Tüm Mahremiyetlerin Sosyal Ağlarda Paylaşılma Kültürsüzlüğü

internet webTeknoloji öyle gelişti ki; akıllı telefonlar olmadan, tabletler olmadan, GPS cihazları olmadan hiçbir şey yapamaz hale geldik. Hayatımızın akışını teknolojik aygıtlar ve sosyal ağlar belirlemeye başladı. Ne düşündüğümüz hakkında bilgileri Twitter isterken, nerede oturup, nerede kalktığımızı öğrenmek için foursquare devreye girdi. Anlık faaliyetlerimizi ve davranışlarımızı görüntüleyip dünya ile paylaşmak zorunda olduğumuz gerçeği Instagram ile şekillendi. İleti paylaşmadığımız bir kaç saatte “şu şu kullanıcılar, sizin ilgilendiğiniz konuda tweet atıyor, hadi hemen bak” gibi ilgi çekici uyarılarla bizi ağa bağımlı hale getirdiler. durum öyle haller aldı ki, kazazedelere yardım etmeden, onların videolarını çekmek gibi endişeler içerisinde girdik.

Bir diğer bağımlısı olduğumuz sosyal ağ Facebook ise son güncellemelerle insanların anlık olarak neler hissettiğini sorgulamaya başladı. Birbirinden farklı duygu ikonları ve ifadeleriyle kullanıcıların ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne yapmakta olduğunu, ne yapacağını ve neler yapabileceğine kadar her şeyi talep etmeye başladı. “yorgun hissediyor, üzgün, mutlu, huzurlu, huzursuz, evli, çocuklu” gibi tüm ruh hali ve haletimize dair bilgilerin paylaşılmasını istemeye başladı. Kullanıcılar ise nasıl bir bermuda üçgeni içerisinde kaldığından bi haber, sosyal ağların tüm taleplerini yerine getirmeye başladı.

Bunun sonucunda ne yiyip ne içtiğimizi, nerede olup, nereye gideceğimizi, nasıl davranıp nasıl tutum içerisinde olduğumuzu, evimizin hangi köşesinde ne gibi aksesuarların olduğunu, koltuk döşemelerinin renginin nasıl olduğunu, TV ünitesinde nelerin olduğuna dair hayatımızda olup bitenler hakkında tüm dünyayı bilgilendirmek zorunda bırakıldık. Her anı paylaşmak, her anı görüntülemek ve yaymak gibi mecburiyetler içerisine girdik. Bu durumun bir başka boyutu ise paylaşım gruplarının bu denli yoğun mesaj bombardımanına maruz kalıp kalmayacağı konusu. Bir kişinin Facebook aracılığıyla tüm mahremiyetini an be an tüm arkadaş listeleriyle paylaşması, o arkadaşların buna maruz kalırken hissettikleri, bu hislerin o arkadaşa karşı davranışlarında nasıl bir değişiklik yapacak? Bu ve benzeri sorular da bu hususta devreye giriyor. Bir çok insan sosyal ağlarda birbiriyle arkadaş olmasına rağmen, o arkadaşının eşiyle, sevgilisiyle, kedisiyle veya köpeğiyle an be an neler paylaştığını bilmek zorunda olmayabilir. Bu durum, ilişkilerde bir takım sıkıntılar doğurabilir. Paylaşılan içeriğin niteliği, paylaşılan ortamda yer alan kullanıcıların hayatında hiç olmayabilir, derin yaralar açmış olabilir veyahut fizyolojik-psikolojik bunalımlar yaşatabilir.

Biz geçmişten gelen toplumsal bir ahlak olarak benimsediğimiz “paylaşma” kültürünü sosyal ağlarla birlikte yanlış yorumlamışız. Sosyal Ağlar Nesli, elindekini bir başkasıyla paylaşmayı, sanırım yanlış anlamış. Yediğini paylaşacağına, yediğinin fotoğrafını paylaşmayı öğrenmiş. Bizler sevgiyi, saygıyı ve insanlığı paylaşmayı öğrenmiştik oysa.

Bir başka konu ise sosyal ağların paylaşım mı, yoksa iletişim ağı mı olduğu… Sosyal ağlar iletişim kurmak için mi vardır yoksa kullanıcıların birbirlerine mesaj bombardımanı yapması için mi? Benim kişisel kanaatim, sosyal ağlar birer iletişim aracıdır. Bu araçlarla çeşitli konularda çeşitli fikir ve mülahazaları paylaşmak doğal ve tabiidir. Kurumların hedef kitlelere, devletin vatandaşına, arkadaşların ise biribirine ulaşması için bir araçtır. Lakin, tüm mahrem hayatın, yatak odasına kadar paylaşımı, evdeki aksesuarların duruş ve yer alış biçiminin bile paylaşılması, kültürsüzlüktür.

Bu manada, yumuşak güç kavramı burada devreye giriyor olsa gerek. Samimi iletişim yöntemi, aygıtlar ve ağlar aracılığıyla bu kadar etkili hale gele gelebildiyse, yapay zekaya sahip aygıtların gelmeyeceği hususunda zerre şüphe yoktur. sosyal ağlar kullanıcıları paylaşım konusunda bu kadar fütursuzlaştırdıysa, gidişat konusunda endişeliyim.

Son olarak tavsiyem, hiçbir kullanıcı kimsenin mahrem hayatını görmek zorunda değil. art arda mesaj bombardımanına maruz kalmak zorunda da değil. Paylaşılan içeriklerin nitelikleri paylaşılan kişileri rahatsız etmediğinin garantisi verilemez.

Başlığı esinlendiğim hocam İdil Sayımer’e sevgilerle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir