Bir tarih şehri: Salamanca

İspanya’nın Madrid’ine 3 saat yakınında yer alan ve buram buram tarih kokan Salamanca’da neler yapmalı? diye sorarsanız, kısacık sürecek bu yazıya dikkat etmelisiniz.

Kısa bir tarihini vermek gerekirse, Salamanca 24 yıl önce yani 1988 yılında tarihi dokusu ve kültürel mirasından ötürü Dünya Miras Listesi’ne girmiştir. Şehri çoğunlukla Romalılar yönetmiştir. Salamanca özerk bir yapıya sahiptir. Başkenti de aynı adı taşıyan Salamanca’dır. İspanya’nın en eski üniversitesi Salamanca Üniversitesi’dir ki, geçmişi 1218’e dayanır. Salamanca’nın en önemli görülmesi gereken yeri tabi ki Plaza Mayor’udur. Öyle ilgi çekici bir meydan ki, insanın yere bağdaş kurup oturası geliyor.

Şehrin mimari yapısı zaten genel olarak eski binalardan oluşuyor. nereye baksanız bir kale ihtişamı var. Eski bir kilisesi ise, şehrin her yerinden görünüyor. Katedral Vieja diyorlar.

Salamanca, 2002 yılında Avrupa kültür başkenti seçilmiştir. Bunun şerefine Salamancalılar, çarşıda bir caddeye bunun yer heykelini dikmişler.

 

İnsan Salamanca sokaklarında dolaşınca kendini Şövalye gibi hissediyor. Binalar öyle eski ki, elimde bir kılıç olsa da savaşa girsem hissi uyanıyor içinizde. Geçmişte yaşanan savaşları, entrikaları o binaların duvarlarında yer alan figürlerden anlamak mümkün.

Salamanca’da gece hayatına geçelim mi?

Salamanca’da gece hayatı mükemmel. Öğrenci şehri derler ya, işte Salamanca öğrenci şehridir. 1 Euro’ya Shot içebileceğiniz o kadar güzel barlar var ki, oralarda sabahlayabilirsiniz. Alkol ucuzdur. Gece sokaklar öğrenci kalabalığıyla hareketlenir. kimse kimsenin tavuğuna horozuna kış demez. Güvenli bir şehirdir.


Plaza Mayor’da alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar var.sokak gösterisi yapan insanlar, enstrüman çalanlar, şaklabanlık yapanlar bile var. Salamanca gezilip, tarih kokusu almak isteyenler için ideal bir şehir. Madrid’e giden herkes, Salamanca’ya da gitsin. Başkent olan Madrid, ne kadar gelişmiş, ne kadar modern bir görünüme sahip olsa da, Salamanca bir o kadar tarihi ve doğaldır.

Salamanca’da beni evimdeymişim gibi hissettiren Uğur Ünal ve Nur Ülker’e sevgilerimi bir kez daha iletiyorum. Sizi seviyorum.

Bu restaurantlarda yemek yiyebilirsiniz. 

La Cocina de Tono 4.5 5 yıldızlı

El Alquimista 4.5 5 yıldızlı

Restaurante Isidro 4.5 5 yıldızlı

Bu otellerde kalabilirsiniz.
Hotel Rector 5.0 5 yıldızlı
Grand Hotel Don Gregorio 5.0 5 yıldızlı
NH Puerta de la Catedral 4.5 5 yıldızlı
Melia Las Claras Boutique Hotel

Belçika’da hafta sonu nasıl geçer?

Şok mu? ne şoku!, şok ne arar ben de demiştim. Sanırım birazcık farklılıklara şaşırma ihtiyacı hissediyor insan. Mesela şey demiştim; “Yaa pazar günü olsun da bir dışarı çıkayım,  şöyle şehir merkezinde gezineyim,  içim açılır,  iyi olur, bir değişiklik yapmış olurum dedim.” Sonra çıktım tabi ki dışarı.

İnceden bir tuhaflık sezmeye başladım. Yollardan çok nadir araba geçiyor. Bütün dükkanlar, iş yerleri kapalı. Nadiren bir kaç Belçikalıya rastlayabildim. Onlar da pazar günü dışarıya çıkan insan görüntüsü vermiyordu.

Yavaş yavaş şehir merkezine ilerlerken, düşünmeye başladım. “bugün pazar, bütün insanların dışarıda ve eğleniyor yada alışveriş yapıyor olması gerekir; fakat kimsecikler yok neden?” dedim.

Sonradan öğrendim ki Bizim ülkemizdeki gibi insanlar hafta sonları değil hafta içleri eğlenir, alışveriş yapar, gezer-tozar, hafta sonları ise evlerinde dinlenirmiş. Bu yüzdendir ki sokaklar sessiz ve sakin, bütün iş yerleri ve dükkanlar kapalı; ekmek fırınları, marketler, AVM’ler, mağazalar, barlar, diskolar, gece kulüpleri hatta okullar bile. :)

Eğer bir gün yolunuz Belçika’ya düşerse, aklınızda bulunması gereken şeylerden bir tanesi, pazar günleri bütün her yer kapalıdır. Eğer hafta sonu için yiyecek bir şeyler almadıysanız, hafta sonu aç kalabilirsiniz. Tıpkı benim gibi…

Gürcü mutfağında “tamada” geleneği

Tamada Geleneği sofrası

En uzun süren yemeğiniz ne kadar sürdü sizin? 1 saat mi? 2 saat mi? 5 saat mi? Siz çok hızlı yemek yiyorsunuz o zaman. Gürcü mutfağında, özellikle Batum mutfağında uzunluğu 20 saatlere kadar çıkan “tamada geleneği” yemekleri yenir.  Burada ne Mcdonalds’ın ne de Burger King’in yeri vardır. Hızlı yemek yemek diye bir kavram yok. Tamada geleneğini kısaca tanımlarsak; bir kişiden fazla yenilen grup yemeklerinde masanın bir lideri seçilir, bu lidere “tamada” denir ve o lider o masanın yöneticisidir. Tamada, hayata dair düşüncelerini, geçmişe dair hüzünlerini, geleceğe dair beklentilerini, sevdiklerine dair temennilerini ve herşeye dair sevgilerini paylaşır masada. Her paylaşım sonucu kadehler tokuşturulur, şaraplar içilir, yemekler yenir…Her şarap içme etkinliğini “tamada” başlatır. Her şarap bir temenni, bir sevgi gösterisidir. Bazen Tamada, anneler gibi kutsal olan varlıklar için tüm masayı ayağa kaldırır, öyle temennilerde bulunur.

Bu masada sadece tamada mı konuşur?

-Hayır.

Tamada Geleneği sofrası

Masa etrafında elinde kadeh olan herkes temennilerini paylaşır. Herkes birbiri hakkında iyi dileklerini yerine getirir. Sonra yine kadehler kalkar. Sohbetlerin adı arkası kesilmez tamada sofrasında.

Hele de o sofrada sınırlar ötesinden seninle aynı dili konuşan yiğit bir tamada var ise işte o yemek, sabahlara kadar sürer. İlker Dindar’dan bahsediyorum.  Kendisi, Acara Özerk Cumhuriyeti Hükümet Başkanı Türkiye Temsilcisi ve Danışmanı’dır. Hem Türk kültürünü özümsemiş, hem de gürcü kültürünü tanımış. 25 Yaşında Hükümet Başkanı’nın danışmanı olarak aslında küçük yaşlarda nasıl işler başarılacağını göstermiş bir çok insana. Bize de tamada geleneğini o anlattı. Hiç sıkılmadan tüm Batum seyahati boyunca bize eşlik etti. Tüm deneyimlerini paylaştı. Sevgisini esirgemedi. Teşekkürler İlker abi, tekrar bir araya gelmek dileğiyle.

 Tamada geleneği sofrası

Az kalsın unutuyordum, bu tamada sofrasını kim kurdu, kim oluşturdu diye merak ederseniz?

Bize bu yemeklerde;

Nino

Tako

Bilinmeyen Rota

İlker Dindar

Ahmet Emin Şensoy

Hilal Meriç

Pınar Farımaz

Gökçen Gökyer

Oburcan eşlik etti. Hiç tanımadığım bu insanlar daha tanışmamızın üstünden bir kaç saat geçmeden can ciğer oldular bana. Sizi seviyor, tekrar bir arada olmayı umut ediyorum.

Ali Yıldırım

Fotoğraf: Ahmet Emin Şensoy

Gürcistan’da Public Service Hall modeli

Gürcistan demişken notlarıma göz atıyorum da, Batum’da bir saray var, aslında saray değil kamu hizmeti binası. Ama saray gibi. Türkiye’deki gibi içinde sadece tek bir alan yok. Öncelikle aşk var, sevgi var, modernizm var, bütünlük var, hizmet ve teknoloji var. Batum Public Service Hall aslında bir proje. Bu projeye göre, bir toplumda bürokratik yaşamda yapılması gereken tüm resmi işler bu binada yürütülüyor. Ehliyetten sabıka kaydına, pasaporttan vizeye, elektrik işlerinden vergi işlerine kadar bir dizi işlemler tek bir binada kısa sürede yapılıyor. Günlük 2500 kişi bu binada işlem yapıyor. Ayrıca tüm işlemler, www.house.gov.ge adresinden de yürütülebiliyor.

Bina içerisinde çocuk alanı

ofisler, bir kamu binası görünümden çok,  özel bir şirketin ofisi gibi.

Bu kamu hizmeti binası, dünyanın en iyi kamu hizmeti veren kuruluşu seçilmiş. Farklı bir mimari teknik kullanılan binanın yapısı, kalem ucu gibi, aşağıya doğru inceliyor. Teknolojik altyapı öyle hazırlanmış ki, insanlar işlemlerini dakikalar içerisinde bitirebiliyor.  Yoğunluk olduğunda beklemekten sıkılan insanlar için internete bağlı bilgisayarlar var. Gürcistan Hükümeti bu projeyi tanıtmak için bir demo center kurmuş. İçerisinde toplantı salonu, ofis ve mini bir konferans salonu bulunuyor. Bu demo merkezinin denize bakan bir manzarası var. Neyse, bu projeyi şu anda Amerika’ya satmak için bir dizi görüşmeler yapılıyormuş.

Bina görünümü

Tabii en önemli projeyi sona sakladım. Future Card dedikleri bir proje daha var. Sloganları ise “More than İD” yani kimlik karttan daha fazlası. Bu kartla otobüse binip para ödeyebilir, otoparka gidip kayıt olunabilir, sağlık işlemlerinizi halledebilir, hatta kolunuzdaki saatten nabız bilgilerinizi ölçüp TV’ye aktarabilir, oradan sağlık merkezine iletebilirsiniz. Bu ID kart şu anda tasarlanmış, teknolojik altyapısı için çalışmalar sürüyormuş. Her şeyi tekbir kartta toplayıp halkın daha hızlı ve huzurlu yaşamı için kolları sıvamışlar kaba tabirle.

ID Kart tanıtımı (Fotoğraf: Gökçen Gökyer)

7. yüzyılın ticaret merkezi Gonio Kalesi

BATUM – Hürriyet Bumerang ve Acara Hükümeti el birliğiyle 5 blogger (Rahat Yazar, Oburcan, Bilinmeyen Rota, Gökçen Gökyer, E-Günlüğüm) Batum’a çıkarma yaptık. Gitmeden önce kafamda tasarladığım aslında sıradan, küçük, Rus işgalinden kalan köhne bir şehirdi. Uçakta yanımda oturan Artvin’li Ramazan kardeş dedi ki, “orada bulunan kaleyi görünce biz bu Batum’u nasıl vermişiz diyebilirsin.” Hakikaten haklıydı. Gördüğüm bir çok yapı, beni hayretler içerisinde bıraktı. Örneğin Gonio Kalesi, milattan sonra 7. yüzyılda kurulmuş önemli bir ticaret merkezi. Gonio kalesinin en önemli özelliği, milattan sonra 328 yılında ilk sulama kanalları ve alt yapı çalışmalarının burada inşa edilmesi. Üstelik bu sulama kanalları çömlekten yapılmış ve yüzyıllarca sağlamlığını  günümüze kadar korumuştur. Bir başka ilginç nokta Osmanlı, Rum ve Bizans’lılar yanyana bu ticaret merkezinde faaliyetler sürdürmüş. Kalıntıları kültürlerine göre değişiyor. Aşağıdaki fotoğraf da bunun kanıtı niteliğinde.

Farklı toplumların birlikteliği; Bizans, Osmanlı ve Rumlar

Genel Görünüm

Farklı toplumların demir paraları. Üzerinde insan figürleri var.

Kale içini gezdiğinizde çömlekten yapılmış sulama borularını görmek mümkün. Ayrıca tatlı su kaynakları değerlendirilerek kuyular inşaa edilmiş. Bir diğer tarihi ve toplumsal önemi, İsa’nın havarilerinden Mathias’ın burada mezarının olduğuna inanılıyor. Mezar etrafı çevrilerek koruma altına alınmış. Yanı başında büyük bir hac bulunuyor.  Mathias’ın, Gürcistan’da hristanlığı yayan ilk kişi olduğuna inanılıyor.  Tarihi öneminin yanında Gonio Kalesi, yeni evli çiftlere de ev sahipliği yapıyormuş. Evli çiftler buraya gelerek su kaynağından su içerlermiş. Fakat, suyu damat kuyudan çıkarır, gelin damata içirirmiş. Kale içerisinde yapılan kazılarda bir çok devletin paraları da bulunmuş, müzede sergilenmektedir. 7. yüzyılın ticari yaşamını merak edenlere duyurulur. İyi bir deneyim kazandıracaktır. Bana bu bilgileri hiç usanmadan, bıkmadan ve  üf demeden anlatan Nino Jintcharadze’ye sevgiler. 

Mathias’un mezarı (Fotoğraf: Gökçen Gökyer)

 ALİ YILDIRIM – BATUM -GÜRCİSTAN