PR Ajanslarının Müşterilerden Gördüğü 10 Büyük Zulüm

blog
20 Eylül 2014

PR

PR ajanslarının müşterileri için yapmadığı veya yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Hiç değilse müşteriler, ajansları öyle görür. Bilmedikleri, yapamadıkları ne varsa, ajansa gönderirler ve bir an önce bitmesini beklerler.

1 – Müşteriler ajansları 7 gün, 24 saat açık zanneder ve gecenin bir yarısı anlamsız biçimde mail atıp, bülten yazılmasını ister. PR’cı ise “sanırım bu müşteri, gazeteyi bizim zannediyor” diye aklından geçirdikten sonra o meşhur cümleyi söyler “lanet müşteri, gece 3’te mail atıp arıyor, sanki cevap vericem”

2 – Müşteriler, sözleşmeyi imzaladıktan sonra ajansı satın aldığını zanneder  ve şahsi tatilini ajansın rezerve edeceğini düşünür. Öyle ki, ajansı arayıp tatili için bir otel bakmasını ve uygun olan 3 otelden teklif almasını söyler. Şaşırdınız dimi, şaşırmayın, gözlerimle gördüm.

3 – Müşterilerin PR’dan anladığı yalnızca gazetede haber olmaktır. Durum burada ikiye ayrılıyor. Bir, gazetede haber olmak, iki, Hürriyet’te haber olmak. Müşteriler genellikle çapını bilmeden Hürriyet’te haber olmayı arzular. Bazı müşterilerin gece rüyalarına kadar giriyormuş Hürriyet. Mesela manşetlerde kendilerini görüyorlarmış, bu durumun bir işaret olduğunu da ajansa mail atıyorlarmış. Hürriyet efsanesi tüm ajanslarda aynıdır. Müşteri toplantıda yavaşça sokulur ve kulağa fısıldar, “Hürriyet ne oldu”. PR’cı cevap verir, “aynı yerinde duruyor, Bağcılar’da, bi gün gezmeye gidelim”.

4 – Müşteriler basınla röportajlarda genellikle kendi istedikleri soruların kendilerine sorulmasını ister. Bildiği cevaplara kendince soru sordurmak ister. Bu durum gazetecinin nefret ettiği bir şeydir. Arada kalan yine PR’cı olur. Soramam dese, müşteri kızacak. Gazeteciye söylese, ukalalık olacak. röportajı terk edecek. PR’cının en çok sorun yaşadığı durumlardan biridir.

5 – Müşterilerin röportajlardan sonra bir de yayımlanmadan önce görme isteği vardır. Aşeren kadınlar gibi o röportajın son halini görmek ister. Arar ajansı, “gazeteciye söyler misiniz, yayımlanmadan önce göndersin”. İşte bu durum PR’cıyı ve gazeteciyi Taksim’de biber gazı yemiş gibi yapar.

6 – Müşterilerin PR’dan anladığı tek şey, haber olmaktır. Aklına ne gelirse ararlar ajansı, bir cümle söyler ve senden basın bülteni yazmanı bekler. O cümleyle bir sayfa basın bülteni yazar PR’cı, sonra revize edilir.

7 – PR’cıların nefret ettiği bir diğer durum ise müşterinin, basın bülteninin reklam metinleri gibi olmasını istemesi. Haber değil, reklam metni yazmamızı ister. Siz bu yayımlanmaz dedikçe, o ısrar eder.

8 – Müşteriler genellikle sizden habersiz gazetecileri arar, kendinden bahseder, sizin bilmediğiniz yeni ve haber niteliği taşıyan bilgileri onlara verir. Sonra sizi arar, “ben ahmet bey ile görüştüm, kendimden bahsettim, haberiniz olsun diye.” O güne kadar yaptığınız tüm medya ilişkileri uğraşısı boşa gitmiş olur.

9 – Müşterilerin zulümlerinden biri de, sizin yayınlanmayacağını üstüne basa basa söylediğiniz halde basın bülteni yazdırıp servis ettirmesi. Yayımlanmayınca, “niye çıkmadı” diye de size sorması.

10 – Geldik bombaya. Sabah ajansa gittiğinizde gazetelere göz gezdirirsiniz ve müşterinizin piyasaya sürmeye hazırlandığı ve sizin lansmanı için binbir zahmet çektiğiniz ürününün haberini görürsünüz, şok halini alırsınız. Müşteriye haberi gönderdiğinizde ise acı gerçek ortaya çıkar. Müşteri soğukkanlılıkla “aaa, ahmet arkadaşım, ben bahsettim ona. Yazmış mı” yok yazmamış, haberi de biz fotoşopladık, sizinle alay ediyoruz.

Durum PR’cılar için gerçekten sinir bozucu. Ne kadar da eğlenceli olsa da bazen müşteriler, PR’cıları çileden çıkarıyor.

Eklemek istedikleriniz bekliyorum. ali@alyldrm.com @aliyildirimy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir