“Reklamlar ürünün size olan faydasından değil, sizi etkisi altına almak istemesinden güzeldir”

Ben markaların reklam bombardımanından öyle bunaldım ki, bunu bir yazı ile dile getirmek istedim. Evde, yolda, metroda, metrobüste, İETT otobüsünde, tramvayda, tuvalatte, banyoda her yerde reklamlara maruz kalıyoruz. Her yerde bir ilan var. Peki algımız binlerce markanın yüzlerce reklamını algılayacak kapasitede mi? Bu markalar, reklama harcadığı paranın kaçta kaçının karşılığını somut olarak alıyor? bununla ilgili bir araştırma olsa da öğrensek.

Reklamların bu derece fazlalığı, George Orwell’in 1984 romanında bahsettiği gibi her yerde bir ekran olacak ve biz o ekranları seyretmek zorunda kalacağız. Bu ekranlarda bir lider olacak, o liderin ürettiğini, söylediği her şeyi yapmak zorunda kalacağız. Acaba markalar, teknoloji ile birlikte kendi sadık tüketicisini yaratmak için mi bu derece para harcıyor? 20 yıl sonraki teknolojiyi düşünüyorum. Acaba, insanların alınlarında Samsung, Apple gibi damgalar mı olacak? öyle bir pazarlama stratejilerine maruz kalıyoruz ki, kimisi ben Ihpne’dan, kimisi ben Android’den vazgeçmem, kimisi de ben Blackberry’siz yaşamam diyor. Peki onları bu derece partizan yapan durum reklamlarda duygusal yoğunluk mu, yoksa her anında reklama maruz bırakılması mı? şahsi kanaatim, markaların bizim her anımızı kullanarak reklama maruz bırakması.

Reklam trafiği
Sabah evden çıkıyorum, yol kenarında bir pano, üzerinde “Samsung Galaxy s3, senin için tasarlandı” yazıyor. İyi güzel diyorum. Metrobüs durağına geliyorum, tam akbili basıcam, turnikede reklam, “en iyi tatil bu yıl bilmem ne turda” yazıyor. İyi bakalım. İlerliyorum, durakta her bir metrede bir pano ve farklı markaların reklamı. Gözüm şimdiden yoruldu. Devam edelim. Metrobüse biniyorum. Ayaktayım, tuttuğum tutacağın içinde reklam var. “en iyi tesisatçı” yazıyor. İyi buna da tamam dedim. Gözümü otobüsün önüne doğru çevirdiğimde tam karşıda bir pano, “bu yıl yine birinciyiz” diyen bir dersane reklamı. Buna da tamam diyorum. Metrobüsten inerken gözüm ekrana takılıyor. Belediye reklamı var. Gülüyorum, devam ediyorum. Metrobüsten iniyorum. Turnikelerde yine reklam var. Güvenlik kulübesinde bile reklam var, “kendinizi güvene” diye bir sigorta şirketi. İndim, devam ediyorum. Merdivenlerin başında iki kişi bekliyor, “buyrun ingilizce kursu” diye el ilanı dağıtıyor. Diğer arkadaş da büfenin uygun fiyatlı broşürünü veriyor. Kafam allak bullak henüz değil. İşe doğr devam ederken yoldaki sıra sıra reklam panolarını ve binaları örten o devasa reklam brandalarını saymadım. İşe geliyorum. İnterneti açıyorum, bangır bangır bangır reklam banner’ları. Mailimi açıyorum, onlarca spam reklam mailleri. İyi tamam diyorum. Akşam oluyor eve geliyorum. Yukarıda saydığım bütün süreçleri yeniden yaşıyorum. Eve gelince TV’yi açıyorum bir dizi seçiyorum, dizi başlıyor, ilk verdikleri mesaj, “bu dizide sanal reklam uygulaması vardır.” Tamam diyosun, dizinin her yerinde banka pizza reklamları. O reklamlardan diziye kafa veremiyosun. Neyse, 10 dakika dizi izlediniz mi, hem reklamlarla hem dizi sahneleriyle, bir de reklam arası başlıyor. Markalar ardı ardına bombardımana devam ediyor. Ellerinde olsa dizi arası reklamlara bile sanal reklam uygulaması koyacaklar.

Peki bu durumda bir insan beyninin günde kaçta kaçı kendini işe, eşine okuluna verebilir? araştırma yapılsın, insanların büyük çoğunluğu konuşmalarında markalara daha çok yer ayırdığı ortaya çıkabilir. Teknolojinin gelişmesi, insanların konsantrasyon sağlayamamasında büyük rol oynadı. 75 milyon insanın 65 milyonunda telefon var. Bu insanlar o kadar telefonla konuşuyor ki, yayılan sinyallerden bile reklama maruz kalıyoruz. Bir nevi reklam. Hissedemediğimiz dalgalar, ağırdan beynimizi oyuyor.

Peki markaların bu bombardımanından nasıl kurtulabiliriz? neden bu denli reklam uygulamalarına ağırlık vererek tüketicileri, daha doğrusu insanları etki altına almak istiyorlar? Muamma.

Benim tavsiyem işe, okula, eve giderken gözünüzü kulağınızı kapatıp devam etmek. Yoksa konsantrasyon, taze beyin ve taze hafıza kalmayabilir. Markaların kölesi olmayın. Markaların kitlesi olmayın. Bağımlı kalmayın.
Sözüm markalara, her gün binlerce markanın binlerce reklamına maruz bırakılmak istemiyorum. Ben ne markalara, ne de devlete köle olmak istemiyorum. Bana metrobüste piliç reklamı yaparak öğlenin kan sıcağında mangal yaptıramazsınız. Bana Metronun tuvaletinde GQ reklamı yaparak magazin okutamazsınız.

Lütfen farkında olun, reklamlar ürünün size olan faydasından değil, sizi etkisi altına almak istemesinden güzeldir. Etkilenmeyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir