Yeni medyanın doğru bilgi üzerindeki etkisi ve iletişimciler

blog
07 Ocak 2013

Başarılı bir iletişimci olan Gökşen Çalışkan’nın ‘Çok okuyan bilmişler’ blog yazısını okuyunca hak verdim. Yazıda doğru bilginin irdelenmesi gerektiği, bilgiyi paylaşırken ki üslup ve tutumların önemli olduğu, iletişim sektöründe daha da önemli olduğu yer alıyor. Aynı zamanda sorgulamanın da önemine dikkat çekilmiş. Özellikle iletişim sektöründe doğru bilgiyi doğru biçimde kullanmak ve paylaşmak önemli. Gökşen Çalışkan’ın yazısını okumakta fayda var. Hepimizin sıklıkta yaptığı hatalara dikkat çekilmiş. Genç iletişimciler okumalı.

İnternetin gelişmesiyle birlikte bilgi toplumuna dönüşmemiz bizlerde tüm bilginin sahibi olma rehaveti yarattı. Sosyal medyada üretmeden paylaşma modeli ortaya çıktı. Hangi bilginin doğru, hangi bilginin yanlış olduğunun ayrımına varmak gerçekten güçleşti.Sosyal medyayı iyi kullanan ve zamanının çoğunu sosyal medyada geçiren bazı düzenbazlar, bilgileri çarpıtarak akılları sıra eğlenmeye çalışıyor. Medya okur yazarlığı olmayan ve medyada yer alan bilgilerin nasıl bir süzgeçten geçtiğini bilmeyen, yeni internet kullanmaya başlamış Anadolu insanı ise bu bilgileri doğru bilgi olarak alıyor. Parantez içine alınmış ve altına ünlü şairlerin, yazarların, bilim adamlarının ve bilgelerin ismi yazan bazı süslü cümleler, pervasızca paylaşılıyor. Özellikle siyasi sözlerde muhafazakar kesim Dinsel içerikli sözler yazıp, altına Atatürk yazarken, ulusalcı kesimler de tam tersini yapıyor. Tamamıyla nefret söylemi örnekleri ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla doğru bilginin ne olduğu, hangi bilginin nereden geldiğine dair kaynaklar çürütülüyor. Artık ortada yalnızca başı boş bilgiler kalıyor. Bu durumu ise internet ve yeni medya tetikliyor.

Gökşen Çalışkan’ın şu tespiti internetin doğru bilgi ve insan üzerinde nasıl bir etki yarattığını iyi açıklıyor. Özellikle internetteki bilgi yığınının kendi payımıza düşen kısmından nasiplenerek, herşeyin en doğrusunu bildiğimize inanıp , inandırma çabası içine girdiğimiz oluyor.

Eskiden bilgi kaynakları kısıtlı idi. eğer bir bilgiyi hedef kitleye aktarıyorsak, asıl kaynağından aktarıyorduk. kütüphane ismine kadar kaynağı veriyorduk. Ya da direk kitaptan bilgi paylaşımı sağlanıyordu. İnternetin çıkmasıyla birlikte bilgi kaynakları birbirine girdi. Doğru bilginin kaynakları karıştı. Artık tüm kaynağımızı internete dayandırıyoruz. Bilginin altına artık kütüphane ismi değil, web sitesi ismi yazıyoruz. Bir web sitesinin ne kadar kısa sürede ve bedava kurulduğunu hepimizi biliyoruz. bilgi kaynağını bir internet sitesine dayandırmak da ne kadar doğru bilemiyorum.

Sonuç olarak doğru bilgiyi ve bilgi paylaşımını doğru zamanda, doğru yöntemle, doğru şekilde aktarmak gerek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir