Tarihte kültürel zenginliğini kaybetmeyen tek şehir: Batum

Genel ,Geziler
01 Temmuz 2012

Hürriyet Bumerang ve Acara Özerk Cumhuriyeti Hükümeti bünyesinde bulunan Turizm ve Reklam Departmanı el birliğiyle Acara bölgesinin başkenti Batum’a 2 gece 3 günlük bir seyahat gerçekleştirdik. Bu işin formal boyutu. Anlatmam gereken çok önemli bilgiler var. Yemekten mimariye, müzelerden kafelere, sıcak kanlı yardımsever halkından dünyanın en büyük ikinci botanik bahçesine kadar öyle mükemmellikler var ki, kusurumu bağışlayın, bunları tek tek farklı makalelerde anlatacağım. Bu yazı şimdilik tespitler ve özet şeklinde olsun.

Öncelikle kendime kızıyorum. Ben komşumu daha önce neden tanımadım. Avrupa’nın bir çok ülke ve şehrinde görmediğim ve göremeyeceğim insan ilişkileri, nazik davranışlar, kültürel bağlılık, çalışkanlık, geleceğe umutla bakmak, devrimlerin ve komünizmin gölgesinde bu derece samimi  kalabilmenin ruhunu Batum’da hissettim.  Sevgiyi size daha ilk anda hissettiren bir şehir. Havalanına adımınızı atar atmaz, geleneksel kıyafetli bir kız, diğeri erkek iki pırıl pırıl çocuk size baklava ikram ediyor. Güleryüzle bakıp, yarım Türkçesiyle iyi günler diyor. Şaşıp kalıyorsunuz. Peki Nüfus cüzdanıyla giriş yapılan tek yabancı devletin Gürcistan olduğunu da biliyorsunuz değil mi? sanki İstanbul’dan Tokat’a gider gibi. Acara Hükümet Başkanı Türkiye Temsilcisi ve danışmanı İlker Dindar Der ki, “sen komşunun kapısını çaldığında pasaport gösteriyor musun? Hayır dedim, haaa komşuluk böyle birşeydir. Eğer komşundan kapını çalması için pasaport istersen orada komşuluk olmaz. Biz Türkiye’ye buradan bu gözle bakıyoruz. Kardeş ve komşuyuz biz.”

Peki 2000’li yıllarda iki devrim atlatan Gürcistan, şimdilerde neler yapıyor? Acara Bölgesi’nde neler olup bitiyor biliyor musunuz? öyle güzel şeyler oluyor ki anlatırım hemen :). Mesela mimari yapı, modernizm ve geleneksel yapıyla harmanlanıp ışıklı, lazerli, çiçekli böcekli ve işlemeli bir görsel şölene dönüştürülüyor.  Gece olunca Batum sokakları farklı ahenkte ışıklarla aydınlatılıyor. Her ağaç ve binada ayrı ışıklar var. Büyük bir uyum içerisinde size şarkılar, şiirler okuyor adeta.  Sovyet dönemden kalan çok daireli komün binalarla, iki ve üç katlı geleneksel ve post modern yapılar bir arada uyumsuz, fakat kardeş gibi geçiniyor. O devasa binalar da yakın zamanda yıkılarak yenileri ile değiştirilecek. O binalarda yaşayan insanlar ise yine aynı yerde yaşamaya devam edecekler. Her yerde yenilenme ve inşaat çalışmalarını da görmek mümkün. Fakat bu çalışmalar, şehrin mimarisini Batum’a özel oluşturmak. Türkiye’deki gibi her yeri alışveriş merkezi ve rezidanslar yapmak değil. Bir de, Batum’un varolan mimari yapısında şu anda, Osmanlı, Post Sovyet ülkeleri ve rus  mimarisini görmek mümkün. Acara Özerk Cumhuriyeti Hükümet Başkanı Levan Bey der ki, “dünyanın global markalarını buraya çağırıyoruz. Çok büyük yatırım imkanları sağladık. Şuanda Sheraton ve Radisson gibi markalar otellerini açmış durumda. Kempinski ve Trump Tower’ın da inşaatları sürüyor. ” Belli ki sayın başkan, bir cennet yaratmayı hayal ediyor.

Yemek kısmını ayrı bir yazıda mı anlatsak? Yok yok, hemen biraz bilgi vereyim. Detayları sonra anlatırım. Burada domatesinden patatesine, peynirinden zeytinine kadar her şey öyle lezzetli ki,  hani o organik diye Nişantaşı, Cihangir civarında satılan meyve, sebze ve gıdalar varya, Batum ‘unkilerin yanında “halt” etmiş. Onlar işi bıraksın. Buranın bir domatesi, bir patatesi size tadın ne olduğunu anlatıyor. Börekleri, atıştırmalık mezeleri, farklı salataları, pideleri ve sosları size “ben daha önce ne yedim abi!” sorusu sordurtuyor. Yemeklerin fotoğrafları, isimleri ve farklılığını ortaya koyan leziz yemek yazımı en kısa sürede yazacağım.

Bir şehir nasıl canlanır? bir halk büyük bir baskı altındayken nasıl umudunu yitirmez ve geleceğe güvenle bakar? Nasıl olur da tavır ve davranışları negatif yönde değişmez? En zenginiyle en fakiri yan yana bir sokakta nasıl oturur?  bu soruların cevabı İlker Bey’de saklı. Derki, “Batum’da yaşayan halka baktığınızda kollarında saat pek görmezsiniz; çünkü biz saatlere göre değil, zevkimize ve mutluluğumuza göre yaşarız.” Bu sözden hovardalık çıkmasın, devamı var. Halkın huzuru ve mutluluğu için çalışıyorlar. Kısa zamanda deniz kenarına devasa “Bulvar” yani Kordon inşa ederek yeşili ve doğayı şehre hakim kılıyorlar. “Doğaya ve doğallığa  nasıl sahip çıkılırın” derslerini Batum’dan alabiliriz.

1920’li yıllarda temelleri atılan “Batum botanik Bahçe veya diğer adıyla Batumi Botanic Garden” dünyanın en büyük ikinci botanik bahçesi. 20 bin civarı bitki olduğunu söylüyor, Acara Özerk Cumhuriyeti Turizm Dairesi Pazarlama ve Reklam Bölüm Başkanı Nino. Ben buraya bahçe demek istemiyorum. Binlerce farklı ağacı içerisinde barındıran doğal bir ormana dönüşmüş. Her bir ağacın nereden getirildiği yazıyor. Dar ve kavisli sokaklarında gezerken, aldığınız nefesin içerisinde 20 binden fazla ağacın oksijenini hissediyorsunuz. Farklı koku ve renkte öyle güzel çiçekler var ki, “ya ben cennetteyim, ya cennet benim içime kaçmış burada” diyorsunuz. İşin ilginç bir diğer yanı ise bu bahçede delme çatma evleri olan insanlar yaşıyor. Ne hükümet, ne polis, ne zabıta bu insanlara “çıkın” diyor. Keyifleri ve huzurları bu şekilde yerine geliyorsa, halkımın huzuru daha önemli diyorlar.

 Başlığa, “Tarihte kültürel zenginliğini kaybetmeyen tek şehir: Batum” dememin sebebi, onlarca devrimlere ve istilala uğramasına karşın gelecek umudunu, inancını, güvenini ve geleneklerini hiç kaybetmeden azim ve kararlılıkla hayata devam etmesi. Ve şu anda kısa zamanda çok büyük değişiklikler yapılması. Yollar, opera binaları, sanat merkezleri, kuleler, resterasyon

çalışmalarıve daha niceleri, bu yazı dizisinde alyldrm.com’da olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir