Sayımer: ‘AB üyeliğinin, sıradan insanın hayatına faydaları vurgulanmalı’

blog
04 Ocak 2013

idil sayımer
Ali Yıldırım – ali@alyldrm.com
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Doç. Dr. İdil Sayımer, Avrupa Birliği sürecinin iletişim kolunun, Türkiye’deki durumunu değerlendirdi. AB üyeliğinin faydaları Türk kamuoyuna anlatırken sıradan insanın hayatında nelerin değişeceğini vurgulamak gerektiğini belirten Sayımer, aksi takdirde bilgi eksikliğinin yarattığı boşluğun söylentilerle dolduracağı uyarısında bulundu.
AB’nin Türkiye’de tanıtımı konusunda geçtiğimiz yıllarda başarılı olundu mu? AB’yi halkımıza anlatabildik mi?

Türkiye coğrafi olarak iki kıtada birden yer alan, bir dünya imparatorluğu varisi, farklı aidiyetleri topraklarında barındıran ve yaşadığı modernleşme deneyimiyle birlikte pek çok ülkeden farklılaşan çok özel bir ülkedir. Batı ile  İslam dünyasının karşı karşıya durduğu düzen içinde Türkiye’nin AB içinde yer alması, birliğin algısına da olumlu bir katkı ve  gelişme sağlayacaktır.

AB üyeliği sürecimizin kat ettiği yol içinde yaşanan gelişmeler  Türk kamuoyunda farklı dönemlerde farklı algı ve düşüncelerin gelişmesine yol açtı. Büyük oranda bu üyeliği destekleyen ve inanan Türk halkı, sürecin uzaması ve çeşitli olumsuzluklar nedeniyle AB üyeliği konusundan uzaklaştı ve hatta tepki geliştirmeye başladı.

Türkiye’nin AB üyeliği hakkında Türk ve Avrupa kamuoyunun önündek
i engellerin başında önyargılar geliyor. O nedenle tarafların birbirlerini iyi tanımaları son derece önemli. Türk kamuoyu açısından bakacak olursak üyelik süreci, üyeliğin hayatımıza etkileri konusunda çok net, sade ve kolay anlaşılır bir dille bilgilendirme yapmak, iletişimi bu anlamda doğru yönetmek gerekir.

Bilgilendirmenin sürekliliği de bu süreçte çok önemlidir. Zira vaat edilen konularda bir gelişme olmadığı takdirde insanların inancı olumsuz etkilenir.

Kendimizi AB’ye anlatmada başarılı olduk mu?

Uzun yıllardır Türkiye’nin önemli dış politika hedeflerinden biri haline gelen AB üyeliği konusu içinde birçok dinamik barındıran bir konu. Ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlerin yanı sıra doğru lobi çalışmalarını, tanıtım faaliyetlerini de kapsıyor. Çok uzun yıllardır süren bu çalışmaların, özellikle AB Bakanlığı’nın kuruluşu ile daha işlevsel ve etkin bir sürece girdiğini görüyoruz. Geçmişte eksik kalan çalışmaların bundan sonra daha verimli devam edeceğine inanıyorum.

Son 10 yılda, Ak Parti döneminde yapılan çalışmalar yeterli miydi? Türkiye’nin itibar yönetimi doğru yapılıyor mu?

Türkiye’nin itibar yönetimi sadece AB sürecinin doğru yönetilmesine bağlı değil elbette. Tüm dış ilişkilerimizin, ülke içindeki politikaların itibar dediğimiz kavram üzerinde belli ölçüde etkileri vardır. O nedenle bunu bir bütün olarak düşünmek gerek.

AB sürecinin Türkiye’ye faydalarını kamuoyuna anlatırken nelere dikkat edilmeli?

Burada karşılıklı bir faydadan söz etmemiz gerekir. Türkiye’nin AB üyeliği hem birliğe hem de Türkiye’ye önemli katkılar sağlayacaktır. Söz konusu faydaları Türk kamuoyuna anlatırken sıradan insanın hayatında nelerin değişeceğini, ona ne gibi faydalar sağlayacağını iyi vurgulamak gerekmektedir, zira Türk insanının AB konusunda bilgi eksikliği ve önyargıları bulunmaktadır ve bu eksiği gidermek konusunda bakanlığımıza önemli görevler düşmektedir. Bilgi eksiği, ilgili birimler tarafından giderilmezse bu boşluğun söylentilerle, yanlış enformasyonla doldurulacağına hiç kimsenin şüphesi olmamalı.  Biraz da sürüncemede kalan bu süreçteki olumsuz gelişmelerin tamamı Türk halkının sürece olan inancını azalttı. Yapılan kamuoyu yoklamaları da AB’ye tam üyeliği destekleyen Türklerin sayısında önemli ölçüde azalma olduğunu ortaya koyuyor. Sürecin başından itibaren hükümetlerin konuyla ilgili bir takım iletişim faaliyetleri yaptığını ancak bunların yeterli olmadığını görüyoruz.

Avrupa Birliği Bakanlığı’nın sürdürdüğü kamu diplomasisi ve genel olarak iletişim çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Kamuoyuna yansıyan tarafında başarılı mıyız?

Avrupa Birliği Bakanlığı Türkiye’nin kamu diplomasisi konusundaki en önemli kurumlarından biri. AB Bakanımız Egemen Bağış ve ekibi iletişim çalışmalarına çok önem veriyor ve doğru çalışmalar yapıyorlar. Projeleri ve uygulamalarındaki çeşitlilik, süreklilik de bu görüşümü destekliyor. Bir çok kurum kuruluş ve üniversitelerle de işbirliğine açıklar. Bu anlamda başarılı çalışmalar yaptıklarını söyleyebiliriz.

İletişimde daha iyi bir AB politikası için dikkat edilmesi gereken hususların en başında neler gelir?

Öncelikle doğru hedef kitlelere odaklanmak ve kalıcı faaliyetlerle öncelik vermek önemlidir. Gerekli kamulara kendinizi ve meselenizi doğru anlatacak mesajlar ve o doğrultuda oluşturulacak bir eylem planı ile iletişim çalışmalarını yürütmek gerekir. Uluslararası ilişkiler günümüzde sadece hükümetler arasında siyasi düzlemde yürütülmüyor. Halkla arasında kurulacak diyalog ve etkileşim de son derece önemli ve belirleyici bir özellik kazandı. Özellikle yeni medya bu etkileşimi artıran bir ortam. Dolayısıyla iletişim yönetiminde yeni medyaya da yer vermek ve bu ortamda planlama yapmak, farkındalığı yükseltecek ve ilişki yönetimine olumlu bir yön verecektir.

Ancak AB ilişkileri içinde öncelikli konu elbette Türkiye’nin AB kriterlerini yerine getirmesidir.  Danimarka Dışişleri Bakanlığı AB Masası Başkanı’nın da dile getirdiği gibi özellikle insan hakları ve özgürlükler konularında yaşadığımız sıkıntıların giderilmesi elimizi güçlendirecek önemli bir gelişme olacak ve müzakerelerde bize güç kazandıracaktır.

Geçtiğimiz ay AB Yolunda Genç İletişimciler Yarışması’nı kazanıp öğrencilerinizle Brüksel’e ve Kopenhag’a gittiniz? Deneyimlerinizi ve oradaki havayı paylaşabilir misiniz? 

AB Yolunda Genç İletişimciler Yarışması, AB Bakanlığı’nın en iyi projelerinden biri. Yarışma, genç iletişimci adaylarına fikirlerini projeye dönüştürme fırsatı tanımış, onları Türkiye’nin reform sürecinde aktif birer gönüllü olmaya teşvik etmiş, aynı zamanda ses getiren bir iletişim faaliyeti gerçekleştirilmiştir. İletişim öğrencileri bir anlamda Türkiye’nin AB sürecine dahil edilmişlerdir.

Kazanan projelerin sahibi olan öğrencilerimizle birlikte Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı yürütmüş olan Danimarka ve AB’nin merkezi Belçika’yı ziyaret ettik. Avrupa Parlamentosu, AB Nezdinde Daimi Temsilcilik, Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Büyükelçiliği, Yunus Emre Kültür Merkezi, Danimarka Dışişleri Bakanlığı AB Bürosu, Kopenhag Büyükelçiliği ziyaretleri ile zengin bir program hazırlanmıştı. Hem öğrencilerimiz, hem biz danışman öğretim üyeleri, hem ziyaretleri gerçekleştirdiğimiz merkezlerde görev yapan yetkili kişiler açısından verimli bir görüş alışverişi ve AB sunumları gerçekleştirildi. Kurulan diyalogların tanıtım açısından önemli olduğunu tekrar vurgulamak gerekir.

Küreselleşmeyle birlikte kamu diplomasisi ve halkla ilişkiler çok önem kazandı. Hükümet AB politikasında bu iki kavramı doğru kullanıyor mu?

Kamu diplomasisi bir lobi faaliyeti olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda da halkla ilişkilerin uygulama alanlarından birisi olduğunu söylemeliyiz. Türkiye’nin tutarlı bir lobi ve tanıtım politikasının olması temeldir. AB ilişkileri de buradan hareketle yürütülecek, yönetilecek bir süreçtir. Dolayısıyla temel özelliklerimiz, farklılıklarımız, önceliklerimiz ve hedeflerimiz doğrultusunda hazırlanacak tanıtım çalışmaları AB politikaları açısından da önemlidir. Türkiye’nin kültür, sanat ve turizm yoluyla tanıtımını da içeren lobi faaliyetleri de bu çalışmalarla entegre olmalıdır. Bakanlığımızın bu süreçleri etkin ve verimli hale getirmek için çalışmalar yürüttüğünü, tüm sosyal paydaşlarıyla diyaloga açık olduğunu gördük. Bu anlamda doğru iletişim politikaları içinde olduklarını söyleyebiliriz.

Kaynak: Euractiv

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir