Halkla ilişkilerde kriz yönetimi nedir?

Kriz Yönetimi

1980’li yıllarda yaşanan bazı olaylardan (çernobil vb.) sonra kurumlar kriz yönetimine ağırlık vermiştir. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, internetin gelişimi, krizlerin çok daha hızlı yayılmasına neden olmuştur. Kriz 80’lerde yaygınlaşmasına rağmen Ivy Lee’nin bazı çalışmalarında rastlamak mümkündür. Pensilvanya Demiryolları ve Antrasit Kömür Endüstrisi için çalışmalar yapmıştır. Lee bu çalışmalarda doğru bilgilendirme prensibini benimseyerek krizin atlatılmasında büyük pay sahibi olmuştur.


Kriz sözcüğü etimolojik olarak “ayrılmak” anlamına gelmektedir. Kriz, bir kuruluşun üst düzey hedeflerini tehdit eden, kurumun varlığını tehlikeye sokan ve kurumun hızla tepki göstermesinin zorunlu olduğu durumlardır. Bir başka tanıma göre kurumun rutin sistemini bozan ve birdenbire ortaya çıkan herhangi bir acil durum olarak tanımlanmaktadır. Kriz dahili ve harici meselelerden kaynaklanmaktadır. Tehdit veya fırsat olarak görülmektedir.

Krizi meydana getiren etmenler

Toplumda faaliyet gösteren kurumlar bir sistem içerisinde bulundukları için birbirlerinden etkilenmektedir. Çeşitli sistemler ve alt sistemler arasında bir uyumsuzluk ve çatışma olduğu zaman çeşitli olağan dışı koşullar ve durumlar ortaya çıkmaktadır. Krize neden olan faktörleri işletme içi ve çevre faktörler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. İşletme içi faktörler içerisinde üst yöneticilerin beceriksiz olmaları, kurum içerisindeki teknik ve yönetsel konular yer almaktadır. Çevresel faktörler arasında da doğal koşullar, toplumsal, ekonomik, kültürel, teknolojik ve hukuki ve siyasal etmenlerin değişimi yer almaktadır.

Potansiyel krizlerin saptanması

Potansiyel krizlerin saptanması ve bunlara yönelik olarak eylem planlarının hazırlanması ve bu planların zaman içerisinde güncelleştirilmesi bir kriz meydana gelmesi durumunda kuruluşun krizi çözmede ve kamuoyuyla olan ilişkilerini normale çevirmede etkili olacaktır. Potansiyel krizler için kurumun öncelikle aynı sektörde yer alan kurumların yaşadığı krizleri gözden geçirmesi önemli olacaktır.

  • Kriz sözcünün seçimi
  • Kriz simülasyonlarının yapılması
  • Çalışanlara teorik bilgilerin verilmesi

Kriz Yönetimi Modelleri

Altı Adım Kriz Modeli

Bu modele göre kurumun yapması gereken ilk iş, kriz yönetimi organizasyon yapısını oluşturmaktadır. Bu işlemi, kriz ekibinin seçilmesi takip edecektir. Ekip çeşitli araçlarla eğitilecektir. Daha sonra kriz durum kontrolü sağlamak ve dizayn etmektir. Potansiyel senaryolar değerlendirildikten sonra acil durum plan hazırlanır. Son aşama ise krizi yönetmektir.

Fink’in kapsamlı kontrolü

Fink kapsamlı bir durum kontrolü önermiştir. Bu kontrol, kurumun nelerin krize yol açacağını saptamasını kolaylaştıracaktır.

Portföy planlama yaklaşımı

Kurum yaşanabilecek krizleri belli bir gruba ayırarak muhtemel senaryolar hazırlamalıdır. Bu gruplarda oluşabilecek en kötü duruma göre de hazırlanmalıdır.

Stratejik yönetim entegrasyonu

Kriz yönetiminin stratejik yönetime dahil edilmesi elzemdir.

Burnett’in kriz sınıflandırma matrisi

16 hücrelik bir matris yapılmıştır. Matris bölünmemiş bir kriz türü olarak izlenebilir. Krizlerin aşamalara ayrılması olarak tanımlanmaktadır.

Kriz Yönetimi Planı

Krizlere hazırlık olmak için proaktif bir kriz iletişim planı hazırlamak gerekmektedir. Proaktif bir plan hazırlamak için:

  • potansiyel krizlerin gruplandırılması
  • bunların önlenmesi için çeşitli analiz ve politikaların ortaya konulması
  • potansiyel krizlerin tehditlerini ortaya koyan ve bunlarla başa çıkabilecek strateji ve taktiklerin geliştirilmesi
  • simülasyon çalışmalarının yapılması
  • krizden etkilenen kitlelerin belirlenmesi
  • kriz yönetim ekibinin ortaya konması ve bunların eğitiminin sağlanması
  • krizden etkilenecek dahili ve harici kitlelerle iletişim kanallarının açık olması.
  • Kriz planının gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi gerekecektir.

Kriz Yönetim Ekibi

Bu ekip; üst yönetim, halkla ilişkiler, hukuk, finans, üretim, yatırımcı ve hissedarlardan oluşmalıdır. Yönetim ekibi çok kalabalık olmamalıdır. Kriz ekibi düzenli toplantılar yapmalıdır.

Kriz İletişimi

Kriz iletişimi, kriz anında en önemli olaylardan biridir. Etkin bir iletişim kurmak, medya ile güçlü iletişim kurmak krizin yanlış anlamalara maruz kalmamasına neden olur.

Mümkün olduğu kadar yazılı açıklama tercih edilmeli

Kriz El kitabı

Her kurumun faaliyet alanına göre çeşitli ihtiyaçları vardır. Genel olarak bir kurumun kriz el kitabında bir kriz anında ekip üyelerinden nelerin beklenebileceği, kurum felsefesinin kısa bir açıklaması ve el kitabının nasıl kullanılacağı anlatıldığı bir takdim bölümü vardır. Daha sonra şirketin karşılaştığı çeşitli krizlerin bir özeti verilip kriz ekibinin kimlerden oluştuğu, sorumluluk alanları, 24 saat boyunca ulaşılabilecek telefon numaraları, ekip üyelerine herhangi bir biçimde ulaşmanın mümkün olmadığı zamanda yedeklerine detaylı bilgiler verilmelidir. Krizden etkilenebileceklerin listesi olmalıdır. Aynı zamanda mesaj tipleri de yazılmalıdır.

Kaynakça: Bu blog, Değerli Hocam Prof. Dr. Ayla OKAY’ın Halkla İlişkiler, Kavram, Strateji ve Uygulamalar isimli kitabından özet çıkarılarak oluşturulmuştur. 

Yazı görseli, Google görsellerden kriz kelimesi aratılarak elde edilmiştir.

Mesleğini ailesine anlatamayan nesil

İletişim sektörü içerisinde yer alan meslekler, sanayi devriminden sonra önem kazanan ve gelişen meslekler oldu. Sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte ise yeni iş alanları ortaya çıktı. Reklam, pazarlama, PR, dijital reklamcılık, dijital iletişim, web siteleri, arama motorları, SEO, içerik yöneticiliği gibi iş alanları içerisinde çok çeşitli uzmanlaşmalar oldu. Bir PR mesleği çalışanı ‘medya ilişkileri direktörüyüm’ dediğinde mutlaka iş tanımıyla birlikte söylemesi gerekiyor. Bir dijital iletişim danışmanı ne iş yaptığını ailesine ve çevresine detaylı olarak anlatması gerekiyor. Bir kamu çalışanı ‘memurum, doktorum, mühendisim, avukatım, öğretmenim, müdürüm, hizmetliyim, şoförüm’ dendiğinde yeterli oluyor, fakat ‘yeni meslek’lerde çalışan genç nesil ‘içerik yönetmeniyim’ dediğinde ise mesleğini anlatmak zorunda kalıyor, sonuç alabiliyor mu? Hayır, kendini paralıyor mesleği için.

Bir iletişimci olduğum için özellikle iletişim mesleklerini ele alıyorum. Bugünlerde ‘anneler günü’, Youth Republic Sosyal Medya Ajansı çalışanlarıyla viral bir video hazırladı. Videoda annelerini arayan çalışanlar, ne iş yaptıklarını annelerine sordu. Gelen cevaplardan bir çoğu doğru yanıtlayamadı. Yıllarca da çalışsak, ailemiz ve çevremiz bu meslekleri anlayamayacak sanırım. Belkide bu yüzden bize öğretmenlik ve memurluk tercih etmemiz için baskı yaptılar.

Bu durum iletişim sektörü başta olmak üzere yeni mesleklerin ortaya çıktığı diğer sektörlerde de bir sorun olarak yer alıyor. Özellikle kavramsal olarak doğru bir yapıya bürünmemiş meslek isimleri çile çekiyor diyebilirim. Örneğin Halkla İlişkiler sektörü. Kimisi PR, kimini halkla ilişkiler diyor. İçerisinde etkinlik yöneticisi, medya direktörü, müşteri direktörü, marka yönetmeni, proje ve iş geliştirme gibi alanlar yer alıyor. Tanımına baktığımızda bu meslek itibar yönetimi, kurumlar ve hedef kitleleri arasında karşılıklı güven ve anlayış oluşturmak üzere çalışan bir yönetim fonksiyonu olduğunu görüyoruz. Lakin dışarı çıkıp vatandaşlara sorduğumuzda aynı yanıtı almanız söz konusu değil. Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşa sorduğumda “halkla ilişkiler ne iş yapar?” diye, aldığım cevap gerçekten hüsrandı, ‘telefona bakar, halkla iletişim kurar, mesela 11880’ gibi bir cevap geldi. Ben de elimden geldiği kadar anlatmaya çalıştım. Bunun için kitle iletişim araçlarında mesleklerle ilgili sahnelerde, yazılarda, haberlerde mesleğin doğru aktarımı önem taşımaktadır. İDA ve TÜHİD gibi meslek kuruluşları da bu durum için gerçekten yeni ve farklı çalışmalar içerisine girmeli. Projeler geliştirmeli.

Sonuç olarak yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni meslekler toplumda itibar sorunu yaşıyor. Genç nesil bu sektörleri ailesine ve çevresine anlatmakta zorlanıyor.

Ali Saydam’dan Mesaj Var

8
Halkla ilişkiler sektöründe uzun yılları geride bırakarak sayısız markaya iletişim danışmanlığı yapan sektör duayeni Ali Saydam, aradığı “insan kıymetini” bulamamış olacak ki, Linkedin’den ilginç ve farklı bir mesaj attı. Ali Saydam’ı anlatmaya gerek yok ama bakış açısı nedir diye sorarsanız, günümüz bilgi toplumunun iş dünyasında iş gücüne “insan kıymeti” demesi, onun hakkında fikir sahibi olunmasına katkı sunabilir.

Gelelim asıl konuya. Halkla ilişkiler sektörünün kanayan yaralarından biri haline gelen donanımlı iş gücüne ihtiyaç, ne iletişim fakültelerinden, ne de diğer alanlardan yeterince ve istenildiği gibi karşılanabiliyor. İyi bir PR profesyoneli yaratmak için en az 3-4 yıl emek vermek gerekiyor. Gündemi takip eden, toplumun değişen sosyolojik yapısına hakim, Google’ı yalnızca arama yapmak için kullanmayan ve medya kültürüne sahip bir PR’cı bulmak zor hale geldi.

Ali Saydam da bunun farkında olan insanlardan birisi. Dolayısıyla profesyonel iş ağı Linkedin’den “İnsan Kıymetleri Yöneticisi” başlığında bir mesaj gönderdi. Mesajda, daha önce gazetedeki köşesinde yazdığı bir yazı yer alıyor. Yazıda iş dünyasının insana verdiği değer ve tarihte insanın iş dünyasındaki konumu yer alıyor. Ali Saydam bu yazı üzerinden “İnsan Kıymetleri Yöneticisi” ricasını dostlarıyla paylaşmış. Yazıyı aşağıda bilginize sunuyorum. Okuduktan sonra ilginç ve güzel bir İK ilanı olduğunu anlayacaksınız.

Klişelerden uzak,  yok şu kadar deneyim, bu kadar eğitim, şu kadar bilgi, bu kadar beceri diye gitmiyor… Değer üzerinden duygusala yöneliyor. Güzel yöntem. Keşke tabuları yıksak, keşke kabukları kırsak…

Ali Saydam’ın linkedin’den gönderdiği mesaj, aynen yayımlıyorum;

Selam, 
Bir de Linked in’deki ‘çevreye’ danışmakta yarar olduğunu düşündüm. 
Aşağıda 18 Nisan’da gazetede yazdığım yazıdan bir not var. Bu noj çerçevesinde İK’ya yeni bir anlayış getirebileceğine inandığınız arkadaşları bana yönlendirebilseniz, ne iyi olur 🙂 
Saygı ve sevgiler. 
Ali Saydam 

“… İnsanın kaynak değil kıymet olduğuna ilişkin görüşlerimin ilk izlerini 14 yıl önce, Mart 1999’daki bir makalemde ve ilk kitabımızda bulmak mümkün. (Bkz. Algılama Yönetimi, 2005, S. 229) Konuya dair bir konferansın bilgilendirme dokümanları için hazırladığımız şu metin her şeyi özetliyor aslında: 
‘İnsan toplumunun üç evrimden geçtiği söylenir (Bkz. Toffler’lerin ‘Üç Dalga’sı): Tarım Toplumu, Sanayi Toplumu ve Bilgi Toplumu… 
Tarım Toplumu’nda insan bir meta olarak görülüyor; tedavüldeki diğer gayrimenkuller ve üretim araçları gibi alınıp satılıyorlardı. 
Sanayi Toplumu’nda ise insanı bu kez ‘kaynak’ olarak gördüler. Üretime sokulan, yararlanılan, artı (ya da katma) değer üretmesi özellikle istenen, tükenince de kaldırılıp bir köşeye atılan ‘kaynak’… Elektrik gibi, su gibi, enerji gibi, para gibi… 
Nasıl sanayi toplumu kendisinden önceki tüm paradigmaları değiştirdiyse, Bilgi Toplumu da benzer bir dönüşümü gerçekleştirmek, insana bakışını yenilemek durumunda idi… İnsan artık kaynak değil kıymetti… Sürekli gelişebilen, yenilenen ve üretimden düşse de sahip çıkılması gereken bir kıymet… İngilizce ifade ile daha rahat edenler için ‘source’ değil ‘asset’… 
Sürekli değişim içinde bulunan toplum dinamiklerinde artık, insana öncelik veren, yenilikçi – yaratıcı ürün ve hizmet modüllerini pazara sürebilen ve bütün bu işleri yönetip yürütebilecek insan kıymetlerine sahip olan kuruluşlar, sürdürülebilir bir varoluş nedeni ve rekabet gücü yakalayabilirler…

Halkla ilişkiler, marka ve gazeteci ilişkisi

Halkla ilişkiler mesleğinin temeli olarak kabul edilen medya ilişkileri, aslında sanıldığı kadar basit bir süreç değil. Gazeteciye röportaj önerisi sunup, kabul alıp, müşteriyle paylaşmak ve bir araya getirmek ile iş bitmiyor.  Bu sürecin bir de dikkat edilmesi gereken yönleri var. Bunları tek tek sıralamak istiyorum. Süreçte yaşanabilecek muhtemel krizler, gazeteci ve halkla ilişkiler uygulayıcısı ilişkisi, gazeteci müşteri ilişkisi ve gazeteci marka ilişkisi. 

Basın görüşmesi – Markanızın yeni bir ürün veya hizmet lansmanı, yeni projeler ve finansal rakam açıklaması öncesinde basınla bir araya getirilmesi ve özel haber çalışması yapılması, hedef kitleyle kurulacak köprüdeki ilk taştır. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken ilk kural, haberi yapacak gazetecinin iyi tanınması ve seçilmesi. Eğer gazeteciyi iyi tanımıyorsanız, kurum temsilciniz cevabını bilmediği sorularla karşılaşabilir. Bu durum size marka tarafından olumsuz yansıyabilir. Gazeteci, çerçevesi iletilen konunun dışına çıkabilir, marka temsilcinizden farklı alanlardan ve güncel konulardan fikirlerini isteyebilir. Bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için, en azından daha az karşılaşmak için,  gazeteciye röportaj önerisi iletirken çerçevesi belirlenen, marka temsilcinizin hakim olduğu ve cevaplandırabileceği konular belirlenmelidir. Marka temsilcinizin gazeteci karşısında onu tanıyormuşcasına rahat olmasını istiyorsanız, temsilcinizi iyi bilgilendirmelisiniz. Gazetecinin özgeçmişi, daha önce yapmış olduğu haberler ve röportaj hakkında marka temsilcinize bir brief vermek de, önemli olan ikinci kural. Bu süreçi başlatırken markanız ile hem yazılı hem de sözlü onay alarak hareket etmelisiniz. Her iki tarafın da uygun günleri, gündem dikkate alınarak belirlenmelidir. Marka ve gazeteci tarafında istenmeyen durumlar çıktığında ve röportaj gerçekleşmediğinde, ikinci bir şans her iki taraf tarafından değerlendirilebilir. Bu yüzden iki tarafın da en az 15 günlük ajandasının bilinmesinde fayda var. Burada gazetecinin dikkat ettiği konu, haberini yapacağı konunun daha önce medyada yer almamış olması.

Kriz – benim yaşadığım bir krizi paylaşmak istiyorum. Bir markam için ulusal bir gazetenin ekonomi muhabirine röportaj önerisinde bulunmuştum. Muhabir konuyu beğendiğini, röportaj yapmak istediğini belirtmişti. Bunu müşteriyle paylaşarak onay aldım. Her iki tarafın da uygun günlerini alarak röportaj tarihini belirledim. Röportaj tarihinden bir gün önce marka temsilcim hasta olduğunu, röportajı gerçekleştiremeyeceğini belirtti. Oysa, hem gazeteci, hem halkla ilişkiler temsilcisi olarak ben bütün takvimi ve planları ona göre belirlemiştim. Bunu gazeteci ile uygun bir dille  paylaştığımda olumlu karşıladı. Bir sonraki hafta için her iki tarafın ajandası uygun değildi. Röportaj üçüncü haftaya sarktı. Üçüncü haftada uygun bir tarih bulduk ve tekrar gün belirledik. Bu sefer de röportaj gününden iki gün önce markamızın dünya başkanı ile aylar önce yapılan röportaj yine Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinde yarım sayfa şeklinde yer almıştı. Bu haberi gören muhabir, siz benimle dalgamı geçiyorsunuz! hastalıkla, yoğunlukla beni oyalayarak başka gazetelerle röportaj yapmışsınız diyerek röportajı iptal etmişti. Bu krizde hem halkla ilişkiler temsilcisi olarak ben, hem de markanın itibarı, gazeteci karşısında tamir edilemeyecek şekilde bozulmuştu. Bu durumu gazeteciye açıklamama rağmen gönül alamamıştım. Bu yüzden, medya ilişkilerinde A-B-C planları her zaman hazır olmalı. eğer bir röportaj yapıldıysa, yayımlanma tarihi beklenmeli. Marka temsilciniz iyi brief edilmeli. En uygun tarih belirlenmeli.

Problem – Bu üçlü arasında yaşanan bir diğer problem veya kriz, markanızın gazetecilerle sizin haberiniz olmadan direk iletişime geçmesi. Bu durumda ortaya çıkan problemler ise, marka temsilcisinin gazeteci ile iletişimde değinmemesi gereken konulara değinmesiyle ortaya çıkıyor. Örneğin, röportajlardan sonra haberin yayımlanmadan önceki taslağını isteyebiliyor. hiçbir gazetecinin bir haber yayımlanmadan markaya göstermesi gibi bir lüksü ve tahammülü yok. Diğer bir örnek ise, marka temsilcisinin gazetede yer almasını istediği soruları ve cevapları gazeteciye teklif etmesi. Bu durum marka itibarı ve gazetecinin marka temsilcisine bakış açısını olumsuz yönde değiştirecektir. Bu yüzden medya ile ilişkilerde marka temsilcinizin gazeteci ile iletişimde dikkat etmesi gereken noktalar hakkında iyi brief edilmiş olması gerekmektedir. Gazetecinin en çok sinirlendiği konulardan biridir kendisinden haberde isteği dışında bir şeylerin yer almasını istemek. Markanızı, gazeteci ile iletişimde iyi brief etmeli, direk iletişime geçmemesini sağlamalısınız.

Kriz – Bir gün canlı yayın çekimi için markanın binasındayız. Canlı yayın ekibi ile daha önceden organize ettiğimiz canlı yayını gerçekleştireceğiz. Yayından önce marka temsilcisi beni arayarak, gazeteciye bir soru iletmemi ve yayın sırasında bu soruyu kendisine sormasını rica etti. Bir halkla ilişkiler temsilcisi olarak markanız müşteriniz olduğu için bir tepki veremiyorsunuz. Eğer muhabir tanıdığınız biri ise, bunu uygun bir dille açıklarsınız. Lakin değilse, sırf bu yüzden yayını iptal edebilir. Nitekim muhabir benim tanıdığım birisi olduğu için durumu uygun bir dille açıkladım. Kendisi kabul etmedi, seni tanımasam, ters cevap verebilirdim dedi. Gazetecinin işi soru sormak, markanın işi ise cevaplamak. Hedef kitle sizden cevaplar bekler. Buradaki durum markanın gazeteciye soru iletmemesi gerektiği yönünde bilgilendirilmiş olması gerektiğiydi. Malesef, bu bilgilendirme yapılmamıştı. Markanızı iyi bilgilendirin. Sizin dışınızda medya ile ilişkilerde hareket etmesini engelleyin. Burada ben marka ile yeni tanıştığım için bu bilgilendirmeyi yapamamıştım.

Sonuç – Gazeteci, marka ve halkla ilişkiler ilişkileri, küçük bir soru yüzünden bozulabilir. Hakkınızda ilerleyen süreçlerde olumsuz haber yapılabilir. Artık hiç haber de yapmayabilir. İtibarınız gazeteci nezdinde, röportaj iptal eden, sözünde durmayan bir algı yaratabilir. Noolur dikkat edin.

23 Mayıs 2012

PR, bir kişinin network’üdür

PR nedir? Dediğimizde aklımıza iletişim, ilişki, yönetim, halk, hedef kitle, kurum, kuruluş gibi direk olarak kavramlar gelirken, dolaylı olarak ise hoşgörü, iyi niyet, empati, güzel konuşma gibi duygusal kavramlar gelir. Aslına bakarsanız PR bir uygulayıcının (specialist) network’üdür. Bağlantı kurmuş olduğu çevresi ve iletişim halinde bulunduğu paydaşlardır. 

 

Network’ünüz ne kadar genişse iş bitirme süreniz o kadar  kısa olur. PR network’ü nedir diye açıklama da yapmak görevimiz. PR network, uygulayıcının farklı sektörlerden iş ortaklarına iletişim desteği verirken, her ortağın farklı türde beklentileri ortaya çıkar. Bu beklentiler, örnek veriyorum, bir açılış etkinliğinize Başbakan’ı veya üst düzey bürokratları çağırırken ortaya çıkar, kimi zaman da bir ünlüyü markaya yüzü yapmaya çalışırken. Eğer çevrenizde o ünlüye veya bürokrata kısa yoldan ulaşacak birisi var ise şanslısınız, yoksa bir günde ayarlayacağınız bir görüşmeyi, 15 günde yapabilirsiniz.

PR Network, aslında her telden çalar. Hem sektör temsilcilerini, hem medya temsilcilerini, hem Ankara lobilerini, hem de iş dünyasını tanımaktır. Bir selam veya merhabınız olacak seviyede de olsa ilişkileri ve bağlantıları sürekli güncelleme ve kontrol etme durumunda olmalı insan.

Akademik camia;  halkla ilişkilerde ilişki yönetimi, network oluşturma, dünya ile olan iletişimi pek fazla su yüzünde tutmaz. Teori olarak yansıttıkları bir takım kavramlar, aslında gerçek network’ü desteklemeye ve anlatmaya yetmeyebilir. PR network, ne kadar tanıyorsanız, o kadar iş yapabilirsiniz demektir. Bir PR’cı açısından “tanımak” kavramı network ile eş anlamlıdır. Örnek veriyorum, Bir kurumun medya direktörü isen eğer, müşterinde meydana gelebilecek bir krizde, basını kontrol altında tutabilme, bir kaç haber yayınlatabilme, ne bileyim, bir kaç haber yayınlatmama gücün olmalı. Gazetecileri iyi tanıyor olmalısınız. Gazeteleri iyi tanıyor olmalısınız. Hangi gazete bel altı haberler yapar, hangi gazeteci kaynaksız haber yapar, bilmelisiniz ve o gazeteyi ve gazeteciyi bir şekilde kendi bilgilerinizle bilgilendirmeli, istenilen davranışı sergiletmelisiniz.

 

alyldrm.com

ALİ YILDIRIM