yakınında yer alan ve buram buram tarih kokan Salamanca’da neler yapmalı? diye sorarsanız, kısacık sürecek bu yazıya dikkat etmelisiniz.

Kısa bir tarihini vermek gerekirse, Salamanca 24 yıl önce yani 1988 yılında tarihi dokusu ve kültürel mirasından ötürü Dünya Miras Listesi’ne girmiştir. Şehri çoğunlukla Romalılar yönetmiştir. Salamanca özerk bir yapıya sahiptir. Başkenti de aynı adı taşıyan Salamanca’dır. İspanya’nın en eski üniversitesi Salamanca Üniversitesi’dir ki, geçmişi 1218’e dayanır. Salamanca’nın en önemli görülmesi gereken yeri tabi ki Plaza Mayor’udur. Öyle ilgi çekici bir meydan ki, insanın yere bağdaş kurup oturası geliyor.

Şehrin mimari yapısı zaten genel olarak eski binalardan oluşuyor. nereye baksanız bir kale ihtişamı var. Eski bir kilisesi ise, şehrin her yerinden görünüyor. Katedral Vieja diyorlar.

Salamanca, 2002 yılında Avrupa kültür başkenti seçilmiştir. Bunun şerefine Salamancalılar, çarşıda bir caddeye bunun yer heykelini dikmişler.

 

İnsan Salamanca sokaklarında dolaşınca kendini Şövalye gibi hissediyor. Binalar öyle eski ki, elimde bir kılıç olsa da savaşa girsem hissi uyanıyor içinizde. Geçmişte yaşanan savaşları, entrikaları o binaların duvarlarında yer alan figürlerden anlamak mümkün.

Salamanca’da gece hayatına geçelim mi?

Salamanca’da gece hayatı mükemmel. Öğrenci şehri derler ya, işte Salamanca öğrenci şehridir. 1 Euro’ya Shot içebileceğiniz o kadar güzel barlar var ki, oralarda sabahlayabilirsiniz. Alkol ucuzdur. Gece sokaklar öğrenci kalabalığıyla hareketlenir. kimse kimsenin tavuğuna horozuna kış demez. Güvenli bir şehirdir.


Plaza Mayor’da alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar var.sokak gösterisi yapan insanlar, enstrüman çalanlar, şaklabanlık yapanlar bile var. Salamanca gezilip, tarih kokusu almak isteyenler için ideal bir şehir. Madrid’e giden herkes, Salamanca’ya da gitsin. Başkent olan Madrid, ne kadar gelişmiş, ne kadar modern bir görünüme sahip olsa da, Salamanca bir o kadar tarihi ve doğaldır.

Salamanca’da beni evimdeymişim gibi hissettiren Uğur Ünal ve Nur Ülker’e sevgilerimi bir kez daha iletiyorum. Sizi seviyorum.

Bu restaurantlarda yemek yiyebilirsiniz. 

La Cocina de Tono 4.5 5 yıldızlı

El Alquimista 4.5 5 yıldızlı

Restaurante Isidro 4.5 5 yıldızlı

Bu otellerde kalabilirsiniz.
Hotel Rector 5.0 5 yıldızlı
Grand Hotel Don Gregorio 5.0 5 yıldızlı
NH Puerta de la Catedral 4.5 5 yıldızlı
Melia Las Claras Boutique Hotel

Belçika’da hafta sonu nasıl geçer?

Şok mu? ne şoku!, şok ne arar ben de demiştim. Sanırım birazcık farklılıklara şaşırma ihtiyacı hissediyor insan. Mesela şey demiştim; “Yaa pazar günü olsun da bir dışarı çıkayım,  şöyle şehir merkezinde gezineyim,  içim açılır,  iyi olur, bir değişiklik yapmış olurum dedim.” Sonra çıktım tabi ki dışarı.

İnceden bir tuhaflık sezmeye başladım. Yollardan çok nadir araba geçiyor. Bütün dükkanlar, iş yerleri kapalı. Nadiren bir kaç Belçikalıya rastlayabildim. Onlar da pazar günü dışarıya çıkan insan görüntüsü vermiyordu.

Yavaş yavaş şehir merkezine ilerlerken, düşünmeye başladım. “bugün pazar, bütün insanların dışarıda ve eğleniyor yada alışveriş yapıyor olması gerekir; fakat kimsecikler yok neden?” dedim.

Sonradan öğrendim ki Bizim ülkemizdeki gibi insanlar hafta sonları değil hafta içleri eğlenir, alışveriş yapar, gezer-tozar, hafta sonları ise evlerinde dinlenirmiş. Bu yüzdendir ki sokaklar sessiz ve sakin, bütün iş yerleri ve dükkanlar kapalı; ekmek fırınları, marketler, AVM’ler, mağazalar, barlar, diskolar, gece kulüpleri hatta okullar bile. :)

Eğer bir gün yolunuz Belçika’ya düşerse, aklınızda bulunması gereken şeylerden bir tanesi, pazar günleri bütün her yer kapalıdır. Eğer hafta sonu için yiyecek bir şeyler almadıysanız, hafta sonu aç kalabilirsiniz. Tıpkı benim gibi…