Keşke geleneksel kalabilseydik

Keşkelerle dolu bir yaşama doğru mu ilerliyoruz sizce? Her geçen gün artarak büyüyen bir keşkeler dünyası mı bekliyor bizi?

Keşke babannemin dediklerini yapsaymışız….

Keşke yine eskiden olduğu gibi zillere basıp kaçabilsek… Keşke hayatımızda yine çevirmeli telefonlar olsa… Keşke buluşmalar yine hep heyecanlı olsa…

Her geçen gün gelişen ve değişen teknoloji, eskiden yapmakta zevk aldığımız ve mutlu olduğumuz bir çok davranışımızı elimizden acımasızca çekip aldı. Yaşamımızı tamamen ele geçirdi. Tüm huzurumuzu 78 tane tuşlu klavyenin esaretine terketti. zile basıp kaçmam gerekirken beni ‘dürt’ kelimesinin esiri yaptı.

Omzuna elimi atarak gezdiğim dostlarımla yalnızca paylaş butonu ile haberleşmenin kucağında bıraktı.

Teknoloji tüm özel hayatımızı 7 milyar insanın tek tuşla erişimine bıraktı.

Sırf bir masa etrafından okey’ler oynamak, çaylar içmek için bir araya geldiğimiz aile dostlarımız ve akrabalarımızla artık börekler, çörekler yapıp toplanmıyoruz. İnternetten oyunlar oynayıp sanal hediyeler gönderiyoruz.

Acaba babaannem hep haklı mıydı evladım bunlar şeytan icadı derken?

Sevdiklerimizle güçlü bağlarımız varken, kısa sürede hayatımıza giren ve virüs gibi tüm vücudumuzu saran sosyal ağ çılgınlığı ne ara önüne geçti bu güçlü bağların ve sıcaklığın…

Biz ne ara sevdiklerimizi hiçbir ilişkimiz olmayan bir web sitesi yüzünden üzer olduk? Bir linke tıklamakla boşanan çiftler ne ara bu duruma geldi. Babaannem hep haklı mıydı yoksa?

Sanal dünyada düzenlediğimiz etkinliklerle tüm ilişkilerimizi yürütmeye çalışmanın her şeyi halledebileceğini biz ne ara düşündük?

Eskiden bayram ziyaretlerimizi ev ev gezerek yaparken, biz ne ara toplu SMS’min kurbanı olduk? biz ne ara kopyala-yapıştır mesajlarının esiri olduk?

Hoş sohbetler yapardık boğaz kenarında mehtaba karşı. Şan dersleri alırdık güzel konuşmak için. Oysa biz şimdi 140 karakterin peşinden teknoloji tutkunu olduk. Sosyal medyanın uzmanı olduk. Takipçi sayısı kadar itibarımız oldu. Yoksa babaannem haklı mıydı oğlum evden çıkmadan önce kapıyı kilitle derken?

Koşup zıplayıp, gezip eğlenmek varken biz bilgisayar başında neden tüm zamanımızı ağustos böceği gibi harcıyoruz?

Obeziteden dem vururken, biz neden hala teknolojinin kurbanı oluyoruz?

yoksa babaannem hep haklı mıydı?

Ali Yıldırım

@aliyildirimy

Markaların sosyal medyada var olması avantaj mı? dezavantaj mı?

Bundan tam 7 yıl önce ne dijital ajanslar, ne de sosyal medya ajansları vardı. Geçtiğimiz 3-5 yılda kedi yavrusu gibi türeyen sosyal medya ajansları, markalara geleneksel medya ilişkilerinin yanında farklı ve daha verimli bir yeni medya iletişimi hizmeti veriyor mu? Peki markalar, Facebook ve Twitter gibi ağlarda var olarak kurumsallığına pozitif katkı ve portföyüne yeni müşteriler ekleyebiliyor mu? Veya hedef kitlesini istenilen algı düzeyinde tutabiliyor mu? Sosyal ağlarda var olmak avantaj mı? dez avantaj mı? 

Markalar sosyal medyada var olarak  aslında, kurumsal itibarını internette futbol topu gibi kullanıcıların ayağına bırakıyor. Marka hakkında küçük bir sorun yaşayan müşteri hemen sosyal ağlarda kötüleme kampanyalarına soyunuyor. Facebook’ta sayfa açıyor, Twitter’da “tt” için uğraşıyor, Google’dan blog açıp herşeyi çarşaf çarşaf yayınlıyor. Bu da yetmezmiş gibi üstüne markanın sosyal ağlardaki hesaplarını olumsuz ifadeler (küfürler) bombardımanına tutuyor. Bunu duyan bir çok kullanıcı markanın açıklamalarından çok, kullanıcının sözlerine itibar ediyor. Peki, bir markanın sosyal medyada var olması, fotoğraflar yayımlaması, etkinlikler oluşturması, kendisi hakkında bilgiler paylaşması, “liker”ların ne kadar umrunda?

Türkiye’de faaliyet gösteren ve sosyal medya ajansına bir sürü para vererek “beni Facebook’ta yaşat abi” diyen markalar, ortalama 10 bin “liker”a sahip. Bu “liker”ların her birinin ortalama “200” arkadaşı var. Bu 200 arkadaştan 120’si günde en az 3 paylaşımda bulunuyor. Oluşacak sirkülasyonu da düşünürsek,  bir kullanıcının duvarında 3 dakikada bir “haber” paylaşılıyor (detaylar sıkıcı, direk istatsitik en iyisi). Bu haberlerin yüzde 70’i komedi içerikli haberler, yüzde 20’i kişisel iletiler, yüzde 10’u ise fotoğraflar. Peki markalara soruyorum! Sizin günde “günaydın arkadaşlar, iyi akşamlar arkadaşlar, keyifli haftasonu arkadaşlar, sıkıldınız mı, o zaman bir büyük iyi gelir arkadaşlar” demek bu paylaşımlar arasında ne kadar yer bulur? peki sosyal medyada var olarak ulaştığınız kişi sayısı, sizi geleneksel medyada harcadığınız paradan tasarruf yaptırıyor mu?sosyal medyada hedef kitleyle kurduğunuz direk bağlantı ne kadar verimli? Bir kere sosyal medyada var olmak için, sosyal medya ajansına para ödeyeceksiniz, Facebook’ta açılacak olan sayfada yer alacak “aplikasyonlar” için ortalama 8-10 bin dolar ödeyeceksiniz, üstüne üstlük direk bağlantı kurduğunuz “liker”lardan en küçük bir sorunda azar işiteceksiniz, sizi anlamak mümkün değil.

Markalar, sosyal medyada var olmayı marifet sanıyorlar. Biz sosyal medyadayız. biz tüketici ve müşterilerimizle direk bağlantıdayız diyorlar. Peki, hiç düşündünüz mü müşteri hizmetlerini aradığınızda neden ulaşamıyorsunuz? saatlerce markayla bağlantı kurmak için bekletiliyorsunuz hala? sizi reklamlarla, “cingıllarla” sinir ediyorlar; fakat, sosyal medyada direk bağlantıdalar. neden? çünkü gerçek yaşamda sizi önemsemiyorlar, sanal yaşamda ise, göz boyuyorlar.

Deneyimli bir gazateci-yazar ve iletişimci der ki; “sosyal medya, geleneksel medyanın bir parçasıdır. yıllar geçtikçe yeni teknolojiler ortaya çıkacaktır. Çıkan her teknoloji için yeni bir şirket ve yeni bir ajans kurmak markalar için israftır. 70’li yıllarda yapılan halkla ilişkiler faaliyetleri, yazılı basınla sınırlı idi. Fakat, televizyonlar çıktığında ve yaygınlaştığında, Televizyon medya ajansları kurulmadı. peki eksiklik hissedildi mi?hayır. Aslında sosyal medya, geleneksel medya ilişkilerinde bir bölüm olarak değerlendirilmeli. TV, gazete ve derginin yanında sosyal medya olarak yer almalı. bunun için tonlarca para harcamak, israfın ötesine gidemez. Sosyal medyada hedef kitleye ulaşmak, binlerce bilgi ve enformasyonun yer aldığı yerde görüldüğü kadar kolay değildir. Sizi “like” eden bir kişi aslında takip değil, el alışkanlığından dolayı takip eder. “

Peki, markaların ve bireylerin internette güvenliği ne durumda?

Kolorado Üniversitesi’nden kirk Hallahan der ki, internette ve sosyal ağlarda oluşturduğunuz hesaplar, aslında somut varlığınıza giden bir yoldur. sosyal yaşamınızdan, internete döşediğiniz bu yoldan, istenmeyen sonuçlar çıkabilir. Bu hem bireysel kullanıcılar için, hem de markalar için büyük tehlike oluşturmaktadır. Normal yaşamda elinde silah olan terör örgütleri, aynı şekilde internette de mevcut. Siber saldırılar, hekırlar, tüm bilgilerinizi çalmak için elinde fare bekliyor aslında. sosyal ağlar da bu durum, rakipler tarafından oluşturulan saldırı timleri olarak ortaya çıkıyor. Çarşaf, çarşaf serdiğiniz bilgileriniz, resmi hesaplarınız, sokaklara saçılmış gibi internetin derinliklerine saçılıyor.