Dijital Okur Yazarlık nedir?

Dijital kavramı, günümüzde tüm geleneksel iş süreçlerinin ve geleneksel araçların önüne geçti. Artık önce dijital diyor, sonra diğer kavramları kullanıyoruz. Her şey dijitale dönüşmeye başladı. Dijital medya, dijital telefon, dijital dünya, dijital kamera, dijital radyo, dijital ekran, vs. diye örneklerini çoğaltabiliriz. Günümüzde dijital ekranı olmayan bir eşyayı kullanmakta bile zorluk çekiyoruz. Buzdolabında dokunmatik ekranlar, otomobillerde android ekranlar, bluetooth ve kablosuz bağlantılı dijital göstergeler, yol bilgisayarları ve daha niceleri…


Dijital dünyadaki bu hızlı gelişimi kullanıcılar ne kadar takip edebiliyor? Akıllılık özelliğine ne kadar uyum sağlıyor, dijitalin getirdiği tehlikelerin farkında mı? Para transferleri, ödeme yöntemleri, kamusal işlerin yüzde doksanı neredeyse dijital dünya üzerinden gerçekleştiriliyor. Çerezlerle kullanıcılar adım adım takip edilirken, bu dijitali anlamayan geç dönem dijital kullanıcıları, bu sistemlere nasıl uyum sağlayacak? Bununla ilgili bir eğitim programı, bilgilendirme mekanizması kuruldu mu? Her gün televizyonlarda sosyal medya üzerinden dolandırılan, kandırılan ve yönlendirilen insanların sayısı artarken, kamu ve özel sektör dijital okur yazarlık konusunda neler yapıyor?

Öncelikle dijital okur yazarlık konusu nedir sorusuna cevap vermek gerekir. Dijital okuryazarlık akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü Bilgisayarlar gibi ağ cihazları aracılığı ile bilgiyi bulma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme becerilerini ifade eder. Dijital okuryazarlık bilgisayar okur yazarlığı veya dijital becerilerden farklıdır (wikipedia). Bilgisayar konusunda okur yazar olmak, bilgisayarı kullanma becerisidir. Dijitali kullanma beceresi ise, bilgisayar üzerinde kullandığımız internet temelli dijital uygulamaların mantığını çözebilmektir. Bu mantık, karmaşık olduğu kadar da basittir. Bunu şöyle açıklayabiliriz, hiçbir dijital platformda, güvenli olmayan hiçbir bağlantıya, özel verilerini ekleme. Sıradan bir web sitesine kayıt olurken, önce o web sitesine kayıt olma gerekçeni gözden geçir, sonra neler istediklerine bir bak. Eğer nüfus bilgilerine kadar istiyorsa o siteden uzak dur, çünkü hiçbir nüfus bilgisi, dijital temelli bir web sitesinde teknik olarak gerekli değildir. Bu yüzden eğer bir bilgiye ulaşmaya çalışıyorsanız, o bilginin serbest olarak sunulduğu platformları araştırın. Günlük olarak ziyaret ettiğiniz sitelerde, browser’ın (tarayıcı) sol başında yer alan “güvenli” yazısını görmediğiniz hiçbir platformda kredi kartı, nüfus bilgileri ve diğer özel bilgileri paylaşmayınız. Aşağıdaki görselde örneklerini görebilirsiniz. Türk Hava Yolları web sitesine girdiğinizde bağlantınız güvenilir olarak görünürken, Hürriyet Gazetesi’nin web sitesinin güvenilir olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu gibi sitelerde özel bilgilerin paylaşılması güvenli değildir. Çünkü erişim izinleri kontrol edilemediği için korsanların sizin bilgisayarınıza veya mobil cihazlarınıza erişmesinde ve kopyalamasında hiçbir engel yoktur.


Peki bu karmaşanın içerisinden nasıl çıkılabilir? Şöyle izah edebilirim: internette gezinmek yalnızca bir web sitesine, sosyal medya ağına veya uygulamaya girmek demek değildir. Her web sitesi, cookielerle sizin neleri aradığınızı, hangi etiketleri kullandığınızı, Google gibi arama motorlarında neleri yazıp aradığınızı listelemek için bilgisayarınıza küçük dosyalar yükler. Bu dosyalar, sizin o siteye her girişinizde güncellenir ve saklı tutulur. Sitenin sunucusu, sizin o sitede neler yaptığınızı kaydeder ve ona göre reklamlar sunar. Ona göre kişiselleştirilmiş dijital faaliyetler planlar. Cookie’nin tanımı, eticaret.com sitesine göre, web sunucusunda bilgisayara otomatik olarak yüklenen küçük dosyalardır. Cookies’in içindeki bilgiler aynı bilgisayar o siteye her girişinde saklı durur. Cookies, ziyaretçilerin kimliklerini belirleyerek web sitelerinin kişiselleştirilmesini sağlar. Bu kişiselleştirmeler, kullanıcıyı adeta hapseder. Bundan kurtulmanın yolu da, bu cookieleri nasıl yöneteceğimizi öğrenmek ve dijitalin nasıl çalıştığını kavrayabilmek. Bunun yolu da dijital okur yazarlıktan geçmekte.

Dijital okur yazarlık, hem eğitimde hem de günlük yaşamda her yanı dijital ekranlarla doldurarak sağlanamaz. Okullarda gerçekleştirilen Fatih projesinden tutun da, eğitim öğretim faaliyetlerinde sınavların dijital ortamlarda yapılmasına kadar birçok faaliyet, kullanıcılar tarafından tam özümsenemedi. Küçücük bir çocuğun tablet kullanımından duyulan gurur ve sevinç, hiç tahmin edemeyeceğimiz olumsuz sonuçlara neden olabilir. Bunu önlemenin yolu, dijitali yaygınlaştırmadan önce dijitalin nasıl bir mantıkla çalıştığını öğretecek mekanizmaları devreye sokmaktır. Bununla ilgili iyi bir örnek de çalıştığım okuldan. Online olarak okutulan derslerin sınavları da online yapılmaktadır. Bu sınavlarda bilgisayarı açmayı bilmeyen öğrencilerden tutun da, eline fare ve klavye almamış öğrenciler var. Bu öğrenciler, Anadolu’nun bir çok yöresinden okumaya gelenler. Bunlar internet ortamında sınavlarını nasıl başaracak? Üniversite öğrencileri bu haldeyken, Anadolu’da ve büyük kentlerin kırsalında varoş hayat yaşayan amcalar, teyzeler, buzdolabındaki dijital ekrana nasıl uyum sağlayacak? Bununla ilgili hangi çalışmalar yapıldı? Zamanında bilgisayar öğrenilmesi için yapılan çabalar, şimdilerde dijital platformlar için yapılmalı. Hazır her yanı dijital ekranlarla kaplamışken, bir projenin tam sırasıdır. Google üzerinden arama yaptığımda dijital okur yazarlıkla ilgili İSMEK’in kurs açtığını gördüm, bu iyi bir gelişmedir. Aynı zamanda Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü de dijital medya ve çocuk projesi başlatarak dijital medya okur yazarlığına yönelik faaliyetler yapmaktadır. Microsoft, Dijital Okur Yazarlık isminde kurs programı düzenlemiştir. Bu ve bunlar gibi faaliyetler, dijitalin hiç değilse genç nesilde anlaşılabilmesi için önemlidir. 

Dijital okur yazarlık yalnızca bilgisayarlar aracılığıyla gerçekleştirilen işlemlerde değil, mobil uygulamalarda, tabletlerde, arabalarda ve ekran ve dokunmatik olan her yerde geçerli.

İletişim Araçları Arttı ama Muhabbet Azaldı

Dikkat ettim de artık iletişim kuramıyoruz. En yakınımızdakiyle bile iletişim kurmakta zorlanmaya başladık. Bizi dinlediğini düşündüklerimiz de aslında cep telefonundan gelecek mesajlara odaklanmış durumda. Bir bildiri gelecek gibi sürekli teyakkuz halinde cep telefonu, tablet ve bilgisayarlara gömülmüş vaziyetteyiz. İletişim kurmak yerine araçların egemenliği altında eziliyoruz. Her yanda elektronik cihazların yaydığı parlak ve yanar-döner iletilerin etrafında dönüp duruyoruz. Toplum içerisinde bireylerin birbirleriyle olan iletişiminin frekansını, seviyesini ve miktarını da yine elektronik cihazlar belirlemeye başladı. Her sözümüz ve düşüncemiz elektronik cihazların süzgecinden geçerek hedefe gidiyor. Dünya küçüldü ama insanlar birbirinden uzaklaştı. Evler büyüdü ama aileler küçüldü. Yollar uzadı ama mesafeler daraldı. İnsanı hiçbir duygu kalmadı, geleneksel küçük kırıntıları ararken bile Google kullanıyoruz.

İletişim araçları çoğaldıkça iletişimin kendisi azalmaya başladı. Artık içeriğin kendisini araçlar üretiyor. Her bir muhabbeti, bu araçların yaydığı içerik belirliyor. İzlediğimiz tüm haberler bu araçların kontrolüne geçti. Geleneksel medyanın içeriğini de yine bu yaygın yeni medyadan gelen içerikler belirliyor. Akşam haberlerine dikkat edin, ilk üç politika haberinden sonra güvenlik kameralarına yansıyan haberlerle, internette en çok tıklanan videolar haber oluyor. Ortada tüm insanlığı sürekli meşgul eden bir haber pornosu var. Bu haberlerden mahrum kalanlar, sanki toplumdan geri kalmış gibi bir muamele görüyor.

İki çift söz edecek ortamı bulduğumuzda bile bildirim melodileri her yanı kaplıyor. 5 kişilik bir ortamda 3 kişi telefonla ilgilenirken, 2 kişi de o telefondan yayılan ilginç enformasyonların ayrıntıları hakkında muhabbet ediyor. Dostluk, aile ilişkileri, doğa hakkında konuşanlar pek az kaldı. Bunları düzeltmek için çaba sarfetmek isteyenler bile Google üzerinden dertlerine derman arıyor. Kişisel veya toplumsal ne sorun yaşarsak yaşayalım, internet üzerinden doğruluğu kesin olmayan bilgilere başvuruyoruz. Hiçbir şekilde konuyla ilgili başka bir insanla iletişim kurmuyoruz. Kitle iletişim araçlarının her yanı kaplamasından şikayet ettiğimizde bile bağımlı olduğumuzdan tedirgin olmuyoruz.

Şu an sizinle iletişim kurmaya çalışırken bile bir bilgisayar, internet ve blog kullanıyorum. Yazdığınız geri dönüşlere yine aynı araçlar üzerinden yanıt veriyorum. Muhtemelen siz de benimle bu konu için ancak araçlar yardımıyla iletişim kuracaksınız. bir telefon açıp ben de böyle düşünüyorum diyen bu zamana kadar olmadı. Ben bazen beğendiğim paylaşımlar ve iletiler için sahibini arıyor ve cep telefonu üzerinden teşekkür ediyorum. Müsait olduğunda ise yüz yüze o konu üzerinde tartışmada bulunuyorum.

Elimden geldiğinde geleneksel kalmaya gayret ediyorum. Eski bir radyom var, oradan akşam haberlerini dinliyorum. Türkü açıyorum. Tüplü bir televizyonum var, oradan bazen bir şeyler izliyorum. Aksaray’da eskiciler çarşısını geziyorum. Geçmişi unutmamak için. Eski iletişim araçlarını araştırıyorum. Vosvos kullanıyorum. Arabanın camını hala elimde çevirerek açıyorum. Kapılar otomatik değil, anahtarla kilitliyorum. Beynimi daha iyi kullanmak için kağıt kalem taşıyorum, her hesabı elektronik cihazlarla değil, kalem kağıt ile yapıyorum. Moda olanları giymiyor, yakışanı alıyorum. Eski veya yeni kavramlarım ancak kullanılayacak kadar kötü olanlar için, moda benim için yeni olan değil, popüler olandır. Popüler ise herkes için olandır. Herkes olmak bir anlamda endüstriyel olmaktır. Ben ben olmaya gayret ediyorum. Umarım herkes kendi olmaya gayret eder.

Halkla ilişkilerde kriz yönetimi nedir?

Kriz Yönetimi

1980’li yıllarda yaşanan bazı olaylardan (çernobil vb.) sonra kurumlar kriz yönetimine ağırlık vermiştir. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, internetin gelişimi, krizlerin çok daha hızlı yayılmasına neden olmuştur. Kriz 80’lerde yaygınlaşmasına rağmen Ivy Lee’nin bazı çalışmalarında rastlamak mümkündür. Pensilvanya Demiryolları ve Antrasit Kömür Endüstrisi için çalışmalar yapmıştır. Lee bu çalışmalarda doğru bilgilendirme prensibini benimseyerek krizin atlatılmasında büyük pay sahibi olmuştur.


Kriz sözcüğü etimolojik olarak “ayrılmak” anlamına gelmektedir. Kriz, bir kuruluşun üst düzey hedeflerini tehdit eden, kurumun varlığını tehlikeye sokan ve kurumun hızla tepki göstermesinin zorunlu olduğu durumlardır. Bir başka tanıma göre kurumun rutin sistemini bozan ve birdenbire ortaya çıkan herhangi bir acil durum olarak tanımlanmaktadır. Kriz dahili ve harici meselelerden kaynaklanmaktadır. Tehdit veya fırsat olarak görülmektedir.

Krizi meydana getiren etmenler

Toplumda faaliyet gösteren kurumlar bir sistem içerisinde bulundukları için birbirlerinden etkilenmektedir. Çeşitli sistemler ve alt sistemler arasında bir uyumsuzluk ve çatışma olduğu zaman çeşitli olağan dışı koşullar ve durumlar ortaya çıkmaktadır. Krize neden olan faktörleri işletme içi ve çevre faktörler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. İşletme içi faktörler içerisinde üst yöneticilerin beceriksiz olmaları, kurum içerisindeki teknik ve yönetsel konular yer almaktadır. Çevresel faktörler arasında da doğal koşullar, toplumsal, ekonomik, kültürel, teknolojik ve hukuki ve siyasal etmenlerin değişimi yer almaktadır.

Potansiyel krizlerin saptanması

Potansiyel krizlerin saptanması ve bunlara yönelik olarak eylem planlarının hazırlanması ve bu planların zaman içerisinde güncelleştirilmesi bir kriz meydana gelmesi durumunda kuruluşun krizi çözmede ve kamuoyuyla olan ilişkilerini normale çevirmede etkili olacaktır. Potansiyel krizler için kurumun öncelikle aynı sektörde yer alan kurumların yaşadığı krizleri gözden geçirmesi önemli olacaktır.

  • Kriz sözcünün seçimi
  • Kriz simülasyonlarının yapılması
  • Çalışanlara teorik bilgilerin verilmesi

Kriz Yönetimi Modelleri

Altı Adım Kriz Modeli

Bu modele göre kurumun yapması gereken ilk iş, kriz yönetimi organizasyon yapısını oluşturmaktadır. Bu işlemi, kriz ekibinin seçilmesi takip edecektir. Ekip çeşitli araçlarla eğitilecektir. Daha sonra kriz durum kontrolü sağlamak ve dizayn etmektir. Potansiyel senaryolar değerlendirildikten sonra acil durum plan hazırlanır. Son aşama ise krizi yönetmektir.

Fink’in kapsamlı kontrolü

Fink kapsamlı bir durum kontrolü önermiştir. Bu kontrol, kurumun nelerin krize yol açacağını saptamasını kolaylaştıracaktır.

Portföy planlama yaklaşımı

Kurum yaşanabilecek krizleri belli bir gruba ayırarak muhtemel senaryolar hazırlamalıdır. Bu gruplarda oluşabilecek en kötü duruma göre de hazırlanmalıdır.

Stratejik yönetim entegrasyonu

Kriz yönetiminin stratejik yönetime dahil edilmesi elzemdir.

Burnett’in kriz sınıflandırma matrisi

16 hücrelik bir matris yapılmıştır. Matris bölünmemiş bir kriz türü olarak izlenebilir. Krizlerin aşamalara ayrılması olarak tanımlanmaktadır.

Kriz Yönetimi Planı

Krizlere hazırlık olmak için proaktif bir kriz iletişim planı hazırlamak gerekmektedir. Proaktif bir plan hazırlamak için:

  • potansiyel krizlerin gruplandırılması
  • bunların önlenmesi için çeşitli analiz ve politikaların ortaya konulması
  • potansiyel krizlerin tehditlerini ortaya koyan ve bunlarla başa çıkabilecek strateji ve taktiklerin geliştirilmesi
  • simülasyon çalışmalarının yapılması
  • krizden etkilenen kitlelerin belirlenmesi
  • kriz yönetim ekibinin ortaya konması ve bunların eğitiminin sağlanması
  • krizden etkilenecek dahili ve harici kitlelerle iletişim kanallarının açık olması.
  • Kriz planının gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi gerekecektir.

Kriz Yönetim Ekibi

Bu ekip; üst yönetim, halkla ilişkiler, hukuk, finans, üretim, yatırımcı ve hissedarlardan oluşmalıdır. Yönetim ekibi çok kalabalık olmamalıdır. Kriz ekibi düzenli toplantılar yapmalıdır.

Kriz İletişimi

Kriz iletişimi, kriz anında en önemli olaylardan biridir. Etkin bir iletişim kurmak, medya ile güçlü iletişim kurmak krizin yanlış anlamalara maruz kalmamasına neden olur.

Mümkün olduğu kadar yazılı açıklama tercih edilmeli

Kriz El kitabı

Her kurumun faaliyet alanına göre çeşitli ihtiyaçları vardır. Genel olarak bir kurumun kriz el kitabında bir kriz anında ekip üyelerinden nelerin beklenebileceği, kurum felsefesinin kısa bir açıklaması ve el kitabının nasıl kullanılacağı anlatıldığı bir takdim bölümü vardır. Daha sonra şirketin karşılaştığı çeşitli krizlerin bir özeti verilip kriz ekibinin kimlerden oluştuğu, sorumluluk alanları, 24 saat boyunca ulaşılabilecek telefon numaraları, ekip üyelerine herhangi bir biçimde ulaşmanın mümkün olmadığı zamanda yedeklerine detaylı bilgiler verilmelidir. Krizden etkilenebileceklerin listesi olmalıdır. Aynı zamanda mesaj tipleri de yazılmalıdır.

Kaynakça: Bu blog, Değerli Hocam Prof. Dr. Ayla OKAY’ın Halkla İlişkiler, Kavram, Strateji ve Uygulamalar isimli kitabından özet çıkarılarak oluşturulmuştur. 

Yazı görseli, Google görsellerden kriz kelimesi aratılarak elde edilmiştir.

Halkla İlişkiler Öğrencilerini Çileden Çıkaran 10 Durum

Halkla ilişkiler öğrencilerinin dertleri, tasaları ve yakarışları diğer mesleklere göre biraz farklılık içeriyor. Ben de bu farklılıkları bir araya toplamak istedim. Bakalım neler çıkmış ortaya.

1 – Halkla ilişkiler öğrencileri üniversite zamanlarında Koç, Sabancı ve Doğuş Holding bünyesinde direktör, müdür ve yönetici hayali kurar. Mezun olduktan sonra ise ajans gerçeğiyle karşılaşır.

ferit şahenk

2 – Halkla ilişkiler öğrencileri 4 yıl eğitim görmenin kendilerini baya bir geliştirdiğini düşünüp artık sektöre hazır olduğunu zanneder. Oysa ki her ilanda karşısına 4-5 yıl deneyim isteyen işler çıkar, ve kendisine şu soruyu sorar: “kardeşim, işe girmeden ben deneyimi nasıl kazanacağım?” Deneyim istiyorlar ama önce işe almaları gerekiyor.

3 – Halkla ilişkiler öğrencilerinin bir diğer dert yandığı konu ise mesleğini ailesine anlatamaması. Babasına göre danışmada telefonlara bakacak, annesine göre hastanede hasta hakları ofisinde görev yapacak, çevresine göre ise “benim de halkla olan ilişkim iyi, okumama ne gerek var” olacak.danışma


4 – Halkla ilişkiler öğrencileri, büyük bir hevesle etkinlikler planlar, projeler sunar, pazarlama kampanyaları hayal eder, ama sadece hayal eder.

kampanya

5 – Halkla ilişkiler öğrencilerini en fazla zorlayan ders, kuramlardır. Öğrenci kendisine şu soruyu sorar: “iyi de yok iğne kuramı, yok sistem kuramı, ne işime yarayacak ki bunlar?”

kuramlar

6 – Halkla ilişkiler öğrencileri, yaz gelmeye başladığı zaman staj için ajansların kapısını çalar. akıllarında Google’ın stajyerlere aylık 2 bin dolar verdiği aklına gelir ve ajanstan aldığı cevap: “yemek veriyoruz, yol, sigorta ve diğer masraflar size ait, kabul mü?” öğrenci ise şu kısa yanıtı verir: “WTF”.

google stajyer

7 – Halkla ilişkiler öğrencileri plazalarda, gökdelenlerde elinde starbucks kahvesiyle iş hayal ederken, önünde mini bir lazer yazıcı ile fotokopi çoğaltır.

stajyer

8 – Halkla ilişkiler öğrencileri; direktör, müdür, yönetici, pazarlama uzmanı gibi pozisyonlarda paraya para dememe hayalleri kurarken, asgari ücretle işe başlayınca tüm hayaller kabus olur.

asgari ücrety

9 – Halkla ilişkiler öğrencilerini çileden çıkaran durumlardan biri de işe girdiğinde “deneme süresi” geçirmesi. 4 yıl okuyup deneyim kazanıp, bir de tahta gibi denenmesi, öğrencileri birer militana çevirmekte.

iş ilanı halkla ilişkiler

10 – Halkla ilişkiler öğrencileri okuldayken hayal gücüne kanıp büyük PR projeleri tasarlarken, sektöre girdiğinde hiçbirinin işe yaramadığını ve hiçbir kurumun bu bütçeleri kabul etmediğini görür.

pazarlama bütçesi