Gent Macerası Chapter 3 ” Gent’te Öğrencilik”

Gentistan Macerası Chapter 3 ” Gent’te Öğrencilik”

Eğer öğrenci olup Gent’e gelirseniz;  sosyal yaşam, öğrencilik yaşamı, yurt yaşamı, ortamlar, partiler, dostluklar, arkadaşlıklar… hakkında bilmeniz gereken çok şey var. Umarım bu yazılar size bir meşale görevi görür.

Sosyal Yaşam

Hangi marketler daha ucuz? bir ay içinde  nasıl az para harcar da, seyahat için para artırabilirim? bu akşam ne yemek yapacağım? kahvaltıda ne yesem? bugün yemek yapmadım, dışarda mı yesem? hangi restaurantlar daha ucuz?  gibi sorular sormaya başlamadan bu yazıyı okuyun.

Gent’te alışveriş için çeşitli alternatifleriniz mevcut. bunların içinde Türk marketleri de var; fakat onlar Belçika marketlerine oranla daha pahalı. Eğer Türk ürünleri benim için vazgeçilmez derseniz, o zaman paraya biraz kıyacaksınız.

Market listesi: en ucuzdan en pahalıya doğru numaralandırmak istersek eğer:

1-) Lidl

2-) Delhaize

3-) Smatch

4-) Spar

5-) Carrefour Express

6-) Nacht Winkels (gece bakkalları, akşam 6 dan sonra açılır.)

7-) Hema (kap, kaşık, bardak, çanak, yatak yastık gibi şeyler bulabilirsiniz)

😎 Kruidvat ( temizlik ürünleri, ve genel hırdavat malzemeleri için 🙂 )

9-) Türk marketleri

diye sıralayabiliriz.

Eğer dışarıda yemek yemek isterseniz öğrenci caddesi olan Overportstraat caddesine gelmenizi öneririm. Şehir merkezinde yemek isterseniz pahalı gelebilir. Türk lokantalarında bir kebab 15-20€ ya kadar çıkıyor. En iyisi küçük bir dönerci bulmak.

Yurt Yaşamı

Student Residence’ye düşerseniz yani devlet yurdu, gelirken kap-kaşığınızı yanınızda getirmeniz gerekecek; çünkü bir katta iki tane mutfak var. Ortak kullanıyorsunuz. Mikrodalga fırın, masa sandalye, bir tane buzdolabı ve ocaklar yer alıyor. Tencere, tava, çay kaşığına kadar getirmeniz gerekecek.

Odalar tek kişiliktir; yatak, masa, sandalye, raflar elbise dolabı ve lavabo yer alıyor.  Tuvalet ve banyolar ortak.

Partiler, Ortamlar,

Bu başlık için tek seçeneğiniz, öğrenci ve barlar caddesi olan Overportstraat.

Her hafta çarşamba ve perşembe günü öğrenci partileri vardır. Çarşamba günü Porter House denen barda bütün Erasmus öğrencileriyle buluşabilirsiniz.

Dostluklar, Arkadaşlıklar

Dikkat edin! Türk öğrencilerle karşılaşma olasılığınız %95. Eeğer “ben ingilizcemi geliştirmek istiyorum. Yabancı arkadaşlar edinmek ve onlarla vakit geçirmek istiyorum” derseniz, dilinizi tutun. En çok ispanyol öğrenciler vardır. Ama onlar da bizim gibi iyi ingilizce bilmiyor. En iyisi Alman arkadaşlar edinin.  Yok yok siz her milletten arkadaş edinin. Çok eğlenceli, her dilden birşey öğreniyorsunuz.

Okumaktan sıkılmayın diye kısa ve öz yazdım.

For more information about this subject, don’t hesitate to contact me. hahah

Ali Yıldırım

18 Aralık

Belçika Gent’e Gelirseniz Eğer

Belçika Gent’e Gelirseniz ziyaret etmek için mecbur olduğunuz Şehirler Listesi:

Mesafe süreleri: Ortalama süreleri içerir. Yanlışım varsa düzeltin…:) tren yolculukları ve otobüs..

Brüksel-35 dakika

Antwerpen-50 dakia

Ostende-50 dadika

Lille / Fransa-55 Dakika

Lüksemburg-180 dakika

Paris-90 dakika

Amsterdam / Hollanda-180 daika

Köln / Almanya-120 dakika

Rotterdam / Hollanda-120 dakika

Liste uzayıp gidiyor. Eklemek isterseniz yorum yapmanız yeterli…

Gentistan Macerası Chapter 2 “Kültür Şoku”

Kültür Şoku

Şok mu? ne şoku!, şok ne arar ben de demiştim. Sanırım birazcık farklılıklara şaşırma ihtiyacı hissediyor insan. Mesela şey demiştim; “Yaa pazar günü olsun da bir dışarı çıkayım, şöyle şehir merkezinde gezineyim, içim açılır, iyi olur, bir değişiklik yapmış olurum dedim.” Sonra çıktım tabi ki dışarı.

İnceden bir tuhaflık sezmeye başladım. Yollardan çok nadir araba geçiyor. Bütün dükkanlar, iş yerleri kapalı. Nadiren bir kaç Belçikalıya rastlayabildim. Onlar da, pazar günü dışarıya çıkan insan görüntüsü vermiyordu.

Yavaş yavaş şehir merkezine ilerlerken, düşünmeye başladım. “bugün pazar, bütün insanların dışarıda ve eğleniyor yada alışveriş yapıyor olması gerekir; fakat kimsecikler yok neden?” dedim.

Sonradan öğrendim ki Bizim ülkemizdeki gibi insanlar hafta sonları değil hafta içleri eğlenir, alışveriş yapar, gezer-tozar, hafta sonları ise evlerinde dinlenirmiş. Bu yüzdendir ki sokaklar sessiz ve sakin, bütün iş yerleri ve dükkanlar kapalı; ekmek fırınları, marketler, AVM’ler, mağazalar, barlar, diskolar, gece kulüpleri  hatta okullar bile 🙂

Eğer bir gün yolunuz Belçika’ya düşerse, aklınızda bulunması gereken şeylerden bir tanesi, Pazar günleri bütün her yer kapalıdır. Eğer hafta sonu için yiyecek bir şeyler almadıysanız, hafta sonu aç kalabilirsiniz.  Tıpkı benim gibi…

To be Continued…


Gent Macerası Chapter 1″Yolculuk”

Yolculuk

Chapter 1

3 Saatin üzerinde bir uçak yolculuğunun ardında attım adımımı Belçika’ya tamı tamına 2228 Km katettim. Valizler, bavullar derken geldim pasaport kabinine, asık suratlı bir Belçika polisi karşısında, titrek bir heyecanla ilk sorumu aldım. “Why are you here?” Dedim görmüyormusun!! vizemde Gent Üniversitesi Erasmus öğrencisi yazıyor. uğraştırma beni trene yetişmem lazım deyince, hemen özür diledi ve pasaportumu teslim etti.

Aldım valizleri bindim asansöre indim yerin dibine… Buldum mu bilet gişesini. girdim sıraya… 11€ karşılığında Gent biletimi aldım ve yarım saat sonra şehre ayak bastım.

Kokusu bir başka, ağaçları bir başka, evleri, arabaları, yolları, insanları, kuralları…

İlk tepkiler;

  • Allah Allah, bugün pazar ve şehir bomboş, sessiz, in cin top oynuyor.
  • sokaklarda insanlara rastlamak neredeyse imkansız…
  • yarım saatim yurdun adresini sormak için birisini aramakla geçti.

Bir de ne görelim!!!! bisiklet turu yapan çoluklu çocuklu bir sürü insan…

Meğersem özel bir pazar günü imiş. İnsanlar bu günlerde hep birlikte şehri bisikletlerle gezermiş.  Birbirinden ilginç bisikletlerle halk bu özel günün tadını çıkarırmış. O zaman anladım ki şaşırmak normal bir olgu imiş.

Sonunda buldum yurdumu, sevinç çığlıklarıyla hemen alel acele girdim kapıdan içeri, selamın alyküm işte, aleyküm selam’dan sonra, mıy mıy ederek konuşan yine buz gibi suratı olan bir belçikalı gerekli işlemleri yaptıktan sonra,  anahtarlarlarımı teslim etti. girdim odama.

daracık bir oda, bir yatak bir lavabo, bir dolap bir masa, bir kaç tane de raf…

oh en sonunda rahat bir nefes aldım. Bitti yolculuk… başlıyor Gent’te öğrencilik günleri….

To Be Continued…

Avrupalı Türkler

Hep imrenirdim Avrupa’dan Türkiye’ye tatile gelen ve “almancı” diye tabir ettiğimiz, doğma büyüme Avrupalı olan Türk’lere.  Bir gün ben de onlar gibi Avrupa’da yaşar mıyım diye hayal ederdim. Ee ne de olsa gelişmiş dünya ülkelerinin hepsi Avrupada. Ben de gelişmişliğin ne demek olduğunu onlar gibi görür müyüm acaba derdim. Ne çok şanslılar diye kıskanırdım.

Gelişmiş tren yolları, otoyollar, cadde-sokak altyapıları, üst yapıları, rayına oturmuş ve hiç beklenmeden işlenen bir bürokratik yapı, çevreye büyük önem veren insanlar,  bilinçli şoförler, milyonlarca kitaba sahip kütüphaneler, araştırma enstitüleri, özgür üniversiteler, kolejler, hogeschool’lar, dil okulları,  tarihi yapılar, kaleler ve daha sayabileceğimiz onlarca gelişmişlik  abideleri. Bütün bu imkanlara sahip Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşı.  Nasıl bir gelişme düzeyini elde edebilir? Ben size söyleyeyim.

Okuyacağı binlerce kitapla çocuklarını daha iyi bir yetiştirme davranışına sahip olabilir, onlara örnek teşkil edebilir.

Gideceği okullarda 3 dil birden öğrenebilir.

Avrupa’nın önemli, değişik bir sürü şehrine rahatça yolculuk yapabilir.

Çocuklarını sınavsız üniversitelere yazdırabilir.

başka şehirlere gönderip okutabilir.

farklı alanlarda uzmanlaşmalarına imkan sağlayabilir.

Türkiye’ye donanımlı bir birey yetiştirebilir.

Ben zannederdim ki Avrupa’da yaşayan emsallerimle ben meşk atamam. Onlar her alanda beni ezerler. Onlar en iyi okullarda okuyorlar. Onlar en iyi ortamları görüyorlar. Bin kimim ki İstanbul Bağcılar lisesi’ni bitirmiş, sıradan bir Türk genciyim. Derdim.

Hayır öyle değilim. Ben bu Avrupa’da yaşayan emsallerimden çok daha fazla okumuş, çok daha fazla görmüş, hayatın bütün zorluklarını yaşamış, her toplumdan insanla uyum sağlamakla uğraşı göstermiş. Gündemi takip edip dünya’da olup bitenle ilgili kafa yormuş, olayların birbiri içindeki bağlantılarını düşünmüş, Savaşlar hakkında yorumlar yapmış, Hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmak için aylarca teknoloji firmalarında çalışmış, sosyal medyayı yakından takip edip, yine geride kalmamak için kendine bir site yapmış ve o sitede yazılar yazan bir Türk vatandaşıyım.

Peki geldik sona. Avrupalı Türk’ler nasıl?

Kendilerine Türk Sokağı kurmuşlar; onlarca döner dükkanı, berberler, bakkallar, kasaplar, ayakkabıcılar, tuhafiyeler, züccaciyeler, manavlar, marketler ve en önemlisi her on metrede bir Kütüphaneler şey pardon, KIRAATHANELER ve KAHVEHANELER, iddia bayileri, lotolar, totolar…

Bu liste uzayıp gidiyor.

Gençler babasıyla birlikte fabrikada, döner dükkanında, berberde, markette, kasapta, kahvede, manavda çalışıyor. Henüz Üniversitede okuyan bir Avrupalı Türk’le karşılaşmadım; fakat umudumu da tüketmedim. Elbette bunlarda da okuyan insanlar vardır.

Neden yazıyorum; çünkü Avrupalı Türkler Avrupalı değiller. Türkiyeli de değiller. Aksanları Trük aksanına benzemiyor. Nederlands aksanına benzemiyor. Arada kalmış bir kültürleri var. Ne Belçika’lı ne Türkiye’li.

Zihnimi yoran neden bunlar Avrupa’ya adapte olamamışlar yada olmamışlar?Neden hala babadan oğula geçen bir iş anlayışı var? neden biz Avrupa’nın göbeğine onlarca kahvehane açıp tıklım tıklım doluşuyoruz. Neden hala biz kütüphanelerde zaman geçirmiyoruz?

Bir taksici gördüm. Kitap okuyordu. Bir Türk’le tanıştım. Dükkanını satmış, son model BMW almış. Bir Türk gençle tanıştım. doğma büyüme buralı. Beyaz gömlek siyah kumaş pantolon, boynunda altın kolye barlarda ispanyol zannedip bizim Türk arkadaşı taciz ediyordu.

Bu nasıl bir yaşam biçimidir?  Türkler neden gelişme göstermiyor? Biz neden ilerlemiyoruz? biz neden uyumlu değiliz? Avrupa’nın göbeğinde, Avrupa’nın başkentinde 10 yıl yaşayıp nasıl bir dil öğrenemiyoruz? bu nasıl bir zihniyettir? bu arada 10 yıl önce buraya taşınmış bir berberden bahsediyorum.

Meğersem onlar bize özenip Türkiye’ye geliyorlarmış. Meğersem onlar geride imiş. Meğersem Ne çok okumam ve ders çalışıp Ülkeme faydalı olmam gerekiyormuş. Avrupalı Türklerimizi şimdi Avrupa’da okuyarak çok daha iyi tanıdım. Meğersem onlar okuma, gelişme, büyüme, ayak uydurma, uyum sağlama derdinde değillermiş. Zihniyet hep aynı. sevdiğim bir sözle bitiriyorum.

“Ellerini daima yıldızlara uzat, elde edebileceğin bir yıldız olmasa da, bir çamur da olmayacak.”

Leo Burnett

ALİ YILDIRIM

1 KASIM 2010

GENT / BELÇİKA