İletișim fakültesi mezunları umutsuz

Türkiye’de şu anda sayısı 70’leri aşan iletişim Fakültesi ve her sene 10 bin dolayında işsizler kervanına katılan iletişim Fakültesi Mezunu var. Yeni İletişim Fakülteleri açıldı ve hala açılmaya devam ediyor, yeni binlerce İletişim Fakülteleri mezunları da iş piyasasına umutsuzca salınmak üzere…İşte İletişim Fakültesi öğrencileri mezunlarının açıklaması:İletişim Fakülteleri Öğrenci ve Mezunları olarak, Türkiye’deki mesleki varlığımız ortaya çıktığından bu yana, 40 yıl geçti. İletişim Fakülteleri ile herhangi bir bakanlık, kamu kurum-kuruluşları ilişkilendirilmesi; İletişim Fakülteleri Mezunlarının herhangi bir bakanlık, kamu kurum-kuruluşlarınca muhatap alınması maalesef hala mümkün olmamıştır.Ülkemizdeki tüm fakülteler çeşitli bakanlıklarla veya kamu kurum-kuruluşlarıyla ilişkilendirilir; kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanır veyasal çerçevesi çizilirken; kurulduğu günden bu yana İletişim Fakülteleri adeta görmezden gelinmiş, İletişim Fakülteleri Mezunları açısından son derece incitici ve haksız uygulamalar, bizlerin mağdur edilmemize neden olmuştur ve olmaktadır.İletişim Fakülteleri Mezunlarının kamu nezdinde muhatap bulamadığı ve mesleki yasal çerçevesi çizilmediği için; özel sektör nezdinde de mesleki tanınması mümkün olamamaktadır. Bu belirsizlik, İletişim Fakülteleri Mezunlarının ne yazık ki haksızlığa uğraması ve mağdur edilmesi anlamına gelmektedir.İletişim Fakültesi Mezunlarının karşı karşıya bıraklıdığı muhatapsızlık, meslekitanımsızlık, yaşadığı istihdam sorunları ve iş piyasasındaki itilmişliği,kakılmışlığı; bizlerin mesleki bilgi yetersizliğinden değil, öncelikle yasal düzenlemelerin yapılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.İletişimFakülteleri öğrenci ve mezunları olarak yaşadığımız sorunların çözümü yolunda,beklentilerimizi aşağıda özetlemiş bulunuyoruz:1.İletişim Fakültelerinin ilgili bakanlıklar yada bakanlıkların ilgili kurum-kuruluşlarıyla ilişkilendirilmesi.a)Yıllardır mesleki formasyonu bulunmayan muhabirlerle çalışan Anadolu Ajansı, bir kaç aylık kurslarla “muhabir” yetiştirmek zorunda kalmıştır. Anadolu Ajansı ile İletişim Fakülteleri arasında öğrenim programı-staj-istihdam ilişkisi kurulmalıdır.b)TRT kamusal yayıncılığın en önemli adresidir. TRT ile İletişim Fakülteleriarasında öğrenim programı-staj-istihdam ilişkisi mutlaka kurulmalıdır.c)Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlıklar, tüm kamu kurum ve kuruluşları basınve halkla ilişkiler birimleri ile İletişim Fakülteleri arasında öğrenim programı-staj-istihdam ilişkisi kurulmalıdır.2.İletişim Fakülteleri birer fakülte ve bölümleri birer mesleki program olduğuna göre, İletişim Fakülteleri Mezunları da genelde ve tek tek programlar olarakbirer meslek olarak iş piyasaları için de tanımlanmalıdır.a)Kamusal niteliği bulunan odalar, borsalar, RTÜK başta olmak üzere özerk kuruluşların basın-halkla ilişkiler-reklam birimleri ile İletişim Fakülteleri arasında öğrenim programı-staj-istihdam ilişkisi mutlaka kurulmalıdır.b)Özel sektör firmaları ve sivil toplum örgütlerinin medya ilişkilerini yürüten birimleri ile İletişim Fakülteleri arasında öğrenim programı-staj-istihdam ilişkisi kurulabilmesi için İletişim Fakülteleri mezunlarının iş piyasasındaki mesleki statüsünü belirleyen bir meslek yasasına ve bu yasa ile kurulacak İletişimciler Odası’na ihtiyaç vardır. Bu konu da TBMM’nin çalışma alanın agirmektedir.3.Medya Okuryazarlığı Dersi ve Medya Okuryazarlığı Öğretimi, İletişim Fakülteleri Mezunlarının işidir.a)Zorunlu öğretim kapsamında halen “seçmeli ders” olarak okutulan “Medya Okuryazarlığı” ve “İletişim” dersleri, mesleki formasyonu bulunmayan çeşitli dalların eğitimcileri tarafından verilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın”Medya Okuryazarlığı” ve “İletişim” temel eğitimi hedeflerine uygun düşmeyen budurum, İletişim Fakültesi Mezunlarının istihdamı ile çözümlenmelidir.b)Halk Eğitim Merkezleri’nde iletişim ve medya konulu eğitim programları yaygınlaştırılmalı ve bu alanda İletişim Fakülteleri mezunları görevlendirilmelidir.c)Meslek liselerinde bilgisayar ve internet kullanımı, bilişim teknolojisinden yararlanarak eğitim verme alanları da İletişim Fakülteleri Mezunlarından yararlanılması gereken alanlardır, bu noktaya da dikkat çekmek isteriz.İletişim Fakülteleri ve İletişim Fakülteleri Mezunlarının artık dayanılmaz hale gelen”yok sayılma, muhatap bulamama, yasal mesleki çerçeveden yoksunluk, mesleki yasal örgütsüzlük” gibi gerekçelerle yaşadığı işsizlik, giderek azalan kendine güvensizlik ve geleceğe duyduğu umutsuzluk sorunlarına duyarlılık göstereceğinize olan inancımızla, bizlerle iletişim kurmanızı bekliyoruz.Iletişim Fakültesi Öğrenci ve Mezunları.”İletişim Fakültesi Hoca ve Dekanlarını,öğrenci vemezunlarına sahip çıkmaya davet ediyoruz!”Sayın İletişim Fakültesi Hoca ve Dekanlarımız;Biz dört yıllık İletişim Fakültesi okumuş-okumakta, kimimiz tezli ve tezsiz yüksek lisans yapmış-yapmakta olan öğrenci ve mezunlarız.İletişim Fakültesi mezunlarına YILLARDIR, büyük bir haksızlıkyapılmaktadır ve ne yazık ki, henüz bu haksızlığın önüne geçilecek adımlar atılmamıştır. Aksine İletişim öğrencilerinin bu mağduriyeti adeta görmezden gelinmiştir.Biz İletişim Fakültelerinde dört, beş hatta altı ( bir yılhazırlık, tezsiz yüksek lisans…) yıl okuduk. Fakat ne yazık ki, durumumuz içleracısı!*KPSS’de memur alınırken neredeyse hiçbir yerde iletişim mezunu olma şartı aranmıyor. Aksine iletişim Fakülte mezunlarını yerden yere vuran ifadeler dahi kullanıldığını duyuyoruz.*TRT personel alımında asıl bize öncelik tanıması – bizi alması gereken TRT, 1-2 bölüm hariç hiçbir yerde bize öncelik tanımıyor. Bizki, İletişim Fakültesinde okumuşken, bizi diğer fakülte öğrencileriyle aynı statüye koyuyor, önce KPSS puanına bakıyor. Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematikvs. gibi bölümlerin öğrencileri, hiçbir alakası olmayan bir alanda, sırf KPSS’den bizden iyi puan alıyor diye TRT’ye yerleşirken bize kalan deyim yerinde ise, -af buyurunuz- ensemizi kaşımak oluyor.*Rtük, Anadolu Ajansı, Basın Enformasyon Kurumu gibi kurum vekuruluşlar neden hala İletişim Fakültesi mezunlarına yönelik personel alımı yapmıyor, anlamıyoruz. Acaba bu kurum ve kuruluşlarda çalıştırılmak için kurumla- çoğu zaman yapılan işle hiçbir alakası olmayan Fizik, Kimya, İktisat gibi bölümleri mi okumak lazım!Diyeceksiniz ki gazetelere, TV’lere ne oldu? Sizler de, çok iyibiliyorsunuz ki; Ulusal ve yerel medya yapılanmasında yasal düzenlemelerin yetersizliği ve açık kapı bırakılışı yüzünden maalesef biz İletişim mezunlarının çalıştırılması çok zor. Çalıştırılanlar çok kötü koşullara maruz kalmaktadır.Diğer taraftan, 6 yıldır neredeyse tüm gelişmiş ülkelerde okutulan ve maalesef ülkemizde gerektiği değeri bulmayan “Medya Okuryazarlığı”dersinin zorunlu okutulmasa bile, asıl sahiplerine teslim edilmesi gerektiği inancındayız. Nitekim çekilen tüm zahmetlerin yanında, bir ya da bir buçuk yılaldığımız pedagojik formasyonlar; bizim yerimize İletişim Meslek Liselerine atanan Elektrik-Elektronik mezunlarının işgal ettiği yer kadar işe yarasın istiyoruz.Sokakta, çarşıda, pazarda vs. yerlerde çalışan arkadaşlarımızı gördükçe kahroluyoruz. Şu an medyada çalışan İletişim Fakültesi mezunları oranı maalesef % 5 bile değil ve en kötüsü de artık ailelerimizin yüzüne bakacakhalimiz kalmadı… Sizler de, takdir edersiniz ki 4-5 hatta 6 yıl boyunca bu fakültelerde sırf kendimizi geliştirmek için okumadık ve nitekim henüz öyle bir şansımız da yok. İşin ilginç yanı ise, herkes bizim alanımızda rahatça çalışıyorken, biz”HİÇBİR ŞEY” olmadığımızı; görüyoruz.İletişim Fakültesi Mezunları” olarak harcandığımızı düşünüyoruz!Çünkü 4-5 yıl boyunca bin bir türlü emekle okuduğumuz fakülte diplomasının neredeyse hiçbir yerde geçerliliği yok. Mademki bu İletişim Fakültelerinde okumanın bir anlamı yok, o halde kapatılsın! Biz yandık! Başkaları yanmasın!Sayın İletişim Fakültesi Hoca ve Dekanlarımız;Sizlerin, “İletişim Fakültesi Hoca ve Dekanları” olarak, öğrenci ve mezunlarınıza “SAHİP” çıkmanız, arzusundayız. Yıllardır çektiğimiz sıkıntıları, artık sineye çekecek halimiz kalmadı! Artık çektiğimiz bu”REZALET” bitsin, istiyoruz. Sizleri yanımızda görmek, gerekli açıklama ve girişimleri sizlerden duymak istiyoruz. İletişim Fakültesi “BİRLİK OLSUN” ve bu sorunları hep beraber dile getirelim, istiyoruz.

Saygılarımızla…İletişim Fakültesi Öğrenci ve Mezunları.

Kaynak: memurlar.net

Zaman Gazetesi’nin Son Günlerdeki Haberlerinin Analizi

zamanlogoNe oldu da Zaman gazetesi bu kadar agresifleşip, kendinden beklenmeyen çıkışlar yaptı? Hoşgörü ve sevgi pınarından beslenen bir yapıdan ortaya çıkan gazete, darbe dönemlerine bile özlem duyan tarihi manşetler attıran bu duruma nasıl geldi? Ne oldu da, ideolojik ve toplumsal olarak sürekli çatıştığı medya organlarının statükocu diline benzemeye başladı?

Doğruyu ve hakikati yayma politikasından, hedef gösterme politikasına geçmesinde etkili olan neydi? Zaman grubunun bağlı olduğu düşünce sisteminin izin vermediği bir yanlışa nasıl düştü?

Şimdi Zaman gazetesinin son günlerde haber metinlerinde kullandığı, hükümet karşıtı medya organlarının çoğunlukla tercih ettiği kelimeleri aşağıda bilginize sunuyorum;

“DAYATMA”http://www.zaman.com.tr/_istisare-degil-dayatma-toplantisi_2172889.html

Genellikle zorla ve kaba kuvvet kullanarak kabul ettirme anlamı taşımaktadır.

“HÜKÜMETİN İKİ DUDAĞI” http://www.zaman.com.tr/gundem_itoda-dershane-kapatma-tartisildi-isletmelerin-kaderi-hukumetin-iki-dudagi-arasinda-mi-olacak_2172885.html

İki dudağı arasında olmak, istişare etmeden tek bir kişinin karar verici olmasını ima eden söz.

“BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP” http://www.zaman.com.tr/multimedia.action?sectionId=1&type=video&galleryId=142231

Açık mektup, genellikle dikkate almayan insanlara karşı uluorta sitem içeren yazılardır.

“ASKERİ REJİMLERİN YASAKLAMA GİRİŞİMLERİ BİLE BAŞARISIZ OLDU” http://gazete.netgazete.com/gazeteler_arsiv.php

Askeri rejimlere gönderme yapılıyor. baskı ile benzeştiriliyor.

“SUÇ MU İŞLEDİK” http://gazete.netgazete.com/gazeteler_arsiv.php

Sitem içeren bir başka başlık.

“KANUN ZORUYLA DERSANE KAPATMAYA İŞ DÜNYASI HAYIR DİYOR” http://gazete.netgazete.com/gazeteler_arsiv.php

Zor kelimesi, burada zor kullanmak anlamında kullanılmış…

Ve geldik dersane tartışmasının başladığı günün ertesinde Zaman gazetesinin atmış olduğu manşete. Bu manşet apaçık bir tehdit içeriyor aslında. Suçlama ve nefret ifadelerini de çağrıştırıyor. Darbeci yönetimlerle mevcut yönetimi bir tutuyor. Aslında bu hükümeti ve politikalarını sürekli beğenirken ve olumlu tutum sergilerken, birden bire böyle bir manşet atmak aslında Zaman gazetesinin toplumda bırakmış olduğu hoşgörü ve sevgi imajını biraz sarstı. Hoşgörü ve diyalog ikliminden yetişen bu gazete yönetmenlerinin bu derecelere gelmiş olması üzüntü verici tabi ki. Bakalım Hoca efendinin itidal ve hoşgörü çağrılarına karşılık Zaman aynı soğuk ve sert dilli üslubunu devam ettirecek mi?

Böyle devam ettiği sürece, Zaman gazetesi büyük itibar kaybı yaşayacaktır. Bu kadar farklı ve aksi yönde haber ve yayın politikası seyretmesi, etik de değil, caiz de değildir. Statükocu medya organlarının kullandığı darbe dönemi, dayatma, kanun zoru gibi suçlayıcı ifadeler, doğru bir bakış açısı değildir.

“BÖYLE BİR YASA DARBE DÖNEMİNDE BİLE UYGULANMADI” http://gazete.netgazete.com/gazeteler_arsiv.php 15 KASIM CUMA 2013

Tüm Mahremiyetlerin Sosyal Ağlarda Paylaşılma Kültürsüzlüğü

internet webTeknoloji öyle gelişti ki; akıllı telefonlar olmadan, tabletler olmadan, GPS cihazları olmadan hiçbir şey yapamaz hale geldik. Hayatımızın akışını teknolojik aygıtlar ve sosyal ağlar belirlemeye başladı. Ne düşündüğümüz hakkında bilgileri Twitter isterken, nerede oturup, nerede kalktığımızı öğrenmek için foursquare devreye girdi. Anlık faaliyetlerimizi ve davranışlarımızı görüntüleyip dünya ile paylaşmak zorunda olduğumuz gerçeği Instagram ile şekillendi. İleti paylaşmadığımız bir kaç saatte “şu şu kullanıcılar, sizin ilgilendiğiniz konuda tweet atıyor, hadi hemen bak” gibi ilgi çekici uyarılarla bizi ağa bağımlı hale getirdiler. durum öyle haller aldı ki, kazazedelere yardım etmeden, onların videolarını çekmek gibi endişeler içerisinde girdik.

Bir diğer bağımlısı olduğumuz sosyal ağ Facebook ise son güncellemelerle insanların anlık olarak neler hissettiğini sorgulamaya başladı. Birbirinden farklı duygu ikonları ve ifadeleriyle kullanıcıların ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne yapmakta olduğunu, ne yapacağını ve neler yapabileceğine kadar her şeyi talep etmeye başladı. “yorgun hissediyor, üzgün, mutlu, huzurlu, huzursuz, evli, çocuklu” gibi tüm ruh hali ve haletimize dair bilgilerin paylaşılmasını istemeye başladı. Kullanıcılar ise nasıl bir bermuda üçgeni içerisinde kaldığından bi haber, sosyal ağların tüm taleplerini yerine getirmeye başladı.

Bunun sonucunda ne yiyip ne içtiğimizi, nerede olup, nereye gideceğimizi, nasıl davranıp nasıl tutum içerisinde olduğumuzu, evimizin hangi köşesinde ne gibi aksesuarların olduğunu, koltuk döşemelerinin renginin nasıl olduğunu, TV ünitesinde nelerin olduğuna dair hayatımızda olup bitenler hakkında tüm dünyayı bilgilendirmek zorunda bırakıldık. Her anı paylaşmak, her anı görüntülemek ve yaymak gibi mecburiyetler içerisine girdik. Bu durumun bir başka boyutu ise paylaşım gruplarının bu denli yoğun mesaj bombardımanına maruz kalıp kalmayacağı konusu. Bir kişinin Facebook aracılığıyla tüm mahremiyetini an be an tüm arkadaş listeleriyle paylaşması, o arkadaşların buna maruz kalırken hissettikleri, bu hislerin o arkadaşa karşı davranışlarında nasıl bir değişiklik yapacak? Bu ve benzeri sorular da bu hususta devreye giriyor. Bir çok insan sosyal ağlarda birbiriyle arkadaş olmasına rağmen, o arkadaşının eşiyle, sevgilisiyle, kedisiyle veya köpeğiyle an be an neler paylaştığını bilmek zorunda olmayabilir. Bu durum, ilişkilerde bir takım sıkıntılar doğurabilir. Paylaşılan içeriğin niteliği, paylaşılan ortamda yer alan kullanıcıların hayatında hiç olmayabilir, derin yaralar açmış olabilir veyahut fizyolojik-psikolojik bunalımlar yaşatabilir.

Biz geçmişten gelen toplumsal bir ahlak olarak benimsediğimiz “paylaşma” kültürünü sosyal ağlarla birlikte yanlış yorumlamışız. Sosyal Ağlar Nesli, elindekini bir başkasıyla paylaşmayı, sanırım yanlış anlamış. Yediğini paylaşacağına, yediğinin fotoğrafını paylaşmayı öğrenmiş. Bizler sevgiyi, saygıyı ve insanlığı paylaşmayı öğrenmiştik oysa.

Bir başka konu ise sosyal ağların paylaşım mı, yoksa iletişim ağı mı olduğu… Sosyal ağlar iletişim kurmak için mi vardır yoksa kullanıcıların birbirlerine mesaj bombardımanı yapması için mi? Benim kişisel kanaatim, sosyal ağlar birer iletişim aracıdır. Bu araçlarla çeşitli konularda çeşitli fikir ve mülahazaları paylaşmak doğal ve tabiidir. Kurumların hedef kitlelere, devletin vatandaşına, arkadaşların ise biribirine ulaşması için bir araçtır. Lakin, tüm mahrem hayatın, yatak odasına kadar paylaşımı, evdeki aksesuarların duruş ve yer alış biçiminin bile paylaşılması, kültürsüzlüktür.

Bu manada, yumuşak güç kavramı burada devreye giriyor olsa gerek. Samimi iletişim yöntemi, aygıtlar ve ağlar aracılığıyla bu kadar etkili hale gele gelebildiyse, yapay zekaya sahip aygıtların gelmeyeceği hususunda zerre şüphe yoktur. sosyal ağlar kullanıcıları paylaşım konusunda bu kadar fütursuzlaştırdıysa, gidişat konusunda endişeliyim.

Son olarak tavsiyem, hiçbir kullanıcı kimsenin mahrem hayatını görmek zorunda değil. art arda mesaj bombardımanına maruz kalmak zorunda da değil. Paylaşılan içeriklerin nitelikleri paylaşılan kişileri rahatsız etmediğinin garantisi verilemez.

Başlığı esinlendiğim hocam İdil Sayımer’e sevgilerle.