Yaşamak İstediğim şehirlerden biri: Londra

Londra nüfus itibariyle İstanbul’a yakın bir şehir. 8.3 milyon insan yaşıyor. İstanbul’da resmi rakamlar 15 milyon olsa da, daha çok olduğu söylenmektedir. Bu iki şehri kıyaslamaya kalkarsak doğru mu yaparız bilmiyorum ama yüz ölçümü bakımından Londra İstanbul’un beşte biri. Şehir, nüfus yoğunluğunu pek göstermiyor. İstanbul gibi trafikte ve toplumsal yaşamda göze çarpan bir karmaşa yok. Şehir merkezinde trafik İstanbul’a nazaran çok düzenli görünüyor. Büyük şehirlerin en önemli dertlerinden olan trafik, Londra’da göze batmıyor gibi.

Şimdi izlenimlerime dair bir kaç noktayı aşağıda paylaşayım:

En çok dikkatimi çeken şeylerden biri, atlı birlikler için şehrin bazı kesimlerinde trafik lambası var.

Müzelerin bir çoğu ücretsiz. En beğendiğim ise Bilim Müzesi (Sciences Museum) ile Ulusal Galeri (National Gallery) oldu. Bunlarla ilgili ayrı bir yazı yazacağım.

Çok geniş parklar ve yeşil alanlar var. İstanbul’a nazaran biraz fazla. 🙂 yok yok sinirlenmeyin, İstanbul’un merkezinde yeşil alan kalmadı. Son kalan yeşil alan da 2013 Gezi Parkı olaylarına neden oldu, o yüzden bu konular sakıncalı girmeyelim.

Şehrin genelinde esnaf hep yabancı. Hintli, Pakistanlı ve diğer memleketlerden. İngilizleri merkezde pek göremiyorsunuz. Ya turist var ya da göçmenler.

Şehri dolaştığınızda enteresan bir havası var. Şehir ferah bir şehir, İstanbul gibi keşmekeşlik arz etmiyor. Mimari yapılar bir düzen içerisinde inşa edilmiş, gözü yormayan bir şehir kültürü oluşmuş. Benim bulunduğu süre içerisinde çok şanslıydım, yağmur da yağmadı.

Daha önce ziyaret ettiğim Paris, Amsterdam, Madrid gibi başkentler İstanbul gibi bir izlenim bırakmıştı ama Londra’dan gayet pozitif bir enerji aldım. Müzede çalışandan, polisine kadar birçok kişi size nezaketli yaklaşıyor. Bunu her şehirde göremeyebilirsiniz. Sanırım olumsuzluk bir tek havaalanında polis kontrolünde yaşanıyor, sonra o da unutuluyor.

Dolaşırken en fazla dikkatimi çeken bölge Chelsea oldu. Çok düzenli ve temiz bir bölge. Karmaşa ve kalabalıktan uzak sakin bir yer. Sanırım İngilizler genelde bu bölgede yaşıyor. Edindiğim bilgilere de bakınca Chelsea’li futbolcular da bu bölgede yaşıyorlarmış. Zaten Kings Road’dan batıya doğru gittikçe hem Thames nehrine yaklaşıyorsunuz, hem de Chelsea’yi görebiliyorsunuz. Bu arada Stamford Bridge stadı da Kings Road’un arka caddesinde, şimdi ismini unuttum, yer alıyor. Girip gezmek ücretli, 21 pound’tur.

Hyde Park’ı daha küçük ve sıradan bir park gibi zannederdim. İçerisine girdiğimde şehrin göbeğinde koca bir yeşillik alan olduğunu gördüm. İstanbul’da bir ilçe büyüklüğünde. Nasıl olmuş da TOKİ orayı keşfedememiş halen şaşkınım.

Yukarıdaki fotoğraf Hyde Park’ta gençlerin topluca ot içerken yaptıkları eylemden bir kare. 

Sonuç olarak Londra yaşanabilir ve yerleşilebilir bir şehir oldu benim için. Mesela nerede yaşamak istersin deseler, ilk üçte sanırım Londra olurdu. Çünkü beklentim bir başkent olarak karmaşık bir şehirdi ama gördükten sonra fikirlerim değişti.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Müzeler, Tower of London ve Big Ben hakkında olacak. “Her ne kadar kebabçıları görmeye gitsem de, biraz da gezdim sayılır (ironi içerir)”

Halkla İlişkiler ve Reklam Öğrencilerine Kariyer Tavsiyesi

Bu yazı, bir kaç haftada bir aldığım maillere istinaden halkla ilişkiler öğrencilerinin kariyerlerine yönelik bir yazıdır. Aslında şaşırıyorum öğrencilerden mail aldığımda. Bana yüksek okul okuyan, fakülte okuyan öğrencilerin blog yazılarımı okuyarak ulaşmaları, yazılardan ötürü teşekkür etmeleri ve benden neler yapacakları konusunda tavsiye almak istemeleri gerçekten beni hem gururlandırıyor, hem de şaşırtıyor. Okudukları okullarda benden daha deneyimli ve bilgili muhakkak hocaları var. Kariyerlerine yönelik kararları bu hocaları vasıtasıyla vermeleri her zaman daha doğru olacaktır. Onları en yakından tanıyan ve haklarında bir tavsiye verebilecek de bu hocaları ve çevreleri olacaktır. Yalnız bunu benden istemeleri ve internetten araştırmaları aslında genel olarak öğrencilerin okudukları okuldan ve hocalarından yeterince destek alamadığını da gösteriyor. Bu durum aynı zamanda öğrencilerin okulla ve hocalarıyla iyi bir iletişim içerisinde olmadığını da gösteriyor. Bunun tabi ki bilimsel birçok nedeni vardır.

Bu öğrencilerden aldığım şikayetler genel olarak aşağıdaki gibi;

Hocam ben mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum,

Ailem bana ne iş yapacağımı soruyor, cevap veremiyorum,

Nerelerde staj yapabilirim?

Yüksek lisans yapsam faydası olur mu?

Ajansta çalışarak nasıl yükselebilirim?

Çok az para veriyorlar, bununla nasıl geçineyim?

Hocam çok mezun var, nasıl sıyrılacağız aradan?

Bana ne tavsiye edersiniz?

 

Yukarıdaki sorular, genel olarak gelen maillerin başlıca konusunu oluşturuyor. Öncelikle bazı öğrencilerin mezun olmadan önce bu sorularla meşgul olması iyiye işarettir. Çünkü birçok öğrenci bu soruların bile varlığından habersiz. Eğer bu soruları kendinize soruyorsanız, şanslısınız demektir. Hadi gelin bu soruları birlikte cevaplayalım.

Hocam mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum:

Elbette biliyorsun, sorunun içinde zaten var, bir şey yapacaksın. Ne olduğu önemli değil, iş adına bir şey yapacaksın. Ama en başta iletişim yapacaksın. İnşaat olur, tekstil olur, ajans olur, gıda olur, finans olur, hizmet sektörü olur. Sen nerede ne yapacağına karar ver ve adımını at, muhakkak bir şey eninde sonunda oluyor. Pes etmeden yoluna devam etmeye bak. 

Ailem bana ne iş yapacağımı soruyor, cevap veremiyorum;

Verme cevap ailene. İş bu, anladıklarına ellerine ne geçecek! onlar da mı yapacak! sonuçta bir işin olacak ve hizmet edeceksin. İletişim uzmanıyım de, çık işin içinden. Markaların itibarı için çalışıyorum dersin. Bu soru kafa yorulacak bir soru değil. 

Nerelerde staj yapabilirim?

Bir yöneticisi olan, ofisi ve uğraştığı bir işi olan her yerde staj yapabilirsin. Senin bir kurumda olman yeterli. Her iş bir deneyim ve derstir. Her kurumda muhakkak iş hayatına yönelik bir ders alırsın. Sonuçta serbest piyasa ekonomisi geçerli, bütün kurumlar bir rekabet içinde birbirine bağlı. O yüzden bulabildiğin her yerde staj yap ki, profesyonel bir işe girdiğinde zorlanmayasın. 

Yüksek lisans yapsam faydası olur mu?

Tabi ki yapabilirsin, sana tabi ki faydası olur ama yalnızca akademik camiada. İş hayatında zerre kimse umursamıyor. Yüksek lisansın var diye kimse seni işe almaz veya maaşını yükseltmez. O yüzden akademisyen olacaksan yüksek lisans yap. Onun dışında vaktini harcamaktan başka bir işe yaramaz. 

Ajansta çalışarak nasıl yükselebilirim?

Ajansta çalışıp profesör maaşı alan arkadaşlarım var. Ajansta iş yükü biraz ağır olabilir marka tarafına göre. Birden fazla sektör ve müşteri ile ilgilenmek zorunda olabilirsiniz. Ama işinizi iyi yapar, medya sektörünü iyi tanır ve ilişkilerinizi kuvvetli tutarsanız başarılı olabilirsiniz. Ajansta tek kural, ilk girdiğinizde yüksek maaş alamayabilirsiniz, sabrederseniz ancak iyi maaş alırsınız. ajans işi sabır işi. 

Çok az para veriyorlar, bununla nasıl geçineyim?

Bir önceki sorunun cevaplarına bak, eğer sabırlı olursan para kazanabilirsin. Kimse işe girer girmez 5 bin TL ile başlamıyor. Ben 8 ay çalışıp hiç maaş almayan ve 8 aydan sonra maaş alan arkadaşlar tanıyorum. Bir doktor bile 4-5 yıl asistanlıktan sonra esas doktor oluyor. Bu iş filmlerdeki gibi değil. Rasyonel olunuz. 

Hocam çok mezun var, nasıl sıyrılacağız aradan?

İşte kritik soru bu. Eğer bir yabancı dili iyi bilirseniz, kapıları çalmaktan ve açmaktan çekinmiyorsanız, utanmıyorsanız, kendinizi her platformda ifade etmekten korkmuyorsanız, bir mikrofon uzatıldığında ık cık etmeden konuşuyorsanız, ilk adımı atmış olursunuz. Her işi yapmaktan çekinmeyin. Gerekirse fotokopi çekin, yerleri silin ama işinizi iyi yapmaktan hiç kaçmayın. işinizi iyi yapıp da kendinizi ispat ettiğiniz anda her şey çorap söküğü gibi gelir. Bir kırılma noktası vardır, bu da sabır ve azimle olmaktadır.

Sonuç olarak nacizane size söyleyebileceğim, lütfen bir işte çalışın, ne olursa olsun, çalışın! size büyük katkı sağlayacaktır. Sonuçta bir gün muhakkak çok güzel bir işiniz olacaktır, sabırlı olun ve fırsatları iyi değerlendirip risk alın. Kolay gelsin.