ali yıldırım

ali yıldırım

İstanbul Aydın University - Istanbul - Turkey
ali yıldırım

Yaşamak İstediğim şehirlerden biri: Londra

14 Temmuz 2015, by alyldrm, category Geziler

Londra nüfus itibariyle İstanbul’a yakın bir şehir. 8.3 milyon insan yaşıyor. İstanbul’da resmi rakamlar 15 milyon olsa da, daha çok olduğu söylenmektedir. Bu iki şehri kıyaslamaya kalkarsak doğru mu yaparız bilmiyorum ama yüz ölçümü bakımından Londra İstanbul’un beşte biri. Şehir, nüfus yoğunluğunu pek göstermiyor. İstanbul gibi trafikte ve toplumsal yaşamda göze çarpan bir karmaşa yok. Şehir merkezinde trafik İstanbul’a nazaran çok düzenli görünüyor. Büyük şehirlerin en önemli dertlerinden olan trafik, Londra’da göze batmıyor gibi.

Şimdi izlenimlerime dair bir kaç noktayı aşağıda paylaşayım:

En çok dikkatimi çeken şeylerden biri, atlı birlikler için şehrin bazı kesimlerinde trafik lambası var.

Müzelerin bir çoğu ücretsiz. En beğendiğim ise Bilim Müzesi (Sciences Museum) ile Ulusal Galeri (National Gallery) oldu. Bunlarla ilgili ayrı bir yazı yazacağım.

Çok geniş parklar ve yeşil alanlar var. İstanbul’a nazaran biraz fazla. 🙂 yok yok sinirlenmeyin, İstanbul’un merkezinde yeşil alan kalmadı. Son kalan yeşil alan da 2013 Gezi Parkı olaylarına neden oldu, o yüzden bu konular sakıncalı girmeyelim.

Şehrin genelinde esnaf hep yabancı. Hintli, Pakistanlı ve diğer memleketlerden. İngilizleri merkezde pek göremiyorsunuz. Ya turist var ya da göçmenler.

Şehri dolaştığınızda enteresan bir havası var. Şehir ferah bir şehir, İstanbul gibi keşmekeşlik arz etmiyor. Mimari yapılar bir düzen içerisinde inşa edilmiş, gözü yormayan bir şehir kültürü oluşmuş. Benim bulunduğu süre içerisinde çok şanslıydım, yağmur da yağmadı.

Daha önce ziyaret ettiğim Paris, Amsterdam, Madrid gibi başkentler İstanbul gibi bir izlenim bırakmıştı ama Londra’dan gayet pozitif bir enerji aldım. Müzede çalışandan, polisine kadar birçok kişi size nezaketli yaklaşıyor. Bunu her şehirde göremeyebilirsiniz. Sanırım olumsuzluk bir tek havaalanında polis kontrolünde yaşanıyor, sonra o da unutuluyor.

Dolaşırken en fazla dikkatimi çeken bölge Chelsea oldu. Çok düzenli ve temiz bir bölge. Karmaşa ve kalabalıktan uzak sakin bir yer. Sanırım İngilizler genelde bu bölgede yaşıyor. Edindiğim bilgilere de bakınca Chelsea’li futbolcular da bu bölgede yaşıyorlarmış. Zaten Kings Road’dan batıya doğru gittikçe hem Thames nehrine yaklaşıyorsunuz, hem de Chelsea’yi görebiliyorsunuz. Bu arada Stamford Bridge stadı da Kings Road’un arka caddesinde, şimdi ismini unuttum, yer alıyor. Girip gezmek ücretli, 21 pound’tur.

Hyde Park’ı daha küçük ve sıradan bir park gibi zannederdim. İçerisine girdiğimde şehrin göbeğinde koca bir yeşillik alan olduğunu gördüm. İstanbul’da bir ilçe büyüklüğünde. Nasıl olmuş da TOKİ orayı keşfedememiş halen şaşkınım.

Yukarıdaki fotoğraf Hyde Park’ta gençlerin topluca ot içerken yaptıkları eylemden bir kare. 

Sonuç olarak Londra yaşanabilir ve yerleşilebilir bir şehir oldu benim için. Mesela nerede yaşamak istersin deseler, ilk üçte sanırım Londra olurdu. Çünkü beklentim bir başkent olarak karmaşık bir şehirdi ama gördükten sonra fikirlerim değişti.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Müzeler, Tower of London ve Big Ben hakkında olacak. “Her ne kadar kebabçıları görmeye gitsem de, biraz da gezdim sayılır (ironi içerir)”

Comments are closed.