Avrupalı Türkler

Hep imrenirdim Avrupa’dan Türkiye’ye tatile gelen ve “almancı” diye tabir ettiğimiz, doğma büyüme Avrupalı olan Türk’lere.  Bir gün ben de onlar gibi Avrupa’da yaşar mıyım diye hayal ederdim. Ee ne de olsa gelişmiş dünya ülkelerinin hepsi Avrupada. Ben de gelişmişliğin ne demek olduğunu onlar gibi görür müyüm acaba derdim. Ne çok şanslılar diye kıskanırdım.

Gelişmiş tren yolları, otoyollar, cadde-sokak altyapıları, üst yapıları, rayına oturmuş ve hiç beklenmeden işlenen bir bürokratik yapı, çevreye büyük önem veren insanlar,  bilinçli şoförler, milyonlarca kitaba sahip kütüphaneler, araştırma enstitüleri, özgür üniversiteler, kolejler, hogeschool’lar, dil okulları,  tarihi yapılar, kaleler ve daha sayabileceğimiz onlarca gelişmişlik  abideleri. Bütün bu imkanlara sahip Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşı.  Nasıl bir gelişme düzeyini elde edebilir? Ben size söyleyeyim.

Okuyacağı binlerce kitapla çocuklarını daha iyi bir yetiştirme davranışına sahip olabilir, onlara örnek teşkil edebilir.

Gideceği okullarda 3 dil birden öğrenebilir.

Avrupa’nın önemli, değişik bir sürü şehrine rahatça yolculuk yapabilir.

Çocuklarını sınavsız üniversitelere yazdırabilir.

başka şehirlere gönderip okutabilir.

farklı alanlarda uzmanlaşmalarına imkan sağlayabilir.

Türkiye’ye donanımlı bir birey yetiştirebilir.

Ben zannederdim ki Avrupa’da yaşayan emsallerimle ben meşk atamam. Onlar her alanda beni ezerler. Onlar en iyi okullarda okuyorlar. Onlar en iyi ortamları görüyorlar. Bin kimim ki İstanbul Bağcılar lisesi’ni bitirmiş, sıradan bir Türk genciyim. Derdim.

Hayır öyle değilim. Ben bu Avrupa’da yaşayan emsallerimden çok daha fazla okumuş, çok daha fazla görmüş, hayatın bütün zorluklarını yaşamış, her toplumdan insanla uyum sağlamakla uğraşı göstermiş. Gündemi takip edip dünya’da olup bitenle ilgili kafa yormuş, olayların birbiri içindeki bağlantılarını düşünmüş, Savaşlar hakkında yorumlar yapmış, Hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmak için aylarca teknoloji firmalarında çalışmış, sosyal medyayı yakından takip edip, yine geride kalmamak için kendine bir site yapmış ve o sitede yazılar yazan bir Türk vatandaşıyım.

Peki geldik sona. Avrupalı Türk’ler nasıl?

Kendilerine Türk Sokağı kurmuşlar; onlarca döner dükkanı, berberler, bakkallar, kasaplar, ayakkabıcılar, tuhafiyeler, züccaciyeler, manavlar, marketler ve en önemlisi her on metrede bir Kütüphaneler şey pardon, KIRAATHANELER ve KAHVEHANELER, iddia bayileri, lotolar, totolar…

Bu liste uzayıp gidiyor.

Gençler babasıyla birlikte fabrikada, döner dükkanında, berberde, markette, kasapta, kahvede, manavda çalışıyor. Henüz Üniversitede okuyan bir Avrupalı Türk’le karşılaşmadım; fakat umudumu da tüketmedim. Elbette bunlarda da okuyan insanlar vardır.

Neden yazıyorum; çünkü Avrupalı Türkler Avrupalı değiller. Türkiyeli de değiller. Aksanları Trük aksanına benzemiyor. Nederlands aksanına benzemiyor. Arada kalmış bir kültürleri var. Ne Belçika’lı ne Türkiye’li.

Zihnimi yoran neden bunlar Avrupa’ya adapte olamamışlar yada olmamışlar?Neden hala babadan oğula geçen bir iş anlayışı var? neden biz Avrupa’nın göbeğine onlarca kahvehane açıp tıklım tıklım doluşuyoruz. Neden hala biz kütüphanelerde zaman geçirmiyoruz?

Bir taksici gördüm. Kitap okuyordu. Bir Türk’le tanıştım. Dükkanını satmış, son model BMW almış. Bir Türk gençle tanıştım. doğma büyüme buralı. Beyaz gömlek siyah kumaş pantolon, boynunda altın kolye barlarda ispanyol zannedip bizim Türk arkadaşı taciz ediyordu.

Bu nasıl bir yaşam biçimidir?  Türkler neden gelişme göstermiyor? Biz neden ilerlemiyoruz? biz neden uyumlu değiliz? Avrupa’nın göbeğinde, Avrupa’nın başkentinde 10 yıl yaşayıp nasıl bir dil öğrenemiyoruz? bu nasıl bir zihniyettir? bu arada 10 yıl önce buraya taşınmış bir berberden bahsediyorum.

Meğersem onlar bize özenip Türkiye’ye geliyorlarmış. Meğersem onlar geride imiş. Meğersem Ne çok okumam ve ders çalışıp Ülkeme faydalı olmam gerekiyormuş. Avrupalı Türklerimizi şimdi Avrupa’da okuyarak çok daha iyi tanıdım. Meğersem onlar okuma, gelişme, büyüme, ayak uydurma, uyum sağlama derdinde değillermiş. Zihniyet hep aynı. sevdiğim bir sözle bitiriyorum.

“Ellerini daima yıldızlara uzat, elde edebileceğin bir yıldız olmasa da, bir çamur da olmayacak.”

Leo Burnett

ALİ YILDIRIM

1 KASIM 2010

GENT / BELÇİKA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir