Londra’ya dair temel gözlemlerim

Londra, diğer Avrupa ülkelerine nazaran farklı bir şehir. Havaalanından girişte size bir algı operasyonuyla müdahale ediyorlar. Şöyle ki, Avrupa ülkeleri vatandaşları çipli pasaportlarını bir cihaza okutup geçerken, diğer vatandaşlar polis tarafından neredeyse sorguya çekiliyor. Vize alırken sunmuş olduğunuz evrakları polis yeniden istiyor. Sorular, nereden geliyorsun? Neden geldin? Ne zamana kadar kalacaksın? Ne zaman gideceksin? Dönüş biletini gösterir misin? Gibi saçma salak oluyor. Bana da sordu bu soruları. Hiçbirine cevap veremedim, çünkü yanımda hiçbir belge getirmedim. Ne davetiye, ne erasmus belgeleri ne de dönüş bileti. Hepsi internet ortamında olduğu için polis beye yok dedim. O da öfleyip pöfledi ama damgayı vurup göndermek zorunda kaldı. Mecburdu. O yüzden ilk geldiğinizde bu soruları cevaplayıp belge isterse, I didnt know that ı need to show some documents gibi bir cevap verebilirsiniz.

Havaalanından 16.25 Pound’a trenle Viktorya’ya geldim, o aldığım bilet gün boyu bütün metrolarda geçerliydi. O yüzden bol bol kullandım. Türk lirasıyla 65 tl yapsa da, siz düşünmeyin karşılığını, keyfini çıkarmaya bakın. Şehir genel olarak beklediğimden daha az komplike. Metroda adres bulmak o kadar da zor değil. Birkaç binişten sonra nereden nereye nasıl gideceğinizi anlıyorsunuz. Ben de ilk defa geliyorum ama bir günde merkezi çözdüm sayılırım. Londra hakkında çok fazla blog yazısı olmadığı için eminim bu notlar gezicilerin işine yarar.

Şu anda bu yazıyı Cafe Nero’dan yazıyorum, Zaten her yerde kahve dükkanları ve mağazaları var, herkes kahve içiyor burada. Sabahları insanların elinde kahve ve gazete var. Metroda genelde gazete ve kitap okuyorlar. Hazır yiyecek dükkanları ve standları da çok fazla. Genelde insanları bir cafede soğuk yiyecek yerken görüyorum. Demek oluyor ki bunlar sıcak aile ortamına ve yemeklerine muhtaçlar. Bunları bizim bir mevlide götürmemiz lazım. Dikkatimi çeken bir başka şey ise, hostelde oda arkadaşıma bir şey ikram ettim, o da bir şey yiyordu ama ikram etmedi. Üzüldüm haline. Biliyorum bunların cimriliğini ama böyle kültür olmaz kardeşim yaa.

Neyse konuya dönersek hostel beklediğimden iyi çıktı. Çalışanlar iyi ve temiz bir ortam var. Hostelle ilgili ayrı bir yazı yazacağım. Bulunduğum mevki Camden’a bağlı Euston Meydanı. Merkeze yürüyerek gelebiliyorum biraz uzun sürse de. Güzel ve temiz yerler. Alışveriş bence burada yapılacak en mantıklı şey. Adidas, Nike, Puma gibi spor markalar bizi Türkiye’de gerçekten şey ediyorlar. Burada o kadar uygun ki, bizim orada 200 lira olan Nike, burada 100 TL’ye geliyor. Primemark’ı söylemiyorum zaten. Neyse her şeyle ilgili ayrı ayrı bir Londra yazısı yazacağım. Şimdilik kısa tutuyorum. Piccadilly Cafe Nero’sundan herkese kucak dolusu sevgiler. 18.04.2015