Halkla ilişkiler öğrencilerine tarih dersi mi öğreteceksin?

Bir paylaşım sonucu Plato Meslek yüksek Okulu’nun bir akademisyen ilanıyla karşılaştım. İlan, “PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU—>PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU—>PAZARLAMA VE DIŞ TİCARET BÖLÜMÜ—>HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM PR. (İNGİLİZCE)” bölümüne öğretim görevlisi arıyor.

Halkla ilişkiler ve Tanıtım bölümüne bir akademisyen almak isteseniz, nasıl bir eğitime sahip akademisyen arardınız? Öğrencilerin en çok faydalanabileceği şekilde seçim kriterleri getirirdiniz. Halkla ilişkiler master’ı yapmış, halkla ilişkilerde veya yan bilimlerde doktora yapmış birisini.

Fakat Plato’nun bu ilanını görünce hem üzüldüm, hem ne yapacağımı bilemedim.

İlanın detaylarında “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi alanında Yüksek Lisans yapmış olmak, Yakın çağ Tarihi alanında Doktora yapmış olmak.” kriteri yer alıyor. Yani bölüme tarihçi alınıyor. Hangi bölüme alınıyor, halkla ilişkiler ve tanıtım bölümüne.

Bu bölümde okuyan öğrenciler karşılarında tarihçi bir PR’cı gördüğünde ne diyecek? Bu tarihçi öğretim görevlisi bu çocuklara ne anlatacak?

Belli ki kişiye göre ilan çıkarmışsınız. Belli ki kimse başvurmasın demişsiniz. Belli ki, ortada usulsüz şeyler dönüyor. Yoksa halkla ilişkiler bölümüne yüksek lisansı ve doktorası garip garip tarih bölümden öğretim görevlisi talep eder misiniz?

Bu sistem ve ticari kaygılar taşıyan okullar olduktan sonra eğitimli öğrenciler yetişmez. Yazık ki özel okula gidip kaliteli eğitimler almak isteyen öğrencilere. Görüyoruz olan biteni.

Geçenlerde Adana’da kurulan özel bir üniversitede açılan kadro ilanında, “Ülkeye gelen turistlere motivasyonu ne sağlar” üzerine doktora yapmış olmak kriteri vardı.

Pes dedim. Sizin anlayışınız buysa “okulunuz batsın”.

İlana bu linkten ulaşabilirsiniz.

Açılım sürecinin iletişim ve TV sektörüne yansıması

ali@alyldrm.com

Hükümetin bir süredir terör örgütü lideri, terörist Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler, Türkiye’nin gündemini kaplamış durumda. Aylardır yatıp kalkıp “kürt sorunu, PKK sorunu, özgürlük, açılım, barış ve demokrasi” gibi sözcükler duyup duruyoruz.

Toplumun zihninde canlı duran bu kadar olay varken, iletişimciler ve televizyoncular da boş durmayacaktır. Kürt milleti odaklı yeni reklam kampanyaları olacaktır. Doğu ve güneydoğu merkezli çekilen reklam filmlerinden tutun da, “asmalı konak” türü onlarca diziye kadar iletişim sektörü bir süre “kürtçülük” odaklı çalışmalarla toplumun zihninde yer edinmeye çalışacaktır.

Ben bu blogu yazarken, FOX TV’de Karagül isminde yeni bir dizinin fragmanını gördüm. Dizide kimler varmış dersiniz? Sarı Gelin türküsüyle Yavuz Bingöl, Asmalı konak dizisiyle doğuyu kasıp kavuran Özcan Deniz, Zerda dizisiyle Ece Uslu yer alıyor. Dizi güneydoğuda çekiliyor. Muhtemelen malum konular anlatılacak. Demek ki neymiş, siyasi gündemin belirlediği suni gündemler, dizilerin ve iletişim sektörünün de gündemini bekliyormuş.

Açılım ve barış sürecinin faturası her türlü topluma kesilecektir. Her yerden “doğu” ve “güneydoğu” mesajlarına maruz kalacak.

Bu süreçte literatürümüze yeni yeni kelimeler ve cümleler girdi.

“Kürt açılımı”yla birlikte yükselişe geçen sektör

Doğu ve güneydoğuda çekilecek diziler,

Reklam filmleri,

Sosyal sorumluluk projeleri.

“Kürt açılımı” ve “Ergenekon” sonrası havası sönen gazeteciler

Emre Uslu

Mehmet Baransu

Yükselişe geçen kelime ve cümleler;

“Analar ağlamasın”

“Özgürlükler ve demokrasi”

“Silahın yerini siyasetin alması”

“İmralı”

“PKK sınır dışına çekilsin, silahlar sussun”

“Biz kürtlerden kız alıp verdik”

“Hepimiz kardeşiz”

“Dedelerimiz Çanakkale’de birlikte savaştı”

“Umutlar yeşerdi”

“Medya bu sürece destek vermeli”

 

Halkla ilişkiler ne değildir?

Halkla ilişkilerin tanımı ve uygulanması noktasında çok büyük sorunlar var. Sektörde uygulanan halkla ilişkilerle akademide öğretilen disiplin arasında çok büyük farklar göze çarpıyor. Halkla ilişkiler nedirin cevabı bu zamana kadar bir çok çevre tarafından verildi.

Mesela belediyeye göre halkla ilişkiler, yönetici kadrosunda yer alan kişilere karşı telefona bakma ve yönlendirme, çay götürme, evrak takibi gibi sözde iş yüklerini yerine getiren kişinin işidir. Mesela otellerde halkla ilişkiler, misafir karşılama ve misafir hizmetleri olarak ortaya çıkar.

Halkla ilişkiler ne değildir?

Halkla ilişkiler en büyük gazetede geniş sütunlarda haber veya röportaj yapma değildir,

Halkla ilişkiler yalnızca medya ilişkileri değildir,

Halkla ilişkiler yalnızca medyada yer almak değildir,

Halkla ilişkiler her hafta gazetede haber olmak değildir?

Halkla ilişkiler kurumların başı sıkışınca başvuracağı bir makam değildir, (AFAD değildir yani)

Halkla ilişkiler ürün satmak için kullanılan bir faaliyet değildir. (halkla ilişkiler faaliyeti adı altında sucuk pişirip verenler, sonra onu satanlar)

Halkla ilişkiler kısa sürede sonuç alınacak bir iletişim faaliyeti değildir,

En büyük mecralarda boy boy haber olmak halkla ilişkiler değildir. (Ali Ağaoğlu boy boy haber oldu, ne şekilde olduğunu herkes biliyor)

Halkla ilişkiler kadın mesleği değildir. (25 kişi istihdam eden bir ajansın tamamı kadın, sözüm o şirkete)

Halkla ilişkiler yalnızca halkla ilişkiye giren kişilerin olduğu bir meslek değildir,

Halkla ilişkiler sadece iletişim kurmaz,

Halkla ilişkiler herkesin ‘ben de yaparım ne var bunda!’ diyeceği kadar kolay bir meslek değildir,

Halkla ilişkiler reklam veya tanıtım faaliyeti değildir,

Halkla ilişkiler Hilal Cebeci değildir,

Halkla ilişkiler bir kitleyi kandırmak için yapılan bir faaliyet değildir,

Halkla ilişkiler halkı olumsuz yönde maniple etmek değildir,

Halkla ilişkiler halka fikir satmak da değildir,

Kısacası halkla ilişkiler bilmek için yalnızca sektörde çalışmak da yeterli değildir, öncelikte bu işin disiplinini öğrenmek gerekir. Halkla ilişkiler sektöründe farklı ve alakasız alanlardan gelip bu işi yapanlar gerçekten disiplini iyi öğrenmeli. Sektörde öğrendiği halkla ilişkilerle yüzeysel halkla ilişkiler yapıyorlar.

Göze ve kulağa hitap eden her basın bülteni veya PR faaliyeti hedef kitle açısından doğru olmayabilir. Bu disiplini iyi anlayamayan PR’cılar, kendi kulağına hoş gelen bir çalışmayı halka da anlatmayı istiyor. Hedef kitle tanımları iyi yapılmıyor.

Her kurum için farklı bir mecra kullanmak gerek. Mecralar doğru kullanılmıyor.

“Akil İnsanlar” kimdir? İşte biyografileri

Kürt Sorunun çözümünde görev yapacak akil insanlar komisyonu belli oldu. İşte komisyondaki isimlerin özgeçmişleri ve biyografileri.

Yılmaz Ensaroğlu

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Yılmaz Ensaroğlu, lise yıllarından itibaren çeşitli sosyal hareketlerde yer adlı, öğrenci derneklerinde yöneticilik yaptı. 1992’de İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER)’nin Genel Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 2005–2009 yılları arasında İnsan Hakları Ortak Platformu Yürütme Kurulu üyesi olan ve halen MAZLUMDER, İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) ve İnsan Hakları Araştırmaları Derneği (İHAD)’nin üyesi ve İnsan Hakları İçin Diyalog Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olan Ensaroğlu, SETA’da Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü olarak çalışmaktadır.

Hüseyin Yayman
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek Lisansını Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde “Türkiye’nin İdari Reform Politiği” isimli doktora tez çalışmasıyla, Siyaset Bilimi ve kamu yönetimi Doktoru unvanını aldı. Kürt sorunuyla ilgili çalışmalarıyla bilinen Yayman, Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

 

Murat Belge

1943 yılında Ankara’da doğdu. İşadamı ve milletvekili Burhan Belge’nin oğlu, yazar ve diplomat Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yeğenidir. 1966’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. Faulkner ve Joyce’den başarılı çeviriler yaptı. 12 Mart döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974’te üniversiteye döndü. Doktora tezi Christopher Caudwell üzerinedir. Halkın Dostları (1970) ve Birikim (1975) dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Bu dergilerde sosyalist teori ve siyasete ilişkin yazılar yazdı. Fransız düşünürü Althusser’in görüşlerini savundu. 1980’de doçent oldu. 1981’de YÖK yasasının çıkmasından sonra üniversiteden ayrıldı. Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yazdı. 1983’te Yeni Gündem dergisinin ve İletişim Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlendi. İletişim’in kısa sürede Türkiye’nin en başarılı ve güvenilir yayınevlerinden biri haline gelmesinde öncü rolü oynadı. Yeni Gündem dergisinde bir dönem Sadık Özben takma adıyla mizah yazıları yazdı. Ayrıca İstanbul’un tarihi bölgelerinde düzenlediği kültür turlarıyla tanındı; yemek ve mutfak kültürü ve geziye ilişkin kitaplar, gezi rehberleri ve popüler tarih kitapları yazdı. Belge halen, bir dönem uluslararası başkanlığını yaptığı Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin Türkiye şubesi yöneticisi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nin Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü başkanıdır. Yanısıra Açık Radyo’da programlar yapmakta ve Radikal gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir.

 

Hayreddin Karaman

1934 yılında Çorum’da doğdu. İlk İmam Hatip okullarından biri olan Konya İmam Hatip Okulu’na girdi ve ikinci dönem mezunları arasında yer aldı (1959). Yeni açılan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde okudu ve ilk mezunlarından biri olarak 1963’te mezun oldu. İki yıl İstanbul İmam Hatip Okulu’nda meslek dersleri öğretmeni olarak çalıştıktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne fıkıh asistanı oldu. “Başlangıçtan Dördüncü Asra Kadar İslam Hukukunda İctihad” konulu tezi ile fıkıh öğretim üyesi oldu (1971). Aynı yıl İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’ne tayin edildi. 1975’te tekrar İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne döndü. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakülteleri’ne dönüşmesinin ardından akademik çalışmalarını tamamlayarak sırasıyla doktor, doçent ve profesör unvanlarını aldı. Eylül 1976-Eylül 1980 yılları arasında yayımlanan Nesil dergisini çıkaranlar arasında bulundu. Yarım asra yaklaşan fikir ve meslek hayatı boyunca, yurtiçi ve yurtdışında binlerce konferans, seminer, panel, vaaz, hutbe, kurs, yazılı ve görsel medya programı, eğitim programında yer alarak eğitim, öğretim, tebliğ ve irşad faaliyetini sürdürdü. Aralarında bugünün tanınmış bilim ve fikir adamları olan binlerce öğrenci yetiştirdi. 2001 yılında, özgürlüğün şart olduğu üniversite ortamında hüküm süren baskılara karşı çıkarak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki görevinden –yaş haddi dolmadam emekliliğini isteyerek- ayrıldı. 2001-2004 yılları arasında Avrupa Uluslararası İslam Üniversitesinde (Hollanda) misafir öğretim üyeliği yaptı. Arapça, Farsça ve okuduğunu anlayacak kadar Fransızca bilmektedir. İslam’ın İlk Emri Oku, Nesil, İzlenim, Gerçek Hayat, Eğitim Bilim gibi dergilerde devamlı yazdı. Çıktığı günden beri Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazısı yazmaktadır. M.Ü. İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim dalı başkanlığı, Fakülte Kurulu üyeliği yapmıştır. Aydınlar Ocağı üyesi olmuştur. MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu üyesidir. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi’nde (İSAM) meclis üyesi ve danışman olarak çalışmış, İslam Ansiklopedisine maddeler yazmıştır. Türkiye Yazarlar Vakfı kültür adamı ödülü almıştır. Bir eserinden (İslam’ın Işığında Günün Meseleleri) dolayı Türkiye Milli Kültür Vakfı ödülüne layık görülmüştür.
Katılım Bankaları Birliği Büyük ödülünü almıştır. Üç çocuğu, yedi torunu dört de torun çocuğu vardır.

Oral Çalışlar

14 Aralık 1946’da, Tarsuslu Kürt-Türkmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Liseyi Tarsus Amerikan Lisesi ve Tarsus Lisesi’nde tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde bir yıl okuduktan sonra (1966) İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne geçti. 1968 Haziran işgallerinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte İstanbul Üniversitesi’nin işgaline katıldı. İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nin işgal komitesi başkanı oldu. 29 Ekim ve 10 Kasım 1968 tarihleri arasında Deniz Gezmiş, Kazım Kolcuoğlu, Doğu Perinçek ve Cengiz Çandar gibi isimlerle Samsun’dan Ankara’ya “Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”ne katıldı.

1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Bu okulun Sosyalist Fikir Kulubü başkanlığını, Ankara Üniversitesi Öğrenci Birliği genel sekreterliğini ve Devrimci Gençlik Merkez Yürütme Kurulu üyeliğini yaptı. 1967’de yayına başlayan Türk Solu, 1968’de yayına başlayan Aydınlık dergilerinde yazılar yazdı. Aydınlık yazı kurulu üyeliği yaptı. 12 Mart 1971 darbesinden sonra tutuklandı. 1974 yılında çıkarılan af kanununa kadar üç yıl hapiste yattı.

1978’de yayınlanan günlük Aydınlık gazetesinin genel yayın yönetmeniydi. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin başkanlık kurulu üyesi oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle yeniden tutuklandı. Kaçaklık ve hapis günlerinden sonra Ağustos 1988’de serbest bırakıldı. 1990 ve 1992 yılları arasında Hamburg Senatosu’nun davetiyle Hamburg’da kaldı. Kasım 1992’den bu yana Cumhuriyet gazetesinde çalışıyor. Çeşitli televizyon programları hazırladı.

Aralarında İslam’da Kadın ve Cinsellik, Hz. Ali – Muaviye Çatışması İslamın Doğuşu ve İlk Ayrılıklar ve 12 Mart’tan 12 Eylül’e Mamak olmak üzere yayınlanmış 18 kitabı bulunuyor. Çok sayıda gazetecilik ve araştırma ödülü sahibidir.

DOĞU ERGİL

Doğu Ergil, 1940 yılında İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi’nden 1966 yılında sosyoloji dalında lisans diploması, Oklahoma Üniversiesi’nden sosyoloji ve sosyal psikoloji dallarında master derecesi (1972) aldı. New York State Üniversitesi’nde (Binghlamton) sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik dallarından oluşan disiplinler-arası alanda doktora yaptı (1975). Yurda döndükten sonra, bir dönem ODTÜ’de, 1976 Temmuz ayından itibaren de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Siyasal Davranış kürsüsüne asistan olarak girdiği bu fakültede 1979 yılında Siyasal Davranış dalında doçent, 1989 yılında Sosyal Bilimler Profesörü oldu. Halen Siyasal Davranış Bilim Dalının Başkanı’dır. Halen, Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Örgütü Uzmanlar Kurulu üyeliğini ve Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığını yürütüyor. Doğu Ergil’in birkaç dile çevrilmiş 18 kitabı yanında, Türkiye’de ve yurtdışında yayımlanmış kitap bölümleri ve yüzlerce bilimsel makalesi var.

Prof.Dr.İzzettin Doğan

Cem Vakfı genel başkanı, Alevi Vakıflari Federasyonu onursal başkanı, Cem Radyo , Cem TV ve Habercem kurucusu, profesör, uluslararası hukuk uzmanı.Malatya’nın Kırlangıç köyünde doğdu. Babası Ağuiçen/Ağuçan Ocağı’ndan -ki Alevî inancına göre kökeni Muhammed’e ve Ali’ye giden 12 İmamdan İmam Zeynel Abidin’e kadar ulaşan bir soy zincirini kapsar- Hüseyin Doğan dede, annesi Baba Mansur Ocağı’ndan Seyit Süleyman dedenin kızı Elif Ana’dır…İlkokulun bir bölümünü Malatya Gazi İlkokulunda tamamladıktan sonra orta ve lise eğitimini Galatasaray Lisesinde tamamladı. Yüksek öğrenimini bitirdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Devletler Umumî Hukuku” kürsüsünde asistanlık yaptı. Birleşmiş Milletlerin (BM) açtığı sınavı kazanarak aldığı bursla Cenevre’de BM’ hukuk komisyonunda 6 ay çalıştı. Fransa’nın Nancy kentinde 1,5 yıl süren çalışmalar sonucunda “Devletin Milletlerarası Antlaşmalardan Doğan Hak ve Borçlara Halefi yeti Sorunu” konulu doktora tezi ile “Hukuk Doktoru” unvanını aldı. İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi,İstanbul Teknik Üniversitesi ile çok sayıda üniversitede Devletler Umumî Hukuku ve Avrupa Ekonomik Topluluğu Hukuku alanında dersler verdi. İstanbul Üniversitesi’nde Profesör olduktan sonra 1994 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne profesör olarak atandı ve 1994-1999 yılları arasında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün başkanlığını yaptı.Okan Üniversitesi Mütevelli Heyetine üyedir. Cem Vakfı Genel başkanı, Alevi Vakıfları Federasyonu onursal başkanı, Cem Radyo , Cem TV ve Habercem kurucusu.

Fehmi Koru

(d. 25 Temmuz 1950 İzmir) Türk gazeteci ve yazar. Gazeteciliğe Zaman gazetesinde başladı. Zaman’dan ayrıldıktan sonra bir müddet Turkish Daily News gazetesinde yazdı. ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Harvard Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimi almıştır. Taha Kıvanç müstear adıyla da yazılar kaleme almaktadır. Fehmi Koru iyi derecede Arapça ve İngilizce bilir. Uzun zaman pek çok yazısında eleştirdiği[1] Bilderberg Toplantıları’na davet edilmiş ve katılmıştır. Yeni Şafak gazetesinde uzun yıllar yazan Koru, halen yazılarını Star’da yazmaktadır. Kanal 7’de haber saati programında yorum yapmakta ve TV kanallarında düzenli olarak programlara katılmaktadır.

 

Yılmaz Erdoğan
(5 Kasım 1967, Hakkâri), sinema ve tiyatro oyuncusu, yazar ve yönetmendir. Hakkari’de doğmuştur. Çocukluğu Ankara’da geçmiş, daha sonra İstanbul’a göç etmiştir.Lise eğitimini Ankara Aydınlıkevler Lisesi’nde tamamlamıştır ve bu mahallede büyümüştür. Bir Demet Tiyatro’daki kömürcü Feriştah karakterini buradaki bir kömürcüden aldığı söylentileri yaygındır. Bir Demet Tiyatro adlı dizideki, Mükremin Çıtır isimli karakter ile tanınırlığı çok büyük ölçüde artmıştır aynı zamanda bu dizinin senaristliğini de yapmıştır. Daha sonra kendisinin de aralarında bulunduğu BKM oyuncuları ile birlikte çok başarılı tiyatro oyunlarına imza atmıştır; özellikle Demet Akbağ ile iyi bir ikili oluşturmuşlardır. Daha sonra hem yazıp oynadığı hem de yönettiği Vizontele isimli filmi çekmiştir. Bu film çok büyük bir gişe başarısı yakalayarak, Türkiye’de en çok seyredilen film ünvanını – bir dönem için – elinde tutmuştur. Filmin çok beğenilmesi üzerine Vizontele:Tuuba ismiyle ikicisi de çekilmiştir. Son olarak sırasıyla 2005 ve 2009 yıllarında Organize İşler ve Neşeli Hayat adında iki sinema filmi daha çekmiş ve bu alandaki başarısını devam ettirmiştir. Erdoğan’ın ayrıca, Kayıp Kentin Yakışıklısı , Anladım ve Sahiler Düş Düşler Sahi adında üç şiir kitabı ile oyun ve deneme kitapları da bulunmaktadır.

Hatırla Sevgili dizisinde oynayan Defne rolüyle tanınan Kürt kökenli Belçim Bilgin Erdoğan’la evlidir.
Yılmaz Erdoğanın eşi Belçim Bilgin Erdoğan Kürt-İslam ayaklanması olan Şeyh Said İsyanı’nı başlatan Şeyh Said’in torunudur.
Kendi ifadesine göre ise Şeyh Said, babasının dedesinin büyük ağabeyidir.

Hilal Kaplan kimdir
Ağustos 1982’de İstanbul’da doğdum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden 2004’te mezun oldum. Psikolog olarak çeşitli yerlerde görev yaptım. 2006’da Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapmaya başladım. Öğrenimim devam ederken hem okulumda hem de sivil toplum örgütlerinde siyasi faaliyetlerde bulundum.

Nihal Bengisu Karaca,

1972, Ankara) gazeteci, yazar. Yunanistan doğumlu cerrah bir babanın kızı olarak 1972’de Ankara’da doğmuştur. Kayseri İmam Hatip Lisesi ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1994’te yayın hayatına giren Aksiyon dergisinde görev almış, 1995-96’da kısa bir süre Kanal 7’de metin yazarlığı ve programcılık yapmıştır. 1996sonlarında Aksiyon’da kültür sanat editörlüğü görevine gelerek sinema eleştirileri yapmış, kültür, edebiyat ve toplum eksenli dosya ve röportajlar kaleme almıştır.2002 yılında Zaman gazetesi’ne çalışmaya başlayarak gazetenin kültür sanat sayfasında sinema eleştirilerini sürdürmüş, Pazar ekinin editörlüğünü yapmış, daha sonra gazetenin yorum sayfasında köşe yazıları da yazmaya başlamıştır. 2005’ten itibaren haftalık haber dergisi Yeni Aktüel’de yazmaktadır. 2007 yılında Radikal gazetesinde yazdığı “Bir mütesettirin tatil güncesi” yazısı ile yankı uyandırmış, bunun üzerine Hürriyet’ten Ayşe Arman kendisi ile bir röportaj yapmıştır. 2009’da Ayşe Arman babasını kaybetmesi üzerine başsağlığı mesajı göndermesini ardından ikili, “iki farklı mahallenin temsilcisi” sıfatı ile iki bölümlük yeni bir söyleşi yapmışlardır.[4][5] Şubat 2009’da Zaman gazetesi için son yazısını kaleme alan yazar,  Habertürk’e transfer olmuştur.

Habertürk transferinin ardından Ahmet Hakan ile kıyaslanan yazar, Gazete Habertürk’teki ilk ayındaki “Maktulün bir femme fatale olarak portresi” adlı yazısının ardından sert eleştiriler alması ve aynı gazetedeki bazı yazarlarla tartışmak zorunda kalmasını “… bunları hak ettiğimi düşünmüyorum. Kırgınım ve kızgınım.” şeklinde değerlendirmiş ve “Maktulün bir femme fatale olarak portresi 2!” adlı yeni bir yazı[12] kaleme almıştır. Halen Gazete Habertürk’teki köşe yazılarını sürdüren yazarın “Yanardağda pişirilir, totemle servis yapılır” isimli yayımlanmış bir kitabı ve “Kadın oradaydı” isimli eserde “Büyük filmin esas kızı:Havva” adlı bir çalışması bulunmaktadır.

Ahmet Taşgetiren

1948, Kahramanmaraş, Türk yazar ve gazeteci. 1965 yılında Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesi’nden, 1970 senesinde ise İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun oldu. Yeniden Milli Mücadele, Pınar, Türk Edebiyatı dergilerinde makaleler yazdı. Bayrak,Tercüman ve Zaman gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Yeni Şafak gazetesinde 10 yıl boyunca baş yazarlık yaptıktan sonra dönemin hükümetini eleştiren bir yazısı yayınlanmadığı için istifa etti. Halen Altınoluk dergisinde genel yayın yönetmenliği, Bugün gazetesi ve Aksiyon dergisinde köşe yazarlığı yapmakta, Burç FM de günlük yorumlar ve Mehtap TV’de de haftalık programlar yapmaktadır.

Kaynak: Alyldrm.com

Türk Telekom Reklamı ve Ahmet Hakan Gazeteciliği

Türk Telekom Fiber İnternet Projesi için bir reklam filmi çekti. Filmde Ferhat Göçer denen fantazi ve pop müzik şarkıcısı bağıra bağıra “memleketim” şarkısını seslendiriyor. Bu bağırmayı diline dolayan izleyiciler sosyal medyadan markayı ve Ferhat Göçer’i tiye alıyor ve hakaret ediyorlar. Ferhat Göçer’i tanımam etmem, kendisi hakkında olumlu ya da olumsuz bir fikre sahip değilim. “Ben zaten hep caz dinlerim.”

Neyse bu reklam üzerine ünlü yada ünsüz, iletişimci veya değil, reklamcı veya PR’cı, önüne gelen herkes acımasızca eleştiri yaptı.

Neymiş efendim,

Ferhat Göçer neden bu kadar bağırıyor,

memleketim şarkısını mahvetti,

“mevlit okusun kendisi”,

“ayağına batan kıymık mı var”

“Neden yırtınıyorsun?”

ferhat göçer arıyor… ve ben ölü taklidi yapıyorum… çaktırmayalım.”

Markayı geçtim, yukarıdaki ifadeler bir insana hakarettir. O reklamı izleyip izlememek izleyicinin elinde olan bir şey. tuşa basar kapatırsın. İzlemek zorunda değilsin. Sanırım Twitter’da yorum yapabilmek için zorla reklamı izleyenler var. İzlemeyin kardeşim. Ayrıca o reklamdan ben de nefret ediyorum.  Yazının çıkış noktası, Ahmet Hakan’ın köşesinde hergün bu olayı yazması. Ben Ahmet Hakan’ın o köşede daha faydalı şeyler yazmasını istiyorum. Hiç yazma demiyorum ki… Daha da garip olan, iletişimde “tekrar” kavramı vardır. Bir mesaj tekrar edildikçe zihinlere yerleşir. Ahmet Hakan’ın bu mesajı neden bu kadar tekrarladığı.

ahmethakan

Ahmet Hakan Gazeteciliği 

Ahmet Hakan severek takip ettiğim bir köşe yazarıdır. Gündemde olup biten olaylara farklı bir üslupla yaklaşmaktadır. Yıkıcı bir anlayışı yoktur. Tüm yazılarının ortak özelliği hem eleştiri, hem de çözüm içerir. Eskiden Nesimi’nin, Ziya Paşa’nın, Tevfik Fikret’in üslubunu taşıyor. Hiciv ustası bir anlamda. Amma ve lakin, Bazen öyle tivitler atıyor, köşesinde öyle yazılar yazıyor ki, gerçekten kendisine yakışmıyor. Melih Gökçek ile oynadığı “humour” oyunu bile sıkmaya başladı. Yer gelir, sen kimsin kardeşim derler, senin faydan nedir bu ülkeye…

Herkesin olduğu gibi Ahmet Hakan’ın da kusurları var. 

Köşesinden acımasızca eleştirdiği insanlara, Twitter’dan muziplik yaparak denge kurmaya çalışıyor. Kimse inanmıyor ve o insanların güvenlerini kaybediyor. Yapma.

“Neysem, oyum” yaklaşımını fazla abartıp, bazı değerleri tiye alıyor. Farkına varmıyor. Yapma.

Aklı hala muhafazakar çevrede; fakat network’ünü oluşturduğu elitist yaşamdan da vazgeçemiyor. Raad ol.

Nişantaşı’nın stressiz, ekonomik ve sosyo-kültürel bakımdan iyi olan ve “ekmek mücadelesi”nin az olduğu ortamından büyük haz alıyor. Al.

 

“Okuma kardeşim” diyebilirsiniz

Ahmet Hakan’a yakışan en iyi sıfat “patavatsız”. Neden mi? Ferhat Göçer’li TT reklamını köşesinde birden fazla eleştirmesi. Bir köşe yazarı günlük yaşamında bazı şeylerden rahatsız olabilir, bu onun kişisel problemi. Fakat onun köşe yazarı ve gazeteci gibi bir kimliği daha var. O kimlik, kamuoyunu bilgilendirme ve bilinçlendirme üzerine kuruludur normalde (Ahmet Hakan’da geçerli değildir). Sen beğenmediğin kişisel şeyleri kamuoyuna dayatamazsın, bize de “siz de sevmeyin” diyemezsin. Bir kere deyin, ama 10 kere de denmez ki.

Köşenizi okumaya başladığımda her gün sizin Ferhat Göçer’e hakaret eden ve tiye alan yazılarınızı görmemeliyim. Sosyal medyadan eleştirin, köşenizden eleştirin, ama bunu sürekli hale getirdiğinizde size olan sevgi sıcaklığını yitirebiliyor.

“Okuma kardeşim” diyebilirsiniz, işin kolayına kaçabilirsiniz; fakat asıl mesele, bir köşe yazarının Türkiye’nin en büyük gazetesinde bir şarkıcıyı ve reklamı birden fazla eleştirip tiye alması ve buna Twitter’da devam etmesi. Garip karşıladım.

Reklam hakkındaki yorumum: Türk Telekom, görsel ve müzik dengesini kuramadı. Onlarca görüntüden hiçbiri akılda kalmıyor. Belli ki izleyicilere müzik dinlettirmek istemiş, eline yüzüne bulaştırmış. Geçmiş olsun.

Ali Yıldırım