reklam

Dünyada ve Türkiye’de Reklamcılığın Ekonomi Politiği

Özet

Kapitalist sermayenin ve modern üretim tarzının lokomotifi görevi gören reklam endüstrisi, her geçen gün toplumsal yaşamın büyük bir parçasında varlığını hissettirmekte ve bireylerin tüketim davranışlarını yönetmektedir. Ekonomi içerisinde gözle görülmeyen, fakat ekonominin oluşmasında aracı rol üstlenen reklamcılık endüstrisi, tüketim kültürünün oluşmasında mühim bir etkiye sahiptir. Üretilen mal ve hizmetlerin tüketicilere ulaşmasının ve satın alınmasını amaç edinen reklamcılık, aynı zamanda toplumsal yapının, tutum ve davranışların şekillenmesinde de önemli rol üstlenmektedir. Kapitalist üretim dünyasının mevcudiyetinin devamını sağlayan reklamcılık endüstrisi, son yıllarda küresel egemen kültürün her daim ayakta kalmasını savunan bir yapıya bürünmüştür. Bu çalışmada nitel bir analizle eleştirel ekonomi politik çerçevede Türkiye’de ve dünyada reklam endüstrisinin mülkiyet yapısı ele alındıktan sonra, teknolojiyle şekillenen reklamcılık ve popüler kültür bağlamında reklamcılığın toplumsal yapıya olan etkisi irdelenecektir.

 Giriş

Tüketim kültürünün oluşmasında, kitle toplumunun meydana gelmesinde ve bireyin tüketici olarak kimlik değiştirmesinde reklam endüstrisi önemli bir tol oynamaktadır. Kapitalizmin ve küresel sermayenin etkili aracı haline gelen reklamla birlikte toplum kavramı, Foucault’un çözümlemesini yaptığı modernlik pratikleriyle paralellik arz etmektedir. Foucault post-hümanist bir çerçevede, modern dönemde bireyin ölümü metaforuyla, bireyin modern teknolojiler tarafından üretilen bir nesne durumuna indirgendiğini vurgulamaktadır (Şan ve Hira, 2010). Keza Marksist bakış açısı da modern üretimin ve üretim ilişkilerinin insanı yabancılaştırarak insani özelliklerinin dışına çıkardığını iddia etmektedir. Reklam endüstrisi de çeşitli teknik araçları kullanarak bu süreçte rol oynamaktadır.

Reklamcılık endüstrisinin psikoloji temelli mesaj içerikleri ve görselliği kullanarak bireylerin tutum ve davranışlarını etkileme isteği aslında 1920’lere kadar gitmektedir. Psikolojik çalışmaların hız kazanması, Almanya’da, Amerika’da, Rusya’da psikoloji çalışmalarının laboratuvar ortamında deneylerle sürdürülerek yeniliklere uğraması, ticari reklamcılık yaşamına da büyük etki etmiştir. 1920’lerden önce kaba saba abartılı ve sıfatlara dayanan reklamlar, 1930’lardan sonra bilinçaltına etki eden reklamcılığa doğru yönelmiştir. Böylelikle kitleler ister istemez reklamlara maruz kalarak tutum ve davranışlarını yönetmede bir ortağa sahip olmuştur. Reklamcılık endüstrisinin gelişim sürecinde toplumsal olayların rolü büyüktür. Endüstrinin 1. Dünya Savaşı sonrası toparlanma hareketleri, 2. Dünya savaşında sekteye uğrayarak bir düşüş gösterse de 1950’lerden sonra hızla bir toparlanmaya gitmiştir. Reklamcılık endüstrisi de sanayi ile birlikte gelişme göstererek David Oglvy, Leo Burnett gibi yaratıcı dehalarını ortaya çıkarmıştır. Küresel şirketlerin sınır dışına çıkmasıyla beraberlerinde reklam ve iletişim takımlarını da götürmeleri, reklamcılık endüstrisinin ulusallıktan çıkıp uluslararası alana çıkmasına vesile olmuştur. 1960’lardan itibaren pazar arayışları artan özellikle Amerika gibi ülkeler, ürünlerini dış pazarlarda alıcılara ulaştırmak için reklamlara ciddi ihtiyaçlar duymuştur.

Reklamcılık endüstrisinin gelişimi de bu dönemlere rastlamaktadır. Çeşitli reklam ajanslarının tek bir çatı altında toplanması, satın almalar ve şirketlerin birleşmesi, reklamcılık alanını da tekelleşmeye doğru itmiştir. 1980’lerde liberal ekonomik modellerin desteklenerek yaygınlaşması, reklamcılık endüstrisinin başarılarını daha yukarılara taşımıştır. Günümüzde reklamcılık alanında belli başlı 5 büyük grup yer almaktadır. Bu gruplar dünya reklamcılık piyasasının büyük çoğunluğunu idare ederek yılda 530 ile 540 milyar dolar seviyesinde reklam yatırımları gerçekleştirmektedir. Endüstrisinin bu denli bir ekonomi yaratırken karşılığında ne gibi beklentileri olduğu ise tartışmalı bir hal almaktadır. Reklamların tüketime yönlendirmesi, bireyleri yabancılaştırması, bireylerin düşünme ve üretme kapasitelerini kısıtlamasının yanında, yalnızca ürün satan, abartıdan uzak, toplumsal yaşamda olması gereken bir unsur olduğu da söylenmektedir. Bu çalışmada reklamcılık endüstrisinin toplumsal yapıyı ve bireyi nasıl etki altına aldığı, mülkiyet yapısıyla birlikte popüler kültür bağlamında reklamcılık endüstrisi nasıl bir şemaya oturmaktadır, tartışılacaktır.

 

Ekonomi Politik Kavramı

Ekonomi politik kavramı, 17. Yüzyılda iktisadi yaşam için kullanılan bir terim olmuştur. Toplumsal yaşam içerisinde malların değişim değeri, kullanım değeri ve dönüşümü üzerine çalışmalar yapılan bir alan haline gelmiştir. Aslında genel olarak ekonomi konusunu incelemektedir. Bununla birlikte ekonomi ile politik yaşamın iç içe geçmişliğini de inceleyen bu alan, iktidar güdümlü ekonomi politikalarının toplumda meydana gelen yansımalarını da ele almaktadır. Eleştirel ekonomi politik gelenek, iletişim teknolojileri (donanım) ve içerikleri (yazılım) de dâhil olmak üzere, iktidarın örgütlenmesi ve toplumsal kaynakların eşitsiz bir şekilde dağılımı ile bunlar üzerindeki kontrolün, toplumsal yapının biçimlenmesi üzerindeki etkisini de araştırmaktadır. Bunun için de teknoloji ve onun dolayımı ile gerçekleşen iletişimin anlaşılabilmesi için (kapitalist) üretimin, dağıtımın ve kurumsal yapının doğası incelenmelidir (Yaylagül, 2013).

Marksist-Leninist düşünce çerçevesinde ekonomi politik, toplumun gelişmesinin temelini inceleyen bir alan olarak tanımlanır. Bu temeli, maddi varlıkların üretimi, üretim tarzı oluşturur. Ama ekonomi politik, üretimi, ancak, üretim içinde, insanlar arasında kurulmuş olan ilişkiler açısından inceler. Toplumun temelini araştırır. Lenin “Ekonomi politik, hiç bir zaman ‘üretimle’ uğraşmaz, üretim alanında insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerle, üretimin toplumsal yapısıyla uğraşır” der (Lenin, 1975).

Marx ise Kapital kitabında ekonomi politiği şöyle tanımlamaktadır: “İlk ve son kez burada belirtmek isterim ki, ben klasik ekonomi politik deyince, yalnızca görünüşleri ele alan, bilimsel ekonominin uzun süre önce sağladığı malzemeyi durup dinlenmeden ağzında geveleyip duran ve burjuvazinin günlük kullanımı için en münasebetsiz olayların en akla uygun açıklamalarını arayan, bunun dışında da tuzu kuru burjuvazinin onlar için dünyaların en iyisi olan kendi dünyaları ile ilgili bayağı düşüncelerini bilgiççe sistemleştirmeye ve bunları ebedî gerçeklermiş gibi ilan etmeye kalkışan yüzeysel ekonomiye karşılık, William Petty’den beri, burjuva toplumundaki gerçek üretim ilişkilerini araştıran bir ekonomi bilimini anlıyorum.” (Marx, 2003).

Marx, ekonomi politik bağlamda kapitalist üretim tarzını, işçinin üretimi ne kadar artarsa, kendisinin de bir o kadar yoksullaşacağını belirtmektedir. Bir işçi ne kadar meta yaratırsa kendisi de bir meta haline dönüşecektir. Politik ekonominin ele aldığı durumlarda, emeğin gerçekleşmesi, işçiler için gerçekliğin yok olması olarak görünür. Politik ekonomi, işçiyle üretim arasındaki dolaysız ilişkiyi göz önüne almayarak, emeğin kendi içinde yatan yabancılaşmayı gizler. Marx’a göre emek zenginler için güzel şeyler yaratırken, işçiler içinse yoksulluktur (Lefebvre, 2013). Bununla birlikte ekonomik düzeni tarif ederken liberal bağlamda Adam Smith ise üretim ilişkilerini şöyle tarif eder;

Ekonomi mekanizmasının çalışabilmesi için “Bırakınız Yapsınlar – Bırakınız Geçsinler” yaklaşımı gerekli olmalıdır. Üretim öğeleri bir kesimden ötekisine, fiyat yelpazesine uygun olarak serbestçe geçebilmelidir. Bireysel etkinliklerin serbestçe yapılması genel çıkarları hemen sağlayacaktır. Devlet, ekonomik konularda müdahaleden sakınmalıdır. İşbölümü içeride olduğu gibi uluslararası alanda da faydalıdır. Her ülke, avantajlarından yararlanarak bazı üretim kollarında uzmanlaşmalıdır. Ülkeler arasında ticaret mutlak maliyet temeline dayanır. Bir mal bir ülkede daha düşük maliyetle üretiliyorsa, aradaki fark onun kârı olacaktır. “Bırakınız geçsinler” ilkesi uluslararası alanda uygulanmalıdır, dış ticarette liberal bir politika güdülmelidir. Adam Smith ekonomik gelişmenin koşulunu sermaye birikiminde görmektedir. Düşüncesine göre koruma, sermaye yaratmaz. Mevcut sermayenin de istenilen kesimde kullanılmasını engellediği için zararlıdır (ekodiyalog.com).

Buradan da anlaşılıyor ki ekonomi politik kavramı, toplumsal yaşamın da dâhil olduğu ekonomik sistemin bir eleştirisini yaparak yeni yöntemler ortaya koymaya çalışmaktadır. Üretim ilişkilerinin sermaye yapılarını belirlemekle birlikte toplumsal ilişkileri de yönlendirdiğini söyleyen ekonomi politik yaklaşım,  bireyin kültür endüstrisi içerisinde kendini kaybettiğini ve mülk sahiplerinin birer makineleri haline geldiğini söylemektedir. Ekonomi politiğin bir diğer önemli yanı ise toplum gelişmesinde ekonomik yasalar önde geldiği görüşüdür; insanlar arasında kurulmuş olan toplumsal üretim ilişkilerindeki farklılığı ekonomik yasalar belirler, yani üretim, bölüşüm, değişim ve tüketim alanında, ilişkileri belirleyen, ekonomik yasalardır. Bir bilim olarak, ekonomi politik için en önemli olan, toplumun gelişmesinin ekonomik yasalarının bulunmasıdır. Bu ekonomik yasaları belirleyen ise iktidarlardır. Ekonomi politika ilişkisinde literatürdeki farklı tanımlamaların ışığında çıkan sonuç politik gücün ekonomi politikalarını belirleyen asli unsur olmasının yanında, sermaye sahiplerinin ülke ekonomisi içindeki baskın otoritesi de bir anlamda politikaları belirlemekte ve iktidarları etkilemektedir.

Dünyada Reklamcılık Endüstrisi

Reklamcılığın tarihçesi 15. Yüzyıla dayanmaktadır. Bilinen ilk Açıkhava 1480 yılında basılmış ve kilise kapılarına asılmıştır. Reklam tarihçisi Henry Sampson, 1650 yılında bir İngiliz gazetesinde ilk gazete ilanına rastlandığını söyler. Bu 12 atı kaybolan bir insanın atını bulanlara mükâfat vereceğini anlatan bir ilandır. Başka bir tarihçi Frank Presbery ise ilk ilanının Mercurius Britannicus’da 1625’te çıkan bir kitap reklamı olduğunu ileri sürmektedir (Özkundakçı, 2013: 13). Bununla birlikte matbaanın gelişmesi ile basılı materyallerin yaygınlaşması, reklamcılık alanının gelişmesine ön ayak olmuştur.

Reklamcılık, geliştirilen yeni metotlar, pazar araştırmaları, medya planlama teknikleri, psikografik testler, yeni promosyon kanalları, etki araştırmaları, posttestler, konumlandırma stratejileriyle mümkün olan maksimum etkiyi her geçen gün daha da fazla yakalamaktadır. Reklamcılığın bu etkisi ise kullandığı görsel ve sözel dil ile özel tasarımlara dayanmaktadır. Temelde tutum ve davranmışları hedefleyen söz konusu tasarımlar, reklamcılığın ticari bir retorik olma durumunu ifade etmektedir (Batı, 2013: 56).

Reklamcılık alanı tek başına reklamın kendisiyle tanımlanacak bir olgu değildir. Reklamcılık içerisinde reklamveren, reklam mecrası, reklam ajansları gibi farklı bileşenler yer almaktadır. Bu bileşenler içerisinde reklamverenler, aynı zamanda büyük endüstri araçlarını ellerinde bulunduran iş dünyasını karşılamaktadır. Dolayısıyla reklama yön veren, mesajlarını halka ulaştıran büyük sermaye sahipleridir. Bu sermaye sahipleri ürün ve hizmetlerini halka tanıtmak maksadıyla reklam ajanslarına başvurmakta ve ajans da işbirliği içinde olduğu yapım, ulaşım, yeme içme dâhil farklı sektörlerle birlikte bir reklam ürünü ortaya koymaktadır. Bu ürünün içeriği yalnızca sermaye sahibinin halkın tutum ve davranışlarını değiştirme amacını güder.

Dünyada ilk reklamverenler olarak Amerikan şirketleri P&G ve Unilever ön plana çıkmaktadır. İlk büyük reklamveren olan P&G aynı zamanda “soap opera”ların da doğuşunu sağlamış ve isim anneliğini yapmıştır (Hızal, 2010: 113).  Reklamlarını, yaptığı ve medyaya ücretsiz dağıttığı dizilerin arasına yerleştirerek, yeni bir uygulama başlatmıştır. Reklamverenin endüstri devriminin imkânları ile denizaşırı ülkelere gidişi kimi zaman doğrudan üretimlerini orada yapmaya başlamaları, kimi zaman da dağıtım/temsilcilikler vermeleri 1900’lü yılların başına rastlamaktadır. General Motors’un Amerika Birleşik Devletleri dışındaki ilk fabrikasını 1899 yılında Londra’da kurması, GM’in reklam ajansı olan Walter Thompson’m da ülke dışında bir şube açmasını sağlamış ve bu olay reklamcılıkta bir ilk olmuştur (Hızal, 2005: 113).

İkinci dünya savaşı sırasında tüm sektörlerde bir gerileme yaşandıktan sonra 1950’ler ve 1960’lar reklamcılıkta “yaratıcılık devrimi” olarak nitelendirilmektedir. Leo Burnett, David Ogilvy gibi yaratıcı reklam dehaları ve ajanslarının kurulması bu döneme rastlamaktadır (Hızal, 2005: 113). Bu ajanslar 1980’lerden sonra gruplaşma içerisine girerek tekelleşmeye başlamıştır. Birçok reklam ajansı satın almalar yaparak sektörde rekabetin azalmasını ve tekelleşmeyi tetiklemiştir. Örneğin Omnicom bünyesinde Türkiye bağlantıları da olan BBDO Worldwide, DDB Worldwide, TBWA Worldwide, WPP Grup bünyesinde J. Walter Thompson, Ogilvy&Mather Worldwide, Y&R Advertising gibi reklam ajansları bulunmaktadır (Hızal, 2010: 118). Bu gruplaşmalar iletişim dünyasında yoğunlaşma olarak adlandırılmıştır.

Yoğunlaşmanın bir başka yönü gruplar arası satın almalar ve birleşmeler ekseninde görülmektedir. Advertising Age dergisinin Mayıs 2006 tarihinde yayınladığı ajans raporlarına göre bu birleşme ve satın almalar şöyledir: 2003 yılında dünyada ilk elli pazarlama iletişimi grubu arasında sıralanan Grey Grup’un tamamı ve Asatsu’nun %20’si 2005 yılında WPP Grup tarafından satın alınmıştır. Dentsu Grup’un, WPP Grup’a bağlı Young and Rubicam reklam ajansında %25 ve Publicis Grup’ta ise %15 oranında sahipliği bulunmaktadır (Hızal, 2005: 118).

Reklamcılık sektöründe bu birleşmelerin yanında reklamverenlerin harcamaları da her geçen yıl artmaktadır. Amerika’da 2011 yılında 158,3 milyar TL olarak gerçekleşen reklam harcamaları, 2012 yılında yüzde 4,9 büyüyerek 166 milyar dolara yükselmiştir. 2013 yılında bu rakam 171,05 milyar dolara yükselmiştir. 2018 yılında bu rakamın 220 milyar dolar olması beklenmektedir. Bu harcamaların büyük kısmını televizyon mecrası alırken, dijital reklamcılık da git gide artarak yüzde 16,6’lık bir pay elde etmiştir. 2010 yılında 26 milyar dolar olan harcamalar, 2014 yılında 47.58 milyar dolara çıkmıştır (http://www.statista.com).

Dünyada reklam harcamaları 2013 yılında 531 milyar dolar arasında gerçekleşmiştir. Bu rakamın yüzde 40’ını televizyon mecrası almıştır. Yazılı basın 90,26 milyar dolar, dijital mecralar 117 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir (http://www.statista.com).

Mobil reklamcılık ise hala küçük olmasına – bu sene 14.3 milyar dolarlık büyüklük ile toplam reklam pazarının %2.8’ine denk gelmekte – rağmen çok hızlı büyüme göstermiştir. Mobil reklamcılığın 2013’de %77, 2014 %56 ve 2015’de ise %48 büyüyerek 2015’de toplam 33.1 milyar dolarlık büyüklükle pazarın %6’sına ulaşması beklenmektedir (ZenithOptimedia Raporu, 2013).

Türkiye’de Reklamcılık Endüstrisi

Türkiye’de reklam endüstrisi dünya ile kıyaslandığında biraz geç başlamıştır. 17-18. Yüzyıllarda dünyada başlayan reklam hareketleri Türkiye’de 19. Yüzyılda başlamıştır. Bunun nedenleri arasında sanayileşmenin gecikmesi ile kitlesel üretime geçilememesi sayılabilir (Elden, 2013). Osmanlı topraklarında rastlanan ilk reklam, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği belirtilen bir ilaç üzerinedir. Bu ilaç için ilk ilan Venedik’te basılmıştır. Ülkemizde yayınlanan ilk ilan ise 1842 yılında bir nasır ilacı ilanıdır (Aktaran: Elden, 2013: 135). Reklamın gelişim süreci sanayileşme ve basılı materyallerin gelişimine paralel olarak ilerlemektedir. Şirket ve mecra sayısı arttıkça reklam ve ilan sayısı da artmaktadır.

Politik çerçevede 1900’lerin başında devletin baskısı altında olan yazılı basın sektörü ilancılık, 1909 yılında birkaç girişimcinin İlancılık Kolektif Şirketi’ni kurmasıyla bu ilanda ilk yaşanmıştır. Balkan savaşlarına kadar düşe kalka ilerleyen sektör, savaşlarla birlikte batma seviyesine gelmiştir. Daha sonra cumhuriyetin ilanına kadar süregelen durgunluk, 1920’lerin sonlarına doğru yeniden gelişmeye ve büyümeye başlamıştır. 1930’lar ve ikinci dünya savaşı sonrası liberalleşmenin etkisi tüketicilerin ön plana çıkması ve reklamverenlerin artması, sektörü hızla büyütmüştür. 1950’ler ve 60’lar dünyada ve Türkiye’de reklamcılık sektöründe altın yıllar olmuş ve büyük reklam şirketlerinin temelleri atılmıştır. Globalleşme hareketleriyle birlikte uluslararasılaşan şirketler, beraberinde reklam şirketlerini de getirerek sektörde dönüşümler yaratmıştır.

1964 yılında Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) kurulmasıyla ilk televizyon yayınları başlamış, 1972 yılında ise ilk televizyon reklamı yayınlanmıştır (Elden, 2013: 223). Bununla birlikte 1971 yılında reklam şirketleri örgütlenmeye giderek, Türkiye Reklam Ajansları Birliği’ni kurmuştur. İlk reklam ajanslarından Pars Reklam, 1972 yılında ilk işbirliğini gerçekleştirerek sınır ötesine geçmiştir (Özkundakçı, 2013: 17).

1980 yıllarda liberalleşme modellerinin uygulandığı dönem, reklamcılığın Türkiye’de en büyük gelişme gösterdiği yıllar olmuştur. Özel sermayelerin çoğalması, şirketleşmelerin ve markalaşmasının artmasıyla sanayi ve iş dünyasında rekabet kızışmış ve reklam yatırımları bu vesileyle artmıştır. 1990’lara gelindiğimde özel televizyonlara izin verilmiş ve ilk özel televizyon kanalı Star TV kurulmuştur (Elden, 2013: 224). Bu yıllarda gitgide televizyon sayısı artmış ve televizyon, reklam mecrası olarak zirveye yerleşmiştir.

1990’lar aynı zamanda reklamlarda etik, ahlak ve özdenetim kurallarının oluştuğu ve yasal zemine kavuştuğu yıllardır. Radyo Televizyon Üst Kurulu bu dönemde, Radyo ve Televizyonların Yayın Esas ve Usulleri Hakkındaki yönetmelikte reklam ve reklamcılığa dair birçok düzenlemeyi getirmiştir. Bu düzenlemeler reklam şirketlerine bir takım kısıtlamalar da getirmiştir (Peltekoğlu, 2010). 1998 yılında reklamveren, reklam ajansları ve TV ile basın kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Reklam Özdenetim Kurulu kurulmuştur. Bu kurul, değerlendirme ilkelerini Uluslararası Reklam Uygulama Esasları’ndan referans almaktadır (Hızal, 2010: 118)

1938 yılında New York’ta kurulan Uluslararası Reklamcılık Derneği (International Advertising Association) 98 ülkede 4 bin üyesiyle faaliyet göstermektedir. Türkiye bu örgüte 1988 yılında dâhil olmuştur. IAA bugün reklamveren, reklam ajansları, yazılı ve görsel medya, medya satın alma ajansları, planlama ve halkla ilişkiler şirketlerinden oluşmaktadır. Kar amacı gütmeyen bu kuruluş, Birleşmiş Milletler’in Ekonomik ve Sosyal Konseyi’ne bağlı bir statüye sahiptir (Töre, 2010).

Dünyada ve Türkiye’de örgütlenen bu özel STK’ların yanında devlet de reklam yatırımlarını sistematik hale getirmek için 2 Ocak 1961’de Basın İlan Kurumu’nu kurmuştur. Kamu tüzel kişiliğe sahip olan bu kurum, özel bütçeye de sahiptir. Kurumun yapısı; basın, hükümet ve tarafsızlar olmak üzere üç ana gruptan 12’şer kişinin oluşturduğu 36 üyeli genel kurulla yönetilmektedir. Kurumun merkezi İstanbul’da bulunmaktadır. Kurumun amacı; resmi ilanlarla kamu kurum ve kuruluşlarına ait reklamların genel kurulca saptanan yazılı ve görsel medyada yayımlanmasına aracı olmaktadır. 2007 yılında 91 milyon TL’ye ulaşan resmi ilan ve reklamlar, 2009 yılında 123 milyon TL’ye ulaşmıştır (Hızal, 2010: 119).

2000’li yıllar reklamcılıkta uluslararası şirketlerin Türkiye’de birleşme ve satın almalarla boy gösterdiği yıllar olmuştur. BBDO Worldwide, DDB Worldwide, TBWA Worldwide, WPP Grup bünyesinde J.Walter Thompson, Ogilvy&Mather Worldwide gibi dünya devleri Türkiye’de yer alan ajanslara ortak olarak veya satın alarak yerleşmişlerdir. İlk satın alma, uluslararası bir şirket olan McCann Erickson’un Türkiye’de Pars Reklam’a 1973 yılında ortak olmasıyla başlamıştır. 1985 yılında Man Ajans, J.Walter Thompson ile ortaklık kurmuş, bu ortaklığı Güzel Sanatlar Saatchi Saatchi izlemiştir. Ogivly & Mather da Moran ile ortaklık kurarak ve daha sonra tamamını satın alarak Türkiye reklam sektörüne yerleşmiştir (Peltekoğlu, 2010). Bu satın alma ve birleşmelerle Türkiye’de reklamcılık butik bir yapıdan, küresel bir endüstri haline gelmiştir. Reklam ajanslarının bu denli yaygınlaşmasında küreselleşen dünyanın ve sermayelerin serbestçe ülkelerde dolaşmasının payı büyüktür. Türkiye’de de son yıllarda yabancı yatırımlar artmış ve reklamcılık endüstrisinin önü açılmıştır.

Reklamcılar Derneği’nin Zenith Optimedia Reklam Harcamaları Tahmin Raporu’na göre Türkiye’de 2000 yılında yüzde 43 olan TV’deki reklam harcamaları, 2014 yılında yüzde 56’ya çıkmıştır. Aynı dönemde yüzde 41 oranında paya sahip olan gazete, günümüzde yüzde 19’a gerileyerek reklam alımında büyük kan kaybetmiştir. Aynı şekilde açık hava reklamcılığı yüzden 9’dan yüzde 7’ye, radyo yüzden 4’ten yüzde 2’ye, dergi yüzde 7’den yüzde 4’e gerilerken, internet reklamcılığı, 2009’da yüzde 7 iken, 2014’te yüzde 12’ye yükselmiştir.

2008’deki ekonomik dalgalanma 2009 yılındaki radyo-televizyon reklam yatırımlarına doğrudan yansımış ve toplam yatırım bir önceki yıla göre % 17,45 oranında gerilemiştir. Ancak küresel krizin Türkiye ekonomisine yansımaları beklenildiği kadar sert olmayınca 2010 yılından itibaren reklam yatırım oranları dikkat çeken bir artış ivmesi kazanmıştır. 2010 yılında % 15,72 oranında artış gösteren reklam yatırımları 2011 yılında %30,43 oranına yükselerek önemli bir sıçrama gerçekleştirmiş, 2012 yılında ise % 28.07 oranıyla istikrarlı bir artış eğilimi içine girmiştir. (Çelikcan, 2013).

Reklamcılar Derneği’ne üye kuruluşların gerçekleştirdiği yatırımlara göre; 2012 yılında 4 milyar 652 milyon TL olan medya yatırımları 2013 yılında % 9,2 oranında artarak 5 milyar 80 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Yatırımların % 57.25’ini televizyon, % 22.43’ünü basın, %9.74’ünü dijital, % 6.85’ini açık hava, % 2.61’ini radyo, % 1.13’ünü sinema reklamları oluşturmuştur. 2014 yılının ilk on ayında ise 2.979 milyon TL olan reklam harcamalarında, televizyon ilk sırada yer alırken, dijital mecralar payını giderek artırmaya başlamıştır. 2014 yılında Türkiye’de reklam yatırımları yüzde 52 ile televizyon, yüzde 19.40 ile basın, yüzde 18.20 ile dijital mecralarda gerçekleşmiştir (http://rd.org.tr/haber-13.html).

Reklam endüstrisi, reklam filmi yapım firmalarını da içererek bir kültür endüstrisi olan film endüstrisini ve bunun yanında yazılım, müzik, fotoğrafçılık gibi diğer kültür endüstrilerini de tetiklemektedir. Reklam endüstrisinde 1.000‟e yakın reklam ajansı, sayısı 20 bini aşan reklam verene hizmet vermektedir. Henüz Avrupa ortalamalarının altında olsa da 2004 yılında 10 bin dolayında olan reklamveren sayısının kısa bir zamanda iki katına çıkmış olması, aynı zamanda sektörün büyüme potansiyelini de ortaya koymaktadır (Töre, 2010).

Reklam değer zincirinde; araştırma firmaları, eğitim kurumları, dernek ve vakıflar, etkinlikler (yarışma ve ödüller) ve reklamla ilgili yayınlar da yer almakta, endüstriyi çeşitli aşamalarda doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu ve Reklam Özdenetim Kurulu (RÖK) ülkemizdeki reklam endüstrisinin yasal çerçevesini ve işleyişini doğrudan tanımlayan diğer aktörlerdir (Töre, 2010).

Değer zincirine kısaca göz attıktan sonra; işletme sayısı, istihdam ve ciro gibi temel göstergeler yardımıyla reklam endüstrisine bakıldığında, Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri (YSHİ) ve Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı’nın (GESİS) yanı sıra, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) verileri yönlendirici olmaktadır (TÜİK, 2010).

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Yıllık Sanayi Hizmet İstatistikleri ’ne (YSHİ) göre; Türkiye’de reklam hizmetleri alanında 8.289 girişim yer almaktadır. Bu firmalar Türkiye bütünündeki firmaların oldukça küçük bir bölümünü oluşturmakla birlikte, 2003-2008 yılları arasında reklamcılık alanında firma sayısında gerçekleşen büyüme (%111,56) dikkat çekicidir. Bu alanda yer alan firmalar, kültür ekonomisini oluşturan tüm firmaların % 10,34‟ünü oluşturmaktadır. TÜİK Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı verisi (GESĠS)33, 2002 yılında İstanbul’da reklam hizmetleri alanında 1.689 işyeri olduğunu göstermektedir. İstanbul’da yer alan bu firmalar, Türkiye bütününde reklam hizmetleri alanında mevcut olan firmaların %48,77‟sini oluşturmaktadır (TÜİK, 2010).

İstanbul Ticaret Odası (İTO) kayıtlarından 2010 yılı itibariyle üye firma sayısına bakıldığında, NACE sınıflandırma sistemi altında belirlenmiş olan altı grup için toplam 4.307 firma kayıtlı olduğu görülmektedir. Bu firmalar arasında reklam kampanyalarını tasarlayan ve gerçekleştiren firmaların %58,65‟lik bir orana sahip olduğu görülmektedir (İTO, 2010). Bununla birlikte reklamcılıkta lider ajanslar kategorisinde MediaCat Dergisi 2014 verilerine göre Türkiye’nin en büyük reklam ajanslarının zirvesinde uluslararası ağa dâhil olmuş olan Güzel Sanatlar yer almaktadır. Onu sırasıyla Y&R İstanbul, TBWA/İstanbul, Lowe İstanbul, Publicis Türkiye ve Alice BBDO takip etmektedir (MediaCat, 2013).

 

 

 

Reklam Kavramı

Kitle iletişim araçlarının içeriğini belirleyen, cinsiyet kimliğinin üretiminde önemli bir rol oynayan, ihtiyaçların belirlenmesinde ailede, anne ve baba ile çocuğun ilişkilerine etki eden, politik kampanyaları belirleyen, özellikle mevzuat ve enerji politikalarında güçlü bir ses olarak beliren, popüler müzik ve spor gibi kültürel kurumları kontrol eden ve günlük konuşmalarda sohbetin bir parçası olan reklamcılık modern toplumda en etkili toplumsallaşma kurumudur (Jhally, 1990: 1). Reklamcılık aslında bireylerin eşya ile olan ilişkilerini ve iletişimlerini düzenleyen bir yapıya sahiptir. Bu düzen bireyin kendi istek ve beklentileri aracılığıyla değil, reklam sahibi aracılığıyla belirlenmektedir. Dolayısıyla reklamcılık birçok alanda etkin bir hâkimiyet kurmayı hedeflemektedir.

Sanatın çeşitli dallarından beslenen, tüketicilerin tutum ve davranışlarını değiştirmede etkili olabilmek için psikolojiden yararlanan reklam, araştırmasını da arkasına alarak pazarlama iletişim stratejisinin bir parçası haline dönüşür. Disiplinlerarası bir olgu ve sinema, grafik, fotoğraf ve müziğin bileşkesi olan reklam, tüketicinin karşısına ürün, hizmet ya da bir düşünceyi satmaya çalışan bir iletişim biçimi olarak çıkar (Peltekoğlu, 2010: 44). Günümüz anlayış çerçevesinde reklam ise, ürün veya hizmet hakkında yalnızca doğrudan bilgilendirme yapmaktansa, daha çok ürünleri bir takım duygularla eşleştirip, popüler kültür ürünlerinden aldıkları simgeleri kullanarak tanıtma yoluna gider. Buradan hareketle açık işlevi ürünleri satmak olan reklamların tek amacı günümüzde bu değildir. Bununla birlikte ürün veya hizmetin yaşamın bütüncül bir parçası olduğu fikrini yaymak istemesidir (Batı, 2013: 21). Böylelikle reklamlar tüketiciyi üretim çarkının içine almayı ve sosyal yaşamdan ayırıp bir üretim sürecinin bir elemanı yapmayı hedeflemektedir.

Reklamın farklı disiplinlerden yararlanan ve bir düşünceyi satma, kitlelere ulaştırma aracı olarak tanımlanan reklam, insanlık tarihi boyunca hem amatör, hem de profesyonel düzeyde kullanılmıştır. Peltekoğlu’nun American Marketing Association’dan aktardığına göre reklamcılık, “belirli bir hedef Pazar oluşturan bireyleri ya da izleyicileri ürünlere, hizmetlere, organizasyonlara veya düşüncelere dair bilgilendirmek ve/veya ikna etmek amacıyla firmaların, kar amacı gütmeyen organizasyonların, kamu kurumlarının ve bireylerin ikna edici mesajlarını ve duyurularını, kitle iletişim araçlarına yer veya zaman satın alarak yerleştirmesidir” (Peltekoğlu, 2010).

Reklamcılığın Ekonomi Politiği

Reklam, eleştirel bakış açısı içerisinde üreticilerin tüketicileri kontrol ederek onlara ihtiyacı olmayan ürünleri satmaya yardımcı olan bir endüstri olarak tanımlanmaktadır. Çünkü sermaye sahipleri üretimi sürdürmek ve o ürünü satmak mecburiyetindedir. Bununla birlikte reklamcılık sermayenin ürünleri için pazar oluşturmaya yarayan önemli silahıdır (Jhully, 1990: 3). Bu yüzden reklamlar tüketici için gerçek olmayan ihtiyaçlar yaratır. Eşyalara gerçekte olmayan sosyal statüler ve sembolik anlamlar yükler.

Tüketim kültürünün yaygınlaşmasında reklamların ve reklamların yoğun verildiği kitle iletişim araçlarının payı büyüktür. Reklamlar, bireye yaşaması, tercih etmesi, alışkanlık kazanması ve harcaması konularında bir takım telkinlerde bulunur. Günümüz bireyi bu reklam iletisine bağlı kalarak bir referans kaynağı oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle birey, reklamlar aracılığıyla yeni bir takım tutum ve davranışlar geliştirmektedir (Şentürk, 2012: 729). Tutum ve davranışların yanı sıra satışın yüceltildiği bir sistemde, ürünler arasındaki kozmetik farklılıklara anlam kazandırmada reklamlar vazgeçilmez önemdedir. Pazarda talebi yaratmada ve canlı tutmada en etkili ve çekinmeden kullanılan araç olan reklam, üretilen binlerce ürün ve hizmetin tüketilmesi için elzem bir alandır (Şahin, 2005: 44).

Reklamların asli görevi olan tüketime özendirme işlevi, bireyi doğal insan boyutundan, makine insan boyutuna taşımaktadır. Birey makineleşirken, toplum da tüketici hale gelmektedir. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsani ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlâk, tüketim etkinliğinin ta kendisidir (Baudrillard, 1997: 23).

Tüketim toplumunda ruhun yerini beden almış, tutku dışlanmıştır. Bedenin etrafı sağlık, perhiz, tedavi, arzu gibi söylemlerce kuşatılmıştır. Reklamlar bireyi yatırım nesnesine dönüşen bedenlerini keşfetmeye davet eder. Yeni cinsellik ” ‘işlevsel’ bir konuttaki sıcak ve soğuk renkler oyunu gibi sıcak ve soğuktur. Erotik olan artık arzuda değil göstergelerdedir. “Kadının bedeni… Reklamda görülen diğer cinsiyetsiz ve işlevsel nesnelerin türdeşi olur (Baudrillard, 1997: 162).

John Tomlinson, “Kültürel Emperyalizm” isimli kitabında, “Marlboro ve Coca Cola içmek bizim kültürel yazgımız mı?” diye sorgular. Bunu yaparken de Stuart Hall gibi pek çok kuramcının, otantik kültürlerin Batı’nın (özellikle de Amerika’nın) gelişkin kapitalist kültürü tarafından işgal edilerek “popüler” hale getirildiğini savunduklarını hatırlatır (Tomlinson,J. 2010). Jean Baudrillard da Batı kültürünün bir dizi simülasyon modeli ya da düzeni olarak gelişmiş olduğu yönündeki meydan okuyucu teziyle dikkat çekmiştir. Ünlü düşünüre göre, reklamların vaat ettiği kişiselleştirici farklar tam tersine kişiler arasındaki gerçek farkları yok ederek kişileri ve ürünleri türdeşleştirir. “Bireyin narsizmi ayrıksılığın hazzı değil, kolektif niteliklerin kırılıp yayılmasıdır (Baudrillard, 1997: 160). Öte yandan gerçek imkânları cılızlaşan ve denetim altında sıkışan beden yüceltilir.

Marlboro reklamlarında işlenen yalnız kovboy ve sigara temaları, Levis reklamında yarı çıplak direkte asılı duran delikanlı ve genç kızın asilikleri ile yarattıkları ‘farklılık’ ne kadar doğrudur? Neyin simülasyonudurlar? Reklamlarda verilen mesajlar kimlerin çizdiği kurallara göre sunulur? Misal vermek gerekirse, sigara içenin ayrıcalıklı olduğu mesajı gerçek hayata dönüp de istatistiklere bakıldığında pek de doğru çıkmamaktadır. Bu durumda reklamın tersine, sigara içmeyenler daha ayrıcalıklı olmalıdır. Aynı şekilde Levis giyip de herkesten farklı olacağını düşünen gençler sokağa çıktıklarında giydikleri markanın ne derecede yaygın olduğunu görmelidirler. Fakat durum nedense böyle olmamaktadır. ‘Şeyleşen’ meta, insanın gözünü bağlamıştır (Hazar, 2000).

Yirmi birinci yüzyılda kültür endüstrisinin ana sektörlerinden biri olarak yerini alan reklamların konumu irdelenirken de Benjamin, Adorno ve Marcuse gibi düşünürlerin kitle kültürüne eleştirel bakışına gereksinim vardır Frankfurt Okulu düşünürlerinden Theodor Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği adlı yapıtında ilk kez kullanılan “Kültür Endüstrisi” kavramının doğuşundan söz ederken ilk önce “Kültür Endüstrisi” yerine “Kitle Kültürü” kavramını kullandıklarını belirtmektedir. Adorno, sözü edilen kullanımın popüler sanatın çağdaş biçimi olarak algılanması olasılığına karşı ‘Kültür Endüstrisi’ ile ‘Kitle Kültürü’ arasında bir ayrıma gittiklerini ifade etmektedir. Kültür endüstrisi, eski olanla tanıdık olanı yeni bir nitelikte birleştirirken tüketicileri kendisine uydurmaktadır. Bu bağlamda da “metalaşma”, “şeyleşme” ve “fetişleşme” kavramları öne çıkmaktadır (Sevim, 2010: 510).

Adorno ve Horkheimer, tüketim olgusunu azdıran reklamcılığın manüpülatif gücünün de önem olduğunu düşünmektedir. Reklam, tekel koşulu altında ne kadar anlamsız görünürse o kadar güçlü, etkili duruma gelmektedir. Kültür endüstrisinde üretilen ürünlerin montaj, sentetik ve planlı üretime dayanması ki böylesi bir üretim fabrika üretimini andırması, ürünlerin sadece stüdyolarda üretilen ürünlerden değil, aynı zamanda az çok, basit biyografilerden, yarı belgesel romanlardan ve gözde şarkılardan oluşması kültür endüstrisinin reklama bir zemin hazırlamasına neden olmaktadır. Reklam ve kültür endüstrisi, hem teknik hem de ekonomik açılardan iç içe geçmiş, bütünleşmiş durumdadır. Her iki durumda da aynı şey sayısız yerlerde görülebilir; aynı kültürel ürünün mekanik olarak yeniden üretilmesi, tıpkı propagandalarda kullanılan sloganların durumunu andırmaktadır (Şan ve Hira, 2010).

Reklam, tüketimi artırarak tüm dünyada aynı ürünlerin aynı anda üretilip tüketilmesini ve böylelikle tek tipleşmeyi hızlandırmaktadır. Eleştirel teorisyenler de reklamın bu yönünü kültür endüstrisi ile bağdaştırmaktadır. Adorno ve Horkheimer’la birlikte kitle kültürü konusunda en etkili olan yazar Herbert Marcuse, tüketim toplumu ve tüketim kültürünün, bireyleri tüketime dayalı yaşam biçimlerini “satın almaya” zorlayan “yanlış ve sahte ihtiyaçlar” ürettiğini ileri sürmüştür (Şan ve Hira, 2010).

Medya, tüketicinin davranışlarını yönetir ve insanlara zevkleri hatırlatıp, bu zevklerin nasıl olması gerektiğini öğretir. Reklâmlar, bu konuda ciddî yatırımlar yapılarak geliştirilmekte, insanların eğlenerek ve hoşlanarak seyredeceği şekle sokulmaktadır. Hâlâ “annesinin televizyonunu, margarinini, elektrik süpürgesini kullananlar” dışlanmakta, yeni modeller sunulmaktadır. Reklâmlarda hep “prezentabl” (eli yüzü düzgün, gösterişli) tipler kullanılarak model insan paradigmaları oluşturularak önemli insanların “A” ürününü seçtiği ihsas edilmektedir. Tüketici bu durumda nesnenin faydalılığı ile ilgili soruya değil, nesnenin ona toplumda kazandıracağı statü ile ilgili soruya cevap vermektedir (Hazar, 2000).

Dolayısıyla hangi tür reklam olursa olsun, bireyi mutlaka tüketime yönlendirerek farklı bir dünyanın kapısını aralamaya yardımcı olmaktadır. O dünya sermayenin kapitalist üretim biçiminin yuvasıdır. Endüstri gelişmeden evvel tüm duyguları insani yaşam biçimi olan bireyin, endüstri ile birlikte her şeyin “meta” ve “şey”leşmesi ile kendini kaybetmesinde reklamların payı büyüktür. Reklamlar, toplumsal yapının da farklılıklarını yok ederek aynılaşmayı tetiklemektedir. Hayatın zıtlıklarıyla var olduğu bir düzende zıtlıkları yok etmek düzenin bozulmasına yol açar. Reklam endüstrisi de bu düzeni yok etmeyi amaçlamaktadır.

 

 

Sonuç ve Tartışma

Reklamın ekonomi içerisinde etki anlamında iktisatçılar tarafından göz ardı edildiği gerçeği vardır. Birçok iktisatçı ekonomiyi üretim ve tüketim bağlamında ele aldığı için reklama bu denge içerisinde yer vermemektedir. Reklam yoluyla ekonomik kaynakların boşa harcandığı, reklamın maliyetleri arttırdığı ve dolayısıyla fiyat artışlarına neden olduğu, ağır reklam giderleri nedeniyle yeni işletmelerin pazara girme özgürlüklerinin engellendiği ve taraflı reklamlarla belli marka ürünlere bağlılık yaratılarak rekabete yer vermeyen pazar durumları sonucu, tekelleşme yaratıldığı ileri sürülmektedir (Milli Eğitim Bakanlığı, 2012). Buna karşılık, reklamın talep yaratarak ve var olan talebi arttırarak üretim artışına neden olduğu; bunun bir sonucu olarak da istihdamın ve refah düzeyinin yükselmesine, diğer bir sonucu olarak da birim maliyetlerini düşürerek ve rekabet ortamını canlandırarak fiyat indirimlerine yol açtığı; yeniliklerin çoğalmasına, ürün türlerinin artmasına, kalitenin yükselmesine katkıda bulunduğu, tüketicilere çeşitli alternatifler arasından seçim yapma olanağı verdiği, bilgilendirici ve eğlendirici olduğu da çeşitli araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir.

Oysaki reklamlar ürün ve hizmetlerin tüketicilere ulaştırılmasının yanında, bireyi ihtiyacı olmayan ürünleri satın almaya zorlamasıyla bir tahakküm aracına dönüşmektedir. Bununla birlikte toplumsal yaşamı kendi egemenliğine almaya çalışan sermayenin amaçlarına hizmet eden, bireyin hem kalbinde, hem de zihninde bir kumanda merkezi kurarak onu kontrol etmeye çalışan bir yapıya sahiptir. Tüketim toplumunun meydana gelmesine ve bireylerin sanat ve spor gibi kültürel alanlarda yabancılaşmasına neden olan reklamlar, ürün ve hizmetlerin gerçek ihtiyaçlarından ziyade toplumda sahip olduğu soyut statüleri öne çıkarmaktadır. Endüstrinin kitlesel üretim ve sermaye birikiminin yanında bireyleri üretemeyen bir konuma taşıyan, tamamiyle tüketim çarkına hapseden reklamlar, yalnızca üretici temelli mesajlar üretir. Bireyin ihtiyaçları önemli değildir, önemli olan reklamlarda bahsi geçen ürünlerin bir an önce tüketilerek bir üst modellerinin beklenmesidir.

 

 

 

 

 

Kaynakça

Adorno, W. Theodor, 2007. Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, İletişim Yayınları, İstanbul

Batı, Uğur, 2013. Reklamın Dili, Alfa Yayınları, İstanbul.

Hızal, S. Gençtürk, 2005. Reklam Endüstrisinin Topografyası: Türkiye Örneği, İletişim Araştırmaları, 3(1-2): 105-131

İstanbul Ticaret Odası, 2010. www.ito.org.tr Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

Jhally, Sut, 1990. The Code of Advertising, Fetishism and Political Economy in the Consumer Society, Pinter Publishing, London-UK.

Klasik Ekonomik Düşüncenin Doğuşu Ve Klasik Okulun Temsilcileri, http://www.ekodialog.com. Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

Konur, Hamdi 1990. Sol Yayınları, Politik Ekonominin Prensipleri, İstanbul.

Marcuse, Herbert, 1997. Tek Boyutlu İnsan, İdea Yayınları, İstanbul.

Marx, Karl, 2003. Kapital, Eriş Yayınları, İstanbul.

MediaCat, 2014. www.mediacatonline.com Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Tüketici Hizmetleri, 2012. Reklamın Etkileri, Ankara. http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/Reklam%C4%B1n%20Etkileri.pdf Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

Özkundakçı, Mehmet, 2013. Üçü Bir Arada; Reklamcılık, Medya Planlama, Yaratıcı Düşünce, Hayat Yayın Grubu, İstanbul.

Peltekoğlu, Filiz, 2010. Kavram ve Kuramlarıyla Reklam, Beta Yayınları, İstanbul.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı, “Yayıncı Kuruluşlar Gelir İzleme Listesi-01/2012-12/2013”, 2014.

Reklamcılar Derneği, 2013. ZenithOptimedia Reklam Harcamaları Tahmin Raporu, İstanbul. http://www.connectedvivaki.com/masaustu-internet-reklamciligi-hizla-buyumeye-devam-ediyor/ Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

Sertaç Dalgalıdere, http://dalgalidere.blogspot.com.tr, Eleştirel Ekonomi Politik Yaklaşım

Sevim, A. Bilgen, 2010. Walter Benjamin’in Kavramlarıyla Kültür Endüstrisi: “Aura”, “Öykü Anlatıcısı” ve “Flâneur”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3/11.

Tomlinson, J. (2010). Kültürel Emperyalizm, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Töre, Ö. Evrim, 2010. İstanbul’da Kültür Ekonomisini Döndüren Çarklardan biri: Reklam Endüstrisi, Sektörel Araştırma Raporu,

Türkiye İstatistik Kurumu, 2010. www.tuik.gov.tr Erişim Tarihi: 19 Aralık 2014

  1. İ. Lenin, 1975. Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi, Sol Yayınları, Ankara

 

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *