Sporda Halkla İlişkiler ve İletişim Yönetimi: Futbol Kulüpleri İletişimi Nasıl Ele Almalıdır?

Sporda halkla ilişkiler ve iletişim yönetimi, henüz Türkiye’de yeterince benimsenmemiş ve yaygınlaşmamıştır. Bunun nedenleri, aslında çok kapsamlı ve farklı parametrelere dayanıyor. Medyanın durduğu yer ve haberleri ele alış biçimi, sporseverlerin istek ve beklentileri, yönetimsel süreçler ve organizasyonların kurumsal kültürü. Spor organizasyonlarının halkla ilişkiler çalışmalarını benimseyememesinde başlıca unsurlar bunlar. Peki spor organizasyonları, neden halkla ilişkiler çalışmalarını benimsemelidir? İletişim süreçlerinin futbola ve organizasyonlara faydası nedir? Futbol ve teknik ekip, iletişimin neresinde yer almaktadır? Organizasyonun kurumsal kültürünün bu süreçteki etkisi nedir? Dünyada spor organizasyonları halkla ilişkileri nasıl ele almaktadır? Türkiye’de durum nedir? Bu soruların yanıtlarını birazdan vermeye çalışacağım. Öncelikle “spor organizasyonu” kavramından bir kulübü, bir spor kurumunu veya kuruluşunu işaret ettiğimi hatırlatayım.

Spor organizasyonları veya bir futbol kulübü için halkla ilişkilerin faydası, ilişki yönetiminde ortaya çıkmaktadır. Kulübün medya, taraftar ve diğer paydaşlarla olan ilişkilerini düzenleyen ve uzun süreli, güvene dayalı bir sisteme oturtan bir süreçtir. Özellikle itibar yönetimi ve onunla bağlantılı kriz yönetimi süreçlerinde kulübün ihtiyaç duyduğu en önemli araç, halkla ilişkilerdir. Bir krizin atlatılmasında, etkisinin düşürülmesinde, yeni taraftar kitlesinin edinilmesinde, ürün ve hizmetlerin pazarlama süreçleriyle paralel biçimde hedef kitlelere tanıtılmasında, halkla ilişkilerin etkisi büyüktür. Çünkü bir futbol kulübünün en büyük müşterisi taraftar ise, kulübün taraftar ile olan bağlarını kuvvetli tutmada halkla ilişkiler önemli rol oynamaktadır. Halkla ilişkileri de kısaca tanımlayarak devam edelim. Halkla ilişkiler (public relations), bir kurum ile onun hedef kitleleri veya müşterileri arasında sağlıklı bir iletişim süreci gerçekleştirmek için çalışmalar yapan bir alandır. Özellikle medya araçlarını kullanarak hedef kitlelere kurum hakkında pozitif enformasyonların gönderilmesi sürecidir. Etkinlikler, toplantılar, bireysel ve kurumsal bağlantılarla kurumla hedef kitleyi sürekli ilişki halinde tutmaktır. Amaç, hedef kitlelerin zihninde pozitif bir algı yaratmaktır.

İkinci en büyük fayda, futbol kulübünün yeni taraftarlar edinmesinde, globalleşen dünyada yurtdışına açılmasında, pozitif bir itibara kavuşmasında, halkla ilişkilerin önemi büyüktür. Çünkü günümüzde, futbol endüstrisi içerisinde ayakta kalabilmek için dünya kulüpleriyle rekabet edebilmek gerekir. Bu rekabetin her geçen gün daha da çetin olduğu aşikardır. Bugün dünyanın en büyük ve itibarlı kulüplerinin başında gösterilen Barcelona, 10 dilde Twitter adresiyle farklı coğrafyalardaki potansiyel hedef kitlelerle iletişim halindedir. Çeşitli sosyal sorumluluk faaliyetleri de gerçekleştiren kulüp, kamp dönemlerini farklı ülkelerde geçirerek, oralarda da kulüp imajı hakkında bir farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.


Halkla ilişkilerin benimsenememesinin altında kulüplerin kurumsal kültürünün de yattığını söylemiştik. Kurumsal kültür, uzun süreli yönetimlerle birlikte kulübe yerleşen kurumsal davranışların sonucudur. Medya ile olan bağlarda tek yönlü ve agresif bir iletişim dilinin benimsenmesi, medya mensuplarının bir paydaştan ziyade düşman gibi görülmesi, çift yönlü ve karşılıklı faydaya dayalı bir iletişim yönetimini zorlaştırmaktadır. Türkiye’de birçok kulüp, medya ile sorunlar yaşadığı için ilişkilerinde mesafeli ve soğuk davranmaktadır. Bu da bir kültüre dönüşerek halkla ilişkilerin geri planlara atılmasına neden olmaktadır.

Peki kulübün iletişime nereden başlaması gerekir? Bir futbol kulübü, iletişim yönetimine teknik ve idari kadrodan yönetim kadrosuna kadar kurumsal bir kimlik yaratarak başlamalıdır. Futbolcuların sosyal medya kullanımına kadar bir kurumsallık oluşturmak, ilk adım olabilir. İkinci olarak, paydaşlarını tanımlayarak kiminle hangi seviyede nasıl bir ilişki kurulacağına karar vermelidir. Paydaşlarla düzenli ve sürdürülebilir bir iletişim mekanizması kurmalıdır. Özellikle medya ile bağlarını sıkı tutmak ve kulüp imajını zedeleyen haberleri engellemek için doğru bir bilgi akışı kurmak gerekir. Düzenli basın bülteni ve duyurular iletilmelidir. Medyada yer alan haberlere hızlı reflekslerle yanıt verilmelidir. İtibar yönetimini sağlıklı yürütmek için özellikle bir kriz yönetimi planı hazırlanmalıdır. Bu plan, yaşanabilecek bir krizde hemen devreye girecek biçimde hazır olmalıdır. Futbolcu transferlerinde medyada dezenformasyon bilgi yayılmadan kulüp bilgilerinin yayılması hedeflenmelidir. Çünkü taraftarlar, medyada kulübü hakkında doğru bilgilere ulaşmayı istemektedir. Aynı zamanda taraftarlar, kulübe duygusal temelde bağlı olduğu için kulüplerinin her zaman itibarlı olmasını beklemektedir. Bu yüzden kulüp, sağlıklı bir iletişim mekanizması kurması gerekmektedir. Bütün bu süreçleri planlamak ve yürütmek için de iyi bir iletişim ekibinin olması gerekir. Özellikle halkla ilişkiler ve iletişim hakkında uzman olanlar tercih edilmelidir. Eğer futbol endüstrisi içerisinde ve liglerde rekabet etmek istiyorsa bir kulüp, iletişim yönetimini, kurumsal bir yönetim fonksiyonu olarak ele almak zorundadır.

Dijital Okur Yazarlık nedir?

Dijital kavramı, günümüzde tüm geleneksel iş süreçlerinin ve geleneksel araçların önüne geçti. Artık önce dijital diyor, sonra diğer kavramları kullanıyoruz. Her şey dijitale dönüşmeye başladı. Dijital medya, dijital telefon, dijital dünya, dijital kamera, dijital radyo, dijital ekran, vs. diye örneklerini çoğaltabiliriz. Günümüzde dijital ekranı olmayan bir eşyayı kullanmakta bile zorluk çekiyoruz. Buzdolabında dokunmatik ekranlar, otomobillerde android ekranlar, bluetooth ve kablosuz bağlantılı dijital göstergeler, yol bilgisayarları ve daha niceleri…


Dijital dünyadaki bu hızlı gelişimi kullanıcılar ne kadar takip edebiliyor? Akıllılık özelliğine ne kadar uyum sağlıyor, dijitalin getirdiği tehlikelerin farkında mı? Para transferleri, ödeme yöntemleri, kamusal işlerin yüzde doksanı neredeyse dijital dünya üzerinden gerçekleştiriliyor. Çerezlerle kullanıcılar adım adım takip edilirken, bu dijitali anlamayan geç dönem dijital kullanıcıları, bu sistemlere nasıl uyum sağlayacak? Bununla ilgili bir eğitim programı, bilgilendirme mekanizması kuruldu mu? Her gün televizyonlarda sosyal medya üzerinden dolandırılan, kandırılan ve yönlendirilen insanların sayısı artarken, kamu ve özel sektör dijital okur yazarlık konusunda neler yapıyor?

Öncelikle dijital okur yazarlık konusu nedir sorusuna cevap vermek gerekir. Dijital okuryazarlık akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü Bilgisayarlar gibi ağ cihazları aracılığı ile bilgiyi bulma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme becerilerini ifade eder. Dijital okuryazarlık bilgisayar okur yazarlığı veya dijital becerilerden farklıdır (wikipedia). Bilgisayar konusunda okur yazar olmak, bilgisayarı kullanma becerisidir. Dijitali kullanma beceresi ise, bilgisayar üzerinde kullandığımız internet temelli dijital uygulamaların mantığını çözebilmektir. Bu mantık, karmaşık olduğu kadar da basittir. Bunu şöyle açıklayabiliriz, hiçbir dijital platformda, güvenli olmayan hiçbir bağlantıya, özel verilerini ekleme. Sıradan bir web sitesine kayıt olurken, önce o web sitesine kayıt olma gerekçeni gözden geçir, sonra neler istediklerine bir bak. Eğer nüfus bilgilerine kadar istiyorsa o siteden uzak dur, çünkü hiçbir nüfus bilgisi, dijital temelli bir web sitesinde teknik olarak gerekli değildir. Bu yüzden eğer bir bilgiye ulaşmaya çalışıyorsanız, o bilginin serbest olarak sunulduğu platformları araştırın. Günlük olarak ziyaret ettiğiniz sitelerde, browser’ın (tarayıcı) sol başında yer alan “güvenli” yazısını görmediğiniz hiçbir platformda kredi kartı, nüfus bilgileri ve diğer özel bilgileri paylaşmayınız. Aşağıdaki görselde örneklerini görebilirsiniz. Türk Hava Yolları web sitesine girdiğinizde bağlantınız güvenilir olarak görünürken, Hürriyet Gazetesi’nin web sitesinin güvenilir olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu gibi sitelerde özel bilgilerin paylaşılması güvenli değildir. Çünkü erişim izinleri kontrol edilemediği için korsanların sizin bilgisayarınıza veya mobil cihazlarınıza erişmesinde ve kopyalamasında hiçbir engel yoktur.


Peki bu karmaşanın içerisinden nasıl çıkılabilir? Şöyle izah edebilirim: internette gezinmek yalnızca bir web sitesine, sosyal medya ağına veya uygulamaya girmek demek değildir. Her web sitesi, cookielerle sizin neleri aradığınızı, hangi etiketleri kullandığınızı, Google gibi arama motorlarında neleri yazıp aradığınızı listelemek için bilgisayarınıza küçük dosyalar yükler. Bu dosyalar, sizin o siteye her girişinizde güncellenir ve saklı tutulur. Sitenin sunucusu, sizin o sitede neler yaptığınızı kaydeder ve ona göre reklamlar sunar. Ona göre kişiselleştirilmiş dijital faaliyetler planlar. Cookie’nin tanımı, eticaret.com sitesine göre, web sunucusunda bilgisayara otomatik olarak yüklenen küçük dosyalardır. Cookies’in içindeki bilgiler aynı bilgisayar o siteye her girişinde saklı durur. Cookies, ziyaretçilerin kimliklerini belirleyerek web sitelerinin kişiselleştirilmesini sağlar. Bu kişiselleştirmeler, kullanıcıyı adeta hapseder. Bundan kurtulmanın yolu da, bu cookieleri nasıl yöneteceğimizi öğrenmek ve dijitalin nasıl çalıştığını kavrayabilmek. Bunun yolu da dijital okur yazarlıktan geçmekte.

Dijital okur yazarlık, hem eğitimde hem de günlük yaşamda her yanı dijital ekranlarla doldurarak sağlanamaz. Okullarda gerçekleştirilen Fatih projesinden tutun da, eğitim öğretim faaliyetlerinde sınavların dijital ortamlarda yapılmasına kadar birçok faaliyet, kullanıcılar tarafından tam özümsenemedi. Küçücük bir çocuğun tablet kullanımından duyulan gurur ve sevinç, hiç tahmin edemeyeceğimiz olumsuz sonuçlara neden olabilir. Bunu önlemenin yolu, dijitali yaygınlaştırmadan önce dijitalin nasıl bir mantıkla çalıştığını öğretecek mekanizmaları devreye sokmaktır. Bununla ilgili iyi bir örnek de çalıştığım okuldan. Online olarak okutulan derslerin sınavları da online yapılmaktadır. Bu sınavlarda bilgisayarı açmayı bilmeyen öğrencilerden tutun da, eline fare ve klavye almamış öğrenciler var. Bu öğrenciler, Anadolu’nun bir çok yöresinden okumaya gelenler. Bunlar internet ortamında sınavlarını nasıl başaracak? Üniversite öğrencileri bu haldeyken, Anadolu’da ve büyük kentlerin kırsalında varoş hayat yaşayan amcalar, teyzeler, buzdolabındaki dijital ekrana nasıl uyum sağlayacak? Bununla ilgili hangi çalışmalar yapıldı? Zamanında bilgisayar öğrenilmesi için yapılan çabalar, şimdilerde dijital platformlar için yapılmalı. Hazır her yanı dijital ekranlarla kaplamışken, bir projenin tam sırasıdır. Google üzerinden arama yaptığımda dijital okur yazarlıkla ilgili İSMEK’in kurs açtığını gördüm, bu iyi bir gelişmedir. Aynı zamanda Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü de dijital medya ve çocuk projesi başlatarak dijital medya okur yazarlığına yönelik faaliyetler yapmaktadır. Microsoft, Dijital Okur Yazarlık isminde kurs programı düzenlemiştir. Bu ve bunlar gibi faaliyetler, dijitalin hiç değilse genç nesilde anlaşılabilmesi için önemlidir. 

Dijital okur yazarlık yalnızca bilgisayarlar aracılığıyla gerçekleştirilen işlemlerde değil, mobil uygulamalarda, tabletlerde, arabalarda ve ekran ve dokunmatik olan her yerde geçerli.

Uzun zaman sonra yazıyorum: “blog yazmayı özlemişim”

Başlarken vay be diyesim geldi yazıya. Uzun süredir blog yazmıyordum. Tabi haklı ve geçerli sebeplerim vardı. Yazmam gereken daha önemli şeyler gibi. Hiç hayranım olmadığı için özleyen de olmadı yazılarımı. Ama ben özlesinler diye yazmıyordum, takip etsinler diye de. Sadece yazmak insanın zihnini, duygu ve düşüncelerini geliştirdiği için yazıyordum. Bir yerlerde birileri muhakkak benim gibi düşündüğü için yazıyorum. Bir yerlerde birileri muhakkak düşüncelerini nihayete erdirmek için ihtiyacı olan bir kaç kelimeyi bulabilir diye yazıyordum. Kim bilir, kaç kişiye ilham olmuştur. Neyse ki mail atıp duygu ve düşüncelerini paylaşan ve teşekkür eden bir kaç kişi oldu yıllar boyunca. Yazdıklarımı fütursuzca kullanıp kaynaksız, atıfsız kullananlar da oldu. Bir yerlerde gizli saklı okuyup paylaşan da. Neyseki ben bu küçük ayrıntılarla meşgul olmayı sevmediğim için yazmayı, daha çok yazmayı tercih ettim. Çünkü yazdığında daha çok düşünürsün, yazdığında daha çok tırmalarsın etrafı. Ben asıl iletişimin yazıda olduğunu düşünüyorum. Yazıda olmasaydı kutsal dinler yazınsal olmazdı. Dünyanın en önemli bilim eserleri kitaplara dökülmezdi. Çünkü aklından geçenin kalbinden parmaklarına süzüldüğü vakit, hiçbir süzgeç anlatmak istediğini engelleyemeyecektir.

2016 yılını uğurlarken, geçtiğimiz 12 ay çok güzel gelişmelere ev sahipliği yaptı. Nedir bu gelişmeler?

Dünyanın en önemli kurumunda, süresiz sözleşmeli, yüzde 50 ortaklıkla işe girdim. İşe girerken tüm ailem ve yakınlarım sağolsun beni yalnız bırakmadı. Davullu zurnalı yolcu ettiler. Bu arada kurumda iki kişi çalışıyoruz. Aile şirketi. Gelirlerimiz ortak. ilerleyen dönemlerde şirketi büyütürsek üçüncü, dördüncü elemanı da aramız katmayı planlıyoruz. Şirketin ortağı olur da bu blog yazısını okursa kendisi de mutlu birlikteliği anlatacaktır.

Şirketin istikrarı ve iş ortamı mükemmel olunca bunu kutlamak için 4 farklı tatil şehrinde, 5 farklı çok güzel otelde doyasıya tatil yaptık. Geze geze yorulduk diyebilirim.

Doktora tezim son sürat devam ediyor. Prof. Dr. Ayla OKAY, Doç. Dr. Ebru ÖZGEN, Doç. Dr. Yeşim GÜÇDEMİR, sağolsun sevgili hocalarım beni de aralarına katıp masanın öbür yanına çekmek için ellerinden gelen yardımı gösteriyorlar. Konumuz yavaş yavaş şekillendi. Türkiye’de halkla ilişkiler alanında pek ilgi gösterilmeyen ama gelecek vaat eden bir alanda doktora tezi yazıyoruz. Umarım faydalı olacaktır. İkinci tez izleme sürecini de başarıyla geçtikten sonra Haziran’da üçüncü izlemede görüşmek üzere. Allah’ın hakkı üçtür, üçten sonra görüşürüz.

Güzel bir tatil deneyimimiz daha oldu. En yakın arkadaşım, eşi ve çocukları ile ailecek bayram boyunca 2000 km yol katettik. Önce Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Tanoba Kasabası’na, oradan Yozgat üzerinden Kayseri’ye, Kayseri’den Kapadokya’ya, Kapadokya’dan Konya’ya, Konya’dan Eskişehir’e, Eskişehir’den de İstanbul’a kadar bir dolu anı biriktirdik.

Güzel, maviş, “sıfır kilometre bir otomobil” aldık Yeşilçam jönlerinin deyişiyle. Sağolsun bizi oradan oraya götürüyor. Yakmıyor da. 🙂

Güzel bir yeğenim daha oldu. Adı Fatih. Ama arkadaşları onu ağır başlı olarak tanıyor. Çünkü az güler, ciddiyetsiz şeylerden hoşlanmaz.

Arkadaşlarım evlendi, dostlarım evlendi. Düğün düğün gezdik. Hala gezmeye devam ediyoruz. Düğünler sezonunda tüm bölümleri indirip bir gecede bitirmek olsaydı keşke. Düşünsene düğün listesini tek tıkla indirip bir gecede Game Of Thrones gibi bitirmek… Yetkililerden bununla ilgili bir girişim bekliyorum.

Son olarak önümüzdeki konularda neler yazacağım bilmiyorum şu an. Konular genelde tesadüfen ortaya çıkıyor. Aklıma estikçe yazıyorum. Görüşmek üzere.

Dünyanın En Saçma Halkla İlişkiler Kampanyası

çeyiz yardımı

“Hükümetin 2016 Eylem Planı kapsamında bir haftada hayata geçirmeyi planladığı esnaf, çiftçi ve gençlere yönelik eylemlere ilişkin 4 kararname ve 1 yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlandı. Düzenleme ile bankada hesap açtırıp üç yıl para biriktirenlere, devlet 5 bin liraya kadar çeyiz yardımı yapacak. İlk evlilik için yapılacak yardımı almak için ise 27 yaşından önce evlenmek şartı bulunuyor. Hükümetin açıkladığı, 27 yaşına kadar evlenmek isteyenlere verilecek olan çeyiz yardımı düzenlemesi, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, en fazla 24 yaşında henüz evlenmemiş gençlerle, 18 yaş altında çocuğu olan aileler çeyiz hesabı açtırmak için bankalara başvurabilecek. Çeyiz hesabında aylık ya da 3 aylık periyodlarla en az 3 yıl düzenli ödeme yapan hesap sahiplerine devlet, sözleşmede yer alan sürenin sonunda en fazla 5 bin TL’lik katkıda bulunacak” (hurriyet.com.tr).

Şimdi, devletin “en fazla 5 bin tl” olan çeyiz yardımı için açıkladığı şartlar: 3 yıl boyunca 100 ile 1000 tl arasında düzenli olarak çeyiz hesabına para yatırılması gerekmektedir. 3 yıl sonunda devlet de en fazla 5 bin tl yardımda bulunacaktır. Garantisi yok, belki 3 bin tl verecek. Dünyanın en saçma halkla ilişkiler kampanyası. Eğer bir insan bir hesap açıp, 3 yılda her ay düzenli olarak 1000 tl yatırırsa, zaten 36 bin tl’si oluyor. Sizin vereceğiniz 5 bin tl, bunun yanında sadece bir Iphone parası. Neden 3 yıl boyunca 5 bin tl için binlerce lirasını askıya alsın. Üstelik hiçbir esneklik payı yokken. Bir de insanlar zaten üniversite, askerlik, iş bulma derdi derken yaşı 25 oluyor. 24 ve 27 yaş ile sınırlamak da sanırım hedef kitleyi küçültüyor. Bunu iyi bir iş başarmış gibi kamuoyuna sunmak gerçekten deli saçma.

İletişim Araçları Arttı ama Muhabbet Azaldı

Dikkat ettim de artık iletişim kuramıyoruz. En yakınımızdakiyle bile iletişim kurmakta zorlanmaya başladık. Bizi dinlediğini düşündüklerimiz de aslında cep telefonundan gelecek mesajlara odaklanmış durumda. Bir bildiri gelecek gibi sürekli teyakkuz halinde cep telefonu, tablet ve bilgisayarlara gömülmüş vaziyetteyiz. İletişim kurmak yerine araçların egemenliği altında eziliyoruz. Her yanda elektronik cihazların yaydığı parlak ve yanar-döner iletilerin etrafında dönüp duruyoruz. Toplum içerisinde bireylerin birbirleriyle olan iletişiminin frekansını, seviyesini ve miktarını da yine elektronik cihazlar belirlemeye başladı. Her sözümüz ve düşüncemiz elektronik cihazların süzgecinden geçerek hedefe gidiyor. Dünya küçüldü ama insanlar birbirinden uzaklaştı. Evler büyüdü ama aileler küçüldü. Yollar uzadı ama mesafeler daraldı. İnsanı hiçbir duygu kalmadı, geleneksel küçük kırıntıları ararken bile Google kullanıyoruz.

İletişim araçları çoğaldıkça iletişimin kendisi azalmaya başladı. Artık içeriğin kendisini araçlar üretiyor. Her bir muhabbeti, bu araçların yaydığı içerik belirliyor. İzlediğimiz tüm haberler bu araçların kontrolüne geçti. Geleneksel medyanın içeriğini de yine bu yaygın yeni medyadan gelen içerikler belirliyor. Akşam haberlerine dikkat edin, ilk üç politika haberinden sonra güvenlik kameralarına yansıyan haberlerle, internette en çok tıklanan videolar haber oluyor. Ortada tüm insanlığı sürekli meşgul eden bir haber pornosu var. Bu haberlerden mahrum kalanlar, sanki toplumdan geri kalmış gibi bir muamele görüyor.

İki çift söz edecek ortamı bulduğumuzda bile bildirim melodileri her yanı kaplıyor. 5 kişilik bir ortamda 3 kişi telefonla ilgilenirken, 2 kişi de o telefondan yayılan ilginç enformasyonların ayrıntıları hakkında muhabbet ediyor. Dostluk, aile ilişkileri, doğa hakkında konuşanlar pek az kaldı. Bunları düzeltmek için çaba sarfetmek isteyenler bile Google üzerinden dertlerine derman arıyor. Kişisel veya toplumsal ne sorun yaşarsak yaşayalım, internet üzerinden doğruluğu kesin olmayan bilgilere başvuruyoruz. Hiçbir şekilde konuyla ilgili başka bir insanla iletişim kurmuyoruz. Kitle iletişim araçlarının her yanı kaplamasından şikayet ettiğimizde bile bağımlı olduğumuzdan tedirgin olmuyoruz.

Şu an sizinle iletişim kurmaya çalışırken bile bir bilgisayar, internet ve blog kullanıyorum. Yazdığınız geri dönüşlere yine aynı araçlar üzerinden yanıt veriyorum. Muhtemelen siz de benimle bu konu için ancak araçlar yardımıyla iletişim kuracaksınız. bir telefon açıp ben de böyle düşünüyorum diyen bu zamana kadar olmadı. Ben bazen beğendiğim paylaşımlar ve iletiler için sahibini arıyor ve cep telefonu üzerinden teşekkür ediyorum. Müsait olduğunda ise yüz yüze o konu üzerinde tartışmada bulunuyorum.

Elimden geldiğinde geleneksel kalmaya gayret ediyorum. Eski bir radyom var, oradan akşam haberlerini dinliyorum. Türkü açıyorum. Tüplü bir televizyonum var, oradan bazen bir şeyler izliyorum. Aksaray’da eskiciler çarşısını geziyorum. Geçmişi unutmamak için. Eski iletişim araçlarını araştırıyorum. Vosvos kullanıyorum. Arabanın camını hala elimde çevirerek açıyorum. Kapılar otomatik değil, anahtarla kilitliyorum. Beynimi daha iyi kullanmak için kağıt kalem taşıyorum, her hesabı elektronik cihazlarla değil, kalem kağıt ile yapıyorum. Moda olanları giymiyor, yakışanı alıyorum. Eski veya yeni kavramlarım ancak kullanılayacak kadar kötü olanlar için, moda benim için yeni olan değil, popüler olandır. Popüler ise herkes için olandır. Herkes olmak bir anlamda endüstriyel olmaktır. Ben ben olmaya gayret ediyorum. Umarım herkes kendi olmaya gayret eder.