Halkla İlişkiler Öğrencilerini Çileden Çıkaran 10 Durum

Halkla ilişkiler öğrencilerinin dertleri, tasaları ve yakarışları diğer mesleklere göre biraz farklılık içeriyor. Ben de bu farklılıkları bir araya toplamak istedim. Bakalım neler çıkmış ortaya.

1 – Halkla ilişkiler öğrencileri üniversite zamanlarında Koç, Sabancı ve Doğuş Holding bünyesinde direktör, müdür ve yönetici hayali kurar. Mezun olduktan sonra ise ajans gerçeğiyle karşılaşır.

ferit şahenk

2 – Halkla ilişkiler öğrencileri 4 yıl eğitim görmenin kendilerini baya bir geliştirdiğini düşünüp artık sektöre hazır olduğunu zanneder. Oysa ki her ilanda karşısına 4-5 yıl deneyim isteyen işler çıkar, ve kendisine şu soruyu sorar: “kardeşim, işe girmeden ben deneyimi nasıl kazanacağım?” Deneyim istiyorlar ama önce işe almaları gerekiyor.

3 – Halkla ilişkiler öğrencilerinin bir diğer dert yandığı konu ise mesleğini ailesine anlatamaması. Babasına göre danışmada telefonlara bakacak, annesine göre hastanede hasta hakları ofisinde görev yapacak, çevresine göre ise “benim de halkla olan ilişkim iyi, okumama ne gerek var” olacak.danışma


4 – Halkla ilişkiler öğrencileri, büyük bir hevesle etkinlikler planlar, projeler sunar, pazarlama kampanyaları hayal eder, ama sadece hayal eder.

kampanya

5 – Halkla ilişkiler öğrencilerini en fazla zorlayan ders, kuramlardır. Öğrenci kendisine şu soruyu sorar: “iyi de yok iğne kuramı, yok sistem kuramı, ne işime yarayacak ki bunlar?”

kuramlar

6 – Halkla ilişkiler öğrencileri, yaz gelmeye başladığı zaman staj için ajansların kapısını çalar. akıllarında Google’ın stajyerlere aylık 2 bin dolar verdiği aklına gelir ve ajanstan aldığı cevap: “yemek veriyoruz, yol, sigorta ve diğer masraflar size ait, kabul mü?” öğrenci ise şu kısa yanıtı verir: “WTF”.

google stajyer

7 – Halkla ilişkiler öğrencileri plazalarda, gökdelenlerde elinde starbucks kahvesiyle iş hayal ederken, önünde mini bir lazer yazıcı ile fotokopi çoğaltır.

stajyer

8 – Halkla ilişkiler öğrencileri; direktör, müdür, yönetici, pazarlama uzmanı gibi pozisyonlarda paraya para dememe hayalleri kurarken, asgari ücretle işe başlayınca tüm hayaller kabus olur.

asgari ücrety

9 – Halkla ilişkiler öğrencilerini çileden çıkaran durumlardan biri de işe girdiğinde “deneme süresi” geçirmesi. 4 yıl okuyup deneyim kazanıp, bir de tahta gibi denenmesi, öğrencileri birer militana çevirmekte.

iş ilanı halkla ilişkiler

10 – Halkla ilişkiler öğrencileri okuldayken hayal gücüne kanıp büyük PR projeleri tasarlarken, sektöre girdiğinde hiçbirinin işe yaramadığını ve hiçbir kurumun bu bütçeleri kabul etmediğini görür.

pazarlama bütçesi

İletişimde başarılı olmanın temel prensipleri nelerdir?

 

İletişim denince akla genelde bir ileti göndermek gelir. Halk içerisinde iletişim nedir diye sorarsanız sığ ve dar kapsamlı cevaplar alabilirsiniz. Ben sorduğumda, “iki insanın konuşması”, “sohbet etmek” gibi cevaplar aldım. Oysa ki iletişim daha farklı bir kavramdır. İletişim öncelikle iki nokta arasında karşılıklı bilgi, duygu, düşünce ve ileti alışverişidir. Alışveriş yeterli olmamakla birlikte doğru araç ve yöntemle gönderilmesi gereken iletiler, doğru anlaşılmadan da cevap verilmesi, iletişimin başarısız bir süreç olmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden her iki noktanın da kültürel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu, iletişimin başarılı gerçekleşebilmesi için bilinmesi ve anlaşılması gereken temel unsurlardır. Çünkü bir kaynak iletiyi kodlarken, karşısında yer alan alıcının halet-i ruhiyesine ve kültürüne göre kodlamalıdır. Aksi takdirde ileti karşı taraftan anlaşılmaz ya da az anlaşılır. Dolayısıyla iletişimin gerçekleşmesi ve sürecin başarılı olması kolay değildir.

Buradan hareketle iletişimin yeniden bir tanımını yapmak gerekirse, bir kaynağın belirli bir araç yardımıyla alıcının kültürel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumunu dikkate alarak kodladığı iletileri göndermesi; alıcının da aynı şekilde kaynağın durumuna göre iletileri anlamlandırıp bir karşılık verdiği sürece iletişim denir. İletişim kavramının içerisinde yer alan “ş” harfi de zaten karşılıklı anlamına gönderme yapmaktadır. Günümüzde “ş” harfi kullanılarak yeni kavramlar türetilmiştir. Yönetişim, bilişim, etkileşim de bunlara örnektir. Akademik olarak açıkladıktan sonra biraz da günlük yaşamda nasıl ortaya çıkıyor yazmak gerek.

Asıl soruya geldiğimizde iletişimde başarılı olmanın temel prensipleri nelerdir? Aslında bu tamamen bireyin kişisel yeteneklerini nasıl geliştirdiğiyle alakalıdır. Hangi yönlerini kuvvetlendirdiği, iletişimde önemlidir.

İletişimde başarılı olmak için;

Bildiğiniz her doğruyu, yeri geldiğinde bile olsa her zaman söylememelisiniz.

Her doğru, her zaman doğru değildir. Yer ve zaman, doğrunun anahtarıdır.

İletişim kurduğunuz bireyleri ikna etmek için yola çıkmayın, onları dinlemek ve sorularla onun cevaplarını almak için iletişim kurun.

Hiçbir insan kendisini ikna etmeye çalışan insandan pozitif enerji almaz.

Karşınızdaki insana çok soru sorun, az cevap verin. Onu dinlediğinizi göstermek her zaman daha doğrudur.

İletişimde ikna, dinlemektir.

Saatlerce konuşup iknaya uğraşmak gerçekten ikna etmek değildir.

Eğer siz karşınızdaki insandan saatlerce konuşup evet cevabını alsanız da onun kalbini gerçekten ikna etmiş sayılmazsınız.

Yapılması gereken insanın karşısındakini rahat bırakıp kendi kendisini ikna etmesini sağlamaktır.

İletişim temeli iknaya dayandığı için iknayı yazarak yola çıkıyorum. Reklam, pazarlama, halkla ilişkiler gibi tüm iletişim disiplinlerinde amaç ürün ve hizmetin hedef kitle tarafından beğenilmesi, benimsenmesi ve kullandırılmasıdır. Dolayısıyla ikna, iletişimin temel kavramlarındandır. Buradan her iletişim ikna içerir anlaşılmamalıdır. İkna iletişimin sadece bir boyutudur.

İletişimde bir başka başarı faktörü de güzel bir “merhaba” diyebilmektir. Çünkü insanlar ilk tanıştığında birbirlerine verdikleri ilk 5 saniyelik izlenim, onlar hakkında kuracağı ilişkinin yüzde 70’ini oluştururmuş. Yani ilk 5 saniyede insanlara nasıl bir insan olduğumuzu anlatabilmek için iyi bir selam verebilmeliyiz.

Bu selam sert bir el sıkma olabilir, güler yüzlü merhaba olabilir, göz teması ve mahremiyet alanına dikkat ederek dik bir oturuşla tüm bedeninizi karşınızdaki insana çevirerek iyi bir dinleyici olabilmek olur… Çok sırıtmayan, marka logoları olmayan zarif bir elbise olabilir… Bütün bunlar ilk buluşma için gerçekten çok önemli davranışlardır. Doğru iletişim kurmak için gerçekten eğitim gereklidir. İletişim, öğrenmeye yürütülen bir bilimdir.

Sonuç olarak iletişim kurabilmek için iletinin ne olduğu, nasıl ileti yaratılacağı, nasıl gönderileceği, hangi araçların kullanılacağı önemli ayrıntılardır. Bir görüşmede takılan kravat bile bir iletidir ve karşı tarafa gizli anlamlar iletebilir. O yüzden iletişim öğrenilmelidir.

Markalarda “Hikaye İletişimi”

“Hikaye İletişimi” benim kendi oluşturduğum bir kavram aslında. Google’dan biraz araştırmama rağmen daha önce kimse kullanmamış. Hikaye iletişimini kavramsal bir çerçeveye oturtmak gerekir. Hikaye dediğimiz zaman kısaca ilkokulda öğrendiğimiz tanım aklımıza gelir; gerçek ya da gerçeğe yakın olayların anlatıldığı kısa yazılardır. Hikayenin bir diğer ismi de öyküdür.

Hikaye, kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır (Wikipedia).

Eski Yunan’daki fabl ve kısa romanlar, Binbir Gece Masalları öykünün habercileridir. Ama öykü ancak 19. yüzyılda romantizm ve gerçekçilik akımlarının etkisiyle psikolojik ve metafizik sorunları masalsı bir anlatımla yansıtmaya başladı (Wikipedia).

Rusya’da Gogol, Dostoyevski, Turgenyev ve Çehov’un öyküleri, öykü türünün edebi eserler arasında sağlam bir yere oturmasına büyük katkı sağlamıştır. Bilinen ilk öykü örneği ise İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun Decameron adlı eseridir. (Wikipedia).

Türkiye’de öykü ya da hikâye kavramı diğer yeni türler gibi Tanzimat’tan sonra edebiyata girmiştir. Hikayenin Türkiye’deki ilk gerçek temsilcisi olarak Ömer Seyfettin’i görmek mümkündür. Falaka, Başını Vermeyen Şehit, Pe’de hikâyeciliğin gelişmesine çok büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca Sait Faik Abasıyanık da Türk öykücülüğünün önemli temsilcilerinden biridir. Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalıştı. Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlattı. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer aldı (Wikipedia).

Dolasıyla hikaye iletişimi dendiği zaman mizahi, ilgi çekici ve merak uyandırıcı olay örgüsüyle oluşturulan hikayeler ile ürün ve hizmetlerin hedef kitlenin beğenisine sunulması anlaşılmalıdır. Markalar için de öyküye dayalı iletişim çalışmaları hedef kitlelerin ilgisini çekecektir. Ürünün ve markanın hikayesinin olması, öyküleyerek anlatılması, tüketicide duygusal bir bağ oluşturacaktır. Bu duygusal bağı oluşturmak için ne yapılmalı sorusu önemlidir burada.

İnsan doğası gereği duygularla anlaşır. Zihinsel olarak belli bir miktarda karar verse de, genelde duygularıyla hareket eder. Ürün ve hizmetin faydasını düşünürken marka ile duygusal bağ kurar. Tüketici güvendiği markaya para öder. Güven oluşturmak da bir başka markadan üstünlüğü vurgulayarak değil, duygusal bağlarla mümkündür.

Kevin Roberts, Lovemarks kavramını ilk ortaya attığında “Parayla aşk satın alamazsınız ama aşk size para kazandırabilir.” demişti. Mark Gobe “Bir marka ne kadar çok duyuya hitap ediyor, duyular arasındaki ilişkiyi ne denli güçlü kullanıyorsa başarı şansı da o kadar yüksek olur.” demişti. Gerald Zaltman, zihnimizin somut “verilerden” öte metaforlarla çalıştığını, basit bir metaforun bizi çok derindeki duygularımıza götürebileceğini anlatmıştı. Pine ve Gillmore hafızalardan silinemeyecek kadar güzel ve unutulmaz bir deneyimin tasarlamanın marka için stratejik öneminin altını çizmişti (Temelaksoy.com).

Hikaye;  ürün ve hizmetin varoluş amacı, insanlara faydası, üretim biçimi, şekli ve tasarımı gibi ayrıntılar kullanılarak oluşturabilir. Bir çikolata üreticisiyseniz kakao yağını aldığınız Afrika veya Latin Amerika ülkesinde bunu üreten köylülerin nasıl bir ortamda ürettiğini, o köylülerle kısa kısa sohbetler yapıp bunu tüketiciye ulaştırarak bir bağ yakalanabilir. Hikaye oluşturmayı tamamen ürün ve hizmetin karakterine göre formüle etmek gerekir. İnsanların karakteri olduğu gibi, ürün ve hizmetlere de karakter yükleyerek onları da canlı bir organizmaya dönüştürmek, marka açısından uzun dönemli bir farkındalığın ilk adımı olur.

Marka öyküleri iyi anlatıldığında, markanın “Biz kimiz?” ve “Ne için mücadele ediyoruz?” sorularına en güçlü, en akılda kalıcı ve insanlarla güçlü bağlar kuran cevapları verirler. Markanın değerleri, vizyonu ve kültürü hikâyeleştirildiğinde marka insanlarla sadece bağ kurmakla kalmaz, aynı zamanda dilden dile de aktarılmaya başlar (Temelaksoy.com).

Birçok markayı logo hikayesi, fabrika hikayesi, isim hikayesi gibi hikayelerle hatırlar ve konuşuruz. Aklımıza kazanmıştır. Çünkü çok iyi formüle edilmiştir. Çünkü tüm olay örgüsü bizimle duygusal bağ kurmak adına yaratılmıştır.

Bir örnekle kapatırsak bu yazıyı çok daha anlaşılır olacaktır. “Boyner Grubu’na ait olan Beymen markasının isminin geçmişi de ilginç: Erkek giyimi üzerine bir üretim ve mağazacılık yapma kararı verildiğinde konu ile ilgili toplantıya katılanların hepsi erkek yani ‘bey’ imiş. Hem de marka o dönemde sadece erkekleri düşünerek konumlandırılıyor. Bir de global bir hüviyet kazandırmak için İngilizce adam anlamına gelen ‘men’ kelimesi ile birleştirilerek Beymen markası ortaya çıkıyor. Beymen bugün hem erkeklere hem de bayanlara hitap eden ve hedef kitle olarak üst gelir grubunu belirlemiş Türkiye’nin önde gelen bir hazır giyim markası.”

Beymen ortaya çıkarken erkeklere hitap eden bir marka olabilir, ismini “bey” diye de koyabilir ama bunu hikayeleştirerek anlatabilmek, markaya karşı olumlu tepkiler oluşturur. Beymen de bunu toplantı gibi olay örgüsüyle anlatmayı tercih etmiş. Bu ve buna benzer çok marka hikayesi duyarsınız.

Kaynak:

Wikipedia.com.

En İyi Marka İletişimi Öykü Anlatarak Yapılır

Halkla İlişkiler ve Reklam Öğrencilerine Kariyer Tavsiyesi

Bu yazı, bir kaç haftada bir aldığım maillere istinaden halkla ilişkiler öğrencilerinin kariyerlerine yönelik bir yazıdır. Aslında şaşırıyorum öğrencilerden mail aldığımda. Bana yüksek okul okuyan, fakülte okuyan öğrencilerin blog yazılarımı okuyarak ulaşmaları, yazılardan ötürü teşekkür etmeleri ve benden neler yapacakları konusunda tavsiye almak istemeleri gerçekten beni hem gururlandırıyor, hem de şaşırtıyor. Okudukları okullarda benden daha deneyimli ve bilgili muhakkak hocaları var. Kariyerlerine yönelik kararları bu hocaları vasıtasıyla vermeleri her zaman daha doğru olacaktır. Onları en yakından tanıyan ve haklarında bir tavsiye verebilecek de bu hocaları ve çevreleri olacaktır. Yalnız bunu benden istemeleri ve internetten araştırmaları aslında genel olarak öğrencilerin okudukları okuldan ve hocalarından yeterince destek alamadığını da gösteriyor. Bu durum aynı zamanda öğrencilerin okulla ve hocalarıyla iyi bir iletişim içerisinde olmadığını da gösteriyor. Bunun tabi ki bilimsel birçok nedeni vardır.

Bu öğrencilerden aldığım şikayetler genel olarak aşağıdaki gibi;

Hocam ben mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum,

Ailem bana ne iş yapacağımı soruyor, cevap veremiyorum,

Nerelerde staj yapabilirim?

Yüksek lisans yapsam faydası olur mu?

Ajansta çalışarak nasıl yükselebilirim?

Çok az para veriyorlar, bununla nasıl geçineyim?

Hocam çok mezun var, nasıl sıyrılacağız aradan?

Bana ne tavsiye edersiniz?

 

Yukarıdaki sorular, genel olarak gelen maillerin başlıca konusunu oluşturuyor. Öncelikle bazı öğrencilerin mezun olmadan önce bu sorularla meşgul olması iyiye işarettir. Çünkü birçok öğrenci bu soruların bile varlığından habersiz. Eğer bu soruları kendinize soruyorsanız, şanslısınız demektir. Hadi gelin bu soruları birlikte cevaplayalım.

Hocam mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum:

Elbette biliyorsun, sorunun içinde zaten var, bir şey yapacaksın. Ne olduğu önemli değil, iş adına bir şey yapacaksın. Ama en başta iletişim yapacaksın. İnşaat olur, tekstil olur, ajans olur, gıda olur, finans olur, hizmet sektörü olur. Sen nerede ne yapacağına karar ver ve adımını at, muhakkak bir şey eninde sonunda oluyor. Pes etmeden yoluna devam etmeye bak. 

Ailem bana ne iş yapacağımı soruyor, cevap veremiyorum;

Verme cevap ailene. İş bu, anladıklarına ellerine ne geçecek! onlar da mı yapacak! sonuçta bir işin olacak ve hizmet edeceksin. İletişim uzmanıyım de, çık işin içinden. Markaların itibarı için çalışıyorum dersin. Bu soru kafa yorulacak bir soru değil. 

Nerelerde staj yapabilirim?

Bir yöneticisi olan, ofisi ve uğraştığı bir işi olan her yerde staj yapabilirsin. Senin bir kurumda olman yeterli. Her iş bir deneyim ve derstir. Her kurumda muhakkak iş hayatına yönelik bir ders alırsın. Sonuçta serbest piyasa ekonomisi geçerli, bütün kurumlar bir rekabet içinde birbirine bağlı. O yüzden bulabildiğin her yerde staj yap ki, profesyonel bir işe girdiğinde zorlanmayasın. 

Yüksek lisans yapsam faydası olur mu?

Tabi ki yapabilirsin, sana tabi ki faydası olur ama yalnızca akademik camiada. İş hayatında zerre kimse umursamıyor. Yüksek lisansın var diye kimse seni işe almaz veya maaşını yükseltmez. O yüzden akademisyen olacaksan yüksek lisans yap. Onun dışında vaktini harcamaktan başka bir işe yaramaz. 

Ajansta çalışarak nasıl yükselebilirim?

Ajansta çalışıp profesör maaşı alan arkadaşlarım var. Ajansta iş yükü biraz ağır olabilir marka tarafına göre. Birden fazla sektör ve müşteri ile ilgilenmek zorunda olabilirsiniz. Ama işinizi iyi yapar, medya sektörünü iyi tanır ve ilişkilerinizi kuvvetli tutarsanız başarılı olabilirsiniz. Ajansta tek kural, ilk girdiğinizde yüksek maaş alamayabilirsiniz, sabrederseniz ancak iyi maaş alırsınız. ajans işi sabır işi. 

Çok az para veriyorlar, bununla nasıl geçineyim?

Bir önceki sorunun cevaplarına bak, eğer sabırlı olursan para kazanabilirsin. Kimse işe girer girmez 5 bin TL ile başlamıyor. Ben 8 ay çalışıp hiç maaş almayan ve 8 aydan sonra maaş alan arkadaşlar tanıyorum. Bir doktor bile 4-5 yıl asistanlıktan sonra esas doktor oluyor. Bu iş filmlerdeki gibi değil. Rasyonel olunuz. 

Hocam çok mezun var, nasıl sıyrılacağız aradan?

İşte kritik soru bu. Eğer bir yabancı dili iyi bilirseniz, kapıları çalmaktan ve açmaktan çekinmiyorsanız, utanmıyorsanız, kendinizi her platformda ifade etmekten korkmuyorsanız, bir mikrofon uzatıldığında ık cık etmeden konuşuyorsanız, ilk adımı atmış olursunuz. Her işi yapmaktan çekinmeyin. Gerekirse fotokopi çekin, yerleri silin ama işinizi iyi yapmaktan hiç kaçmayın. işinizi iyi yapıp da kendinizi ispat ettiğiniz anda her şey çorap söküğü gibi gelir. Bir kırılma noktası vardır, bu da sabır ve azimle olmaktadır.

Sonuç olarak nacizane size söyleyebileceğim, lütfen bir işte çalışın, ne olursa olsun, çalışın! size büyük katkı sağlayacaktır. Sonuçta bir gün muhakkak çok güzel bir işiniz olacaktır, sabırlı olun ve fırsatları iyi değerlendirip risk alın. Kolay gelsin.

Avrupa İletişim Araştırması’na Türkiye de dahil oldu

Euprera, Avrupa İletişim Direktörleri Derneği, Prime Research ve Communication Driectors Dergisi’nin destekleriyle 2007 yılında başlatılan ve halkla ilişkiler ile iletişim sektörünü A’dan Z’ye izleyen Avrupa İletişim Araştırması’na (European Communication Monitor) bu yıl Türkiye de dahil oldu.

İletişim sektörünün çalışma koşulları, değişen ekonomik ve sosyal koşullarla çalışanların, işverenlerin ve paydaşların pozisyonları, gelir gider dengeleri, demografik yapıları, yükselen trendler, yeni medya etkisi ve daha bir çok konuda sektörün MR’ı çeken Avrupa İletişim Araştırması’nda, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Okay’ın girişimleri sonucu Türkiye de yer aldı. Araştırmanın Türkiye sorumlusu ise Prof. Okay oldu.

Bu yıl ilk kez Türkiye’de halkla ilişkiler ajanslarında, kurumsal iletişim ve diğer departmanlarda çalışan iletişim profesyonellerinin katılım yapacağı anket, sektörün gelişimi ve koşullarının iyileştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Avrupa’da her yıl ortalama 40 ülkede yüzlerce danışman, direktör, ajans başkanı, genel müdür ve CEO düzeyinde iletişimcilerin katıldığı araştırmada Rusya, Ermenistan gibi kafkas ve doğu Avrupa ülkeleri de bulunuyor.

2015 yılı anketine katılmak için www.communicationmonitor.eu adresine girmek yeterli. Sitede bulunan Join the Survey – Click Here’a tıklayarak ankete katılabilirsiniz. İngilizce olarak sunulan anket, çeşitli konularda evet, hayır, katılıyorum, katılmıyorum gibi sorularla şekilleniyor. İletişim alanında çalışan tüm profesyonelleri bu ankete katılmaya davet ediyoruz.

Avrupa çapında 2 bin 500’den fazla iletişimcinin katıldığı 2014 araştırmasında, mobil iletişim, dijital dünyada iletişimciler, cinsiyet ve stratejik iletişim, network uygulamaları, liderlik, sosyal medya ve yeni iletişim teknolojileri ön plana çıkan konular oldu.

TÜM PROFESYONELLERİ BU ANKETE KATILMAYA DAVET EDİYORUZ

www.communicationmonitor.eu